104

١٠٤

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(104) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Kesinlikle senin Rabbin O, güçlü merhamet sahibidir

(104) And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le : elbette
4. huve : o
5. el azîzu : azîz, güçlü, üstün olan
6. er rahîmu : rahîm,


AÇIKLAMA
Hz. İbrahim (a.s.) kıyamet gününü şu üç vasıfla nitelemiştir.

1- “(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. Cehennem de (Allah’a is­yan eden) azgınlara açıkça gösterilir.”

Yani kıyamet günü cennet saadet içinde bulunacak olan takva sahiplerine yaklaştırılır. Cennete bakarlar ve dünyada işledikleri salih ameller sebebiyle sevinçli ve müjdeli hayatı yaşamak için derhal girerler. Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette şöyle buyurur: “Cennet takva sahiplerine uzak değil, yaklaştı­rılır” (Kâf, 50/21).

O gün yine cehennemin ortaya konulduğu ve haktan sapan bedbaht kâfir­lere açıkça gösterildiği gündür. Kâfirler cehennemi görürler ve dünyadaki bed­bahtlıkları sebebiyle derhal gam ve üzüntü duyarak oraya düşeceklerini anlar­lar. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Onlara şöyle denilir: Siz bu gününüze kavuşmayı nasıl unutmuş idiyseniz biz de sizi öylece (azapta) unuta­cağız. Sizin yeriniz ateştir. Size hiç yardımcılar yoktur.” (Casiye, 45/34); “Onu yakından gördüklerinde inkâr edenlerin yüzleri kötü bir hale getirilmiş olur.” (Mülk, 67/27).

Sonra da cehennemliklere bir azarlama ve tahkir olmak üzere şöyle nida edilir.

2- “Onlara: Allah’ı bırakıp da taptıklarınız nerede? (O putlar) Size yardım edebiliyorlar mı? Yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu? denilir.”

Yani nerede Allah’ı bırakıp da taptığınız putlar, heykeller ve sahte ilâhla­rınız? Onlar size yardımda bulunmak gibi fayda verebiliyorlar ve sizi azaptan koruyabiliyorlar mı? Onların kendilerine yardım etmek ve kendilerinden azabı engellemek gibi bir faydaları var mı? Bu ikisi de meydana gelmemektedir. Zira bunlar ve sahte ilâhları, ateş yakıtı ve cehennem odunudurlar. Onlar cehenne­me gireceklerdir.

“Hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır. Hem o sahte ilâhlar, hem de o isyankâr azgınlar… Hem de bütün İblis taraftarları…”

Bu sahte ilâhlar ve onlara tapanlar, liderler ve onlara uyanlar cehenneme tekrar tekrar, üstüste atılacaklar. Nitekim onlarla birlikte insan ve cinlerin is­yankârlarından İblis taraftarlarının ilki ve sonuncusu cehenneme atılacaktır. Önce sahte ilâhların cehenneme atılmaları, isyankâr azgınların onların bu kö­tü durumlarını görmeleri ve kurtuluştan ümit kesmeleri içindir.

3- “Onlar cehennemde (taptıkları sahte ilâhlarla) çekişerek şöyle diyecek­lerdir: Allah’a yemin olsun ki, biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz. Biz sizi âlemlerin rabbi ile bir tutmuşuz.”

Azgınlık içinde olan insanlar ve cinler taptıkları sahte ilâhlar ve bu tapın­maya davet eden şeytanlarla son derece öfkeli bir tartışma ve çekişme halinde olacak ve şöyle diyeceklerdir: Allah’a yemin olsun ki, biz sizi -putları, taşları, melekleri ve bazı insanları- ibadet ve emre itaat hususunda alemlerin rabbiyle bir tuttuğumuz için gayet açık ve bariz olarak haktan sapma içine düşmüşüz. “Bu bir gerçektir. Cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesidir.” (Sâd, 38/64).

