99

٩٩

اَوَ لَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّهَ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ قَادِرٌ عَلى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ اَجَلًا لَا رَيْبَ فيهِ فَاَبَى الظَّالِمُونَ اِلَّا كُفُورًا

(99) e ve lem yerav ennellahellezi halekas semavati vel erda kadirun ala ey yahlüka mislehüm ve ceale lehüm ecelel la raybe fih fe ebez zalimune illa küfura
görmediler mi? gerçekten Allah gökleri ve yeri yarattı onların mislini de yaratmaya kadirdir onlar için bir ecel tayin etti onda hiç şüphe yoktur ancak zalimler küfürde kalmakta direndi

(99) See that not that Allah, who created the heavens and the earth, has power to create the like of them (Anew)? only he has decreed a term appointed, of which there is no doubt. But the unjust refuse (to receive it) except with ingratitude.

1. e ve lem yerev : ve onlar görmüyorlar mı
2. ennallâhellezî : o Allah ki, onun olduğunu
3. halaka es semâvâti : semaları yarattı
4. ve el arda : ve yeryüzü, arz
5. kâdirun : kaadir olan, gücü yeten
6. alâ : üzerine, …e
7. en yahluka : yaratmak
8. misle-hum : onların benzerini, bir mislini daha
9. ve ceale : ve kıldı, yaptı
10. lehum : onlara, onlar için
11. ecelen : bir süre, bir ecel, belli bir zaman dilimi
12. lâ reybe : şüphe yoktur
13. fî-hi : onda
14. fe ebâ : buna rağmen direttiler, dayattılar
15. ez zalimûne : zulmedenler
16. illâ : sadece, ancak, yalnız
17. kufûren : inkâr ederek

Advertisements