63

    RevelationCuzPageSurah
    102 18358Nur(24)

٦٣

لَا تَجْعَلُوا دُعَاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ اللّهُ الَّذينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ الَّذينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِه اَنْ تُصيبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُصيبَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(63) la tec’alu düaer rasuli beyneküm ke düai ba’diküm ba’da kad ya’lemüllahül lezine yetesellelune minküm livaza fel yahzerillezine yühalifune an emrihi en tüsiybe hüm fitnetün ev yüsiybehüm azabün elim
Çağırmayın resulü çağırdığınız da aranızda birbirinizi çağırır gibi kesinlikle Allah bilir içinizden (birini) siper ederek sıvışanları o kimseler ki, sakınsınlar (peygamberin) emrine muhalefet edenler isabet etmesinden onlara bir fitnenin yahut kendilerine gelmesinden elim bir azabın

(63) Deem not the summons of the Messenger among yourselves like the summons of one of you to another: Allah doth know those of you who slip away under shelter of some excuse: then let those beware who withstand the Messenger’s order, lest some trial befall them, Penalty be inflicted on them. or a grievous

1. lâ tec’alû : kılmayın, yapmayın
2. duâe er resûli : resûlün çağırması
3. beyne-kum : (sizin) aranızda
4. ke : gibi, aynı, eşit
5. duâi : çağırma
6. ba’dı-kum ba’den : birbirinizi
7. kad ya’lemu : biliyordu
8. allâhu : Allah
9. ellezîne : onlar
10. yetesellelûne : gizlice çıkarlar
11. min-kum : sizden
12. livâzen : bir şeyi siper ederek (görünmemeye çalışarak)
13. fel yahzeri (fe li yahzeri) : o zaman sakınsınlar, çekinsinler
14. ellezîne yuhâlifûne : hilâfet edenler, karşı gelenler
15. an emri-hi : onun emrinden
16. en tusîbe-hum : onlara isabet etmesi
17. fitnetun : bir fitne
18. ev : veya
19. yusîbe-hum : onlara isabet eder
20. azâbun : bir azap
21. elîmun : acı, elîm


SEBEB-İ NÜZUL

l. Ebu Nuaym’ın Delâil’de Dahhâk kanalıyla İbn Abbâs’tan rivayetinde o şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sa)’e hitabederken “Ey Muhammed, Ey Ebu’l-Kasım!” derlerdi. Bunun üzerine Allah Tealâ: “O Rasûl’ün çağırmasını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi saymayın…” âyet-i kerimesini indirdi.

2. “Allah, içinizden bir diğerini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak bilir….” âyet-i kerimesinin nüzul sebebinde Kelbî der ki: Allah’ın Rasûlü (sa) hutbesinde münafıklara ta’rîzde bulunur ve onları kınardı. Münafıklar da sağlarına, sollarına bakarlar; kendilerini kimsenin görmediğine kani olurlarsa usulcacık yerlerinden kalkar ve sıvışırlardı. Şayet kendilerini bir gören olduğunu farkederlerse çıkmaktan vazgeçip mecburen istemeye istemeye namaz kılarlardı. İşte bu durum üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Ebu Davud’un mürselleri meyanında Mukatil’den rivayetle tahricinde o şöyle anlatıyor: Mescid-i Nebevîde Hz. Peygamber hutbe okurken burnu kanayan veya abdesti bozulan bir sahabî çıkmak için Hz. Peygamber (sa)’den izin almadan dışarı çıkmazdı. İşaret parmağıyla Efendimiz’den çıkmak için izin ister ve izin verilirse çıkardı. Hutbe dinlemek veya mescidde oturmak kendisine ağır gelen herhangi bir münafık da böyle mazereti sebebiyle çıkmakta olan bir sahabînin arkasına gizlenerek usulca sıvışırdı. İşte böyle bir hadise üzerine Allah Tealâ “Allah, içinizden bir diğerini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak bilir….” âyet-i kerimesini indirdi.