Bu gerçekten bir hitaptır. Onların şu sözleri buna delildir:

“Bizi ancak mücrimler saptırdı.” Yani gerçek şudur ki: Bizi bu büyük hata­ya şeytanlar, liderler ve başkanlardan mücrim kimseler davet etmişlerdir:

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Ey Rabbimiz! Gerçekten biz efen­dilerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi (doğru) yoldan saptırdılar.” (Ahzab, 33/67). Bugün onların yalancı vaadleri ve sahte emelleri sebebiyle iflas ettik.

Cenab-ı Hak bu durumu şöyle anlatıyor: “Artık şimdi bizim ne şefaatçileri­miz var, ne de samimî bir dostumuz var!” Yani dün şefaatçi ve arkadaş olarak saydığımız kimselerden bize şefaat edecek hiçbir şefaatçi, bizim işimizle ilgile­necek hiçbir sevgili dostumuz yoktur. Çünkü putlar hakkında Allah katında şe­faatçi olacaklarına ve bu putların kendilerine kurtuluş vaadinde bulunan in­san şeytanlarından arkadaşları olduğuna inanıyorlardı. Allah Tealâ onların bu husustaki sözlerini şöyle naklediyor: “Şimdi bizim için şefaatçilerden var mıdır ki bize şefaaat etsinler yahut geriye döndürülür müyüz ki, önceki yapmış oldu­ğumuzdan başkasını yapalım.” (A’raf, 7/53). Yine Cenab-ı Hak şöyle buyuru­yor: “Samimî dostlar o gün birbirlerine düşmandırlar. Ancak takva sahipleri müstesna.” (Zuhruf, 43/67.)

“Keşke dünyaya geri dönüşümüz olsa da iman edenlerden olsak!” Yani keş­ke dünyaya geri dönsek de bir ve yalnız olan, ortağı bulunmayan Rabbimiz Al­lah’a iman etsek, O’nun değerli peygamberlerine iman etsek, daha önce yapmış olduğumuz amellerden farklı olarak salih amel işlesek! derler. Ama bu yalan ve aldatmacadır. Nitekim Cenab-ı Hak onlar hakkında bunun zıddını bildirdi: “Eğer onlar (dünyaya) geri çevrilseler nehyolundukları şeye dönerlerdi. Şüphe­siz kî onlar yalancıdırlar.” (En’am, 6/28). Yine Cenab-ı Hak şöyle buyurmakta­dır: “Eğer biz onlara acıyıp da kendilerinde bulunan sıkıntıyı giderecek olursak yine azgınlıklarında başıboş dolaşacaklardır.” (Müminûn, 23/75).

“Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Ne var ki onların çoğu yine de iman etmezler.”

Yani bu zikredilen Hz. İbrahim (a.s.) kıssasında Hz. İbrahim’in (a.s.) kav­mini protesto etmesinde ve Allah’ın birliği hakkında kavmine karşı hüccetler ortaya koymasında, onlara karşı galibiyetinde ve cehennemliklerin birbirleriy­le çekişmelerinde büyük bir ibret ve öğüt, Allah’tan başka ilâh olmadığına, Ondan başka hiçbir mabud olmadığına, O’ndan başka hiçbir rab bulunmadığına gayet açık ve bariz bir delil vardır. Ne var ki Hz. İbrahim kavminin çoğu Al­lah’a ve Rasulü’ne iman etmediler.

Bu ayetlerde deliller ortaya konduğu ve mucizeler açık olduğu halde kav­minin yalanlaması ve Onun davetinden yüz çevirmesi şeklinde karşılaştığı hu­suslarda Peygamberimiz (s.a.) teselli edilmektedir.

“Şüphesiz ki rabbin Azizdir, Rahimdir.” Hidayete ermeleri için seni onla­ra göndermekle lütufta bulunan rabbin onlardan intikam almaya da kadirdir. Acele olarak helak etmemesi sebebiyle onlara karşı çok merhametlidir. İtaat­kâr müminlere de çok merhametlidir.

Advertisements