87

    RevelationCuzPageSurah
    92 591Nisa(4)

٨٧

اَللّهُ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ لَارَيْبَ فيهِ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّهِ حَديثًا

(87) allahü la ilahe illa hu le yecmeanneküm ila yevmil kiyameti la raybe fih ve men asdeku minellahi hadisa

Allah ki kendinden başka ilah yoktur muhakkak sizi toplayacaktır o kıyamet günü şüphesi olunmayan kim olabilir Allah’tan daha doğru sözlü

(87) Allah there is no god but He: of a surety he will gather you together against the day of judgment, about which there is no doubt. And whose word can be truer than Allah’s?

1. allâhu : Allah
2. : yok
3. ilâhe : ilâh
4. illâ : …’den başka, hariç
5. huve : o
6. le yecmeanne-kum : sizi mutlaka toplayacak
7. ilâ : …’a
8. yevmi el kıyâmeti : kıyâmet günü
9. : yok
10. raybe : şüphe
11. fî-hi : onda, hakkında
12. ve men : ve kim
13. asdeku : daha sadık, daha doğru
14. min allâhi : Allah’tan
15. hadîsen : söz, kelâm

اللَّهُ Allah kiلَا yokturإِلَهَ ilahإِلَّا başkaهُوَ kendisindenلَيَجْمَعَنَّكُمْ andolsun ki sizi toplayacaktırإِلَى يَوْمِ günündeالْقِيَامَةِ kıyametلَا رَيْبَ hiç şüphe olmayanفِيهِ kendisindeوَمَنْ kim olabilirأَصْدَقُ daha doğruمِنْ اللَّهِ Allah’tanحَدِيثًا sözlü


SEBEB-İ NÜZUL

Mukatil der ki: Bu âyet-i kerime, ölümden sonra yeniden diriltilme konu­sunda şüpheye düşenler hakkında nazil olmuştur.


AÇIKLAMA

Hayırlı netice verecek bir iş hususunda yardıma çalışan kimse için hakkın batıla galip gelmesinden bir hisse ve onu takiben elde edilen dünyada şeref ve ganimet, ahirette de nail olunacak sevaptan bir pay vardır.

Aynı şekilde bir günah yolunda katkıda bulunan kimse de çalışması ve ni­yetinden ötürü gereken günah ve vebali yüklenir. Sahih bir hadiste Rasul-i Ek­rem (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Hayır işlerinde şefaatçi olunuz, ecir alırsınız. Allah, peygamberinin lisanı üzere dilediği şeyi hükme bağlar.”

Şefaat iki nevidir: Güzel ve çirkin. Güzel şefaat, kendisiyle bir Müslümanın hakkının gözetildiği, Müslümandan bir şerrin defedildiği veya ona bir ha­yır sağlayan, Allah rızası için yapılan ve o yüzden rüşvet almayan, caiz olan bir iş hakkında yapılan, Allah’ın had cezalarından bir had ya da kul haklarından bir hak hususunda olmayan türdeki şefaattir. Deniliyor ki: Güzel şefaat, Müs­lüman için dua etmektir. Çünkü o da Allah Teâlâ katında şefaatte bulunmak manasındadır. Peygamberimiz (s.a.) Hazretleri şöyle buyurmaktadır: “Kim ‘Müslüman) kardeşi için gıyabında dua ederse duasına icabet olunur. Melek dua edene de, aynısı senin için olsun, der.”  İşte bu da dua edenin hissesi ol­maktadır. Müslüman aleyhine yapılan dua da bunun tersinedir.

Kötü şefaat ise güzel olanın aksinedir. Şimdi yaygın olan ise aracılık etme­ler, adam kayırmalar, menfaat ve rüşvet alarak yapılan kötü şefaatlerdir ve başkalarının haklarını çiğnemek, mallarını zalim yollarla ele geçirmek için yapılmaktadır. Rivayet edildiğine göre Mesrûk bir şefaatte bulunmuş, lehinde şefaat ettiği kimse de hediye olarak Mesrûk’a bir cariye sunmuştu. Mesrûk hiddetlenerek hediyeyi reddetmiş ve “Kalbinde olanı bilseydim senin ihtiyacın hakkında tek kelâm etmezdim, tamamlanması için bir kelime bile söylemez­dim” demiştir.

“Allah her şeye hakkıyla kadir ve nazırdır.” Herşeyi muhafaza edicidir, her şeye şahittir. Ayette geçen “mukît” kelimesinin kudret ve iktidar sahibi, hesabı lâyıkıyla görücü, manalarına geldiği de söylenmiştir. Cenab-ı Hak şefaatçıların maksatlarına muttalidir, bilicidir. Herkese maksadına göre karşılık verecektir. Herkese hak ettiği ceza ve mükâfatı vermeye kadirdir. Çünkü O’nun koyduğu kanuna (sünnetullaha) göre ceza (karşılık) amel ile alâkalıdır.

Daha sonra yüce Mevlâ insanlara selâmı ve selamlaşma âdabını öğret­mektedir. Selamlaşma da güzel şefaat gibi insanlar arasında yakınlaşma ve iyi ilişki kurma vasıtalarındandır. Ayette geçen “tehiyye” kelimesinin aslı Allah’ın uzun ömürler vermesi için dua etmek demektir. “Tahiyyat Allah’a mahsustur” diye okunan duanın manası ise Allah’ın mülk ve kudretine delâlet eden ve ken­dileri yerine kinaye olarak kullanılan lafızlar, ifadeler demektir. Sahih olan bu­rada tehiyye kelimesinin “selâm” manasına gelmesidir. Nitekim Allah Teâlâ da “tehiyye” lafzı ile şöyle buyurmaktadır: “Onlar sana geldikleri zaman seni Allah’ın selâmlamadığı bir şeyle selâmlarlar.” (Mücadile, 58/8).

Size bir Müslüman selâm verdiği vakit kendisine ondan daha güzel veya aynı şekildeki bir selâm ile karşılık vermek vaciptir. Daha fazla bir ifade ile se­lâm almak mendup, benzer bir ifade ile karşılık vermek ise farzdır. Bu şahıs “Esselâmü aleykum” dediği zaman kendisine selâm verilen ya “Ve aleykümü’s-selâm” şeklinde yahut da “Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullah” şeklinde selâ­mı alır. Şayet “ve berakâtüh” lafzını eklerse bu daha faziletlidir. Her bir kelime için on hasene (derece) sevap elde eder. Selâmın güleryüz, sevinç ve güzel bir muamele ile alınması daha münasiptir.

İbni Cerir, Selmân-ı Fârisî (r.a.)’den rivayet ediyor: Bir adam Peygamberimize (s.a.) geldi ve “Esselâmü aleyke ya Resulullah” dedi. O da “Ve aleyke’s-selâmu ve rahmetullah” dedi. Sonra başka birisi gelip “Esselâmü aleyke ve rahmetullahi ve berakâtüh ya Rasulallah” dedi. Ona da Resulullah (s.a.) “Ve aleyke’s-selâm ve rahmetullahi ve berakâtüh” diye karşılık verdi. Daha sonra biri daha gelerek “es-Selâmü aleyke ya Rasulallah ve rahmetullahi ve berakâtüh” de­di. Ona ise cevabı “Ve aleyke” oldu. Bunun üzerine adam “Ey Allah’ın Peygambe­ri, anam-babam sana feda olsun, filân ve falan kimseler sana gelip selâm verdik­lerinde, bana verdiğin karşılıktan daha fazla ifadelerle onların selâmını aldın” deyince Hz. Peygamber (s.a.): “Sen bize bir şey bırakmadın ki. Allah Teâlâ “Bir selâm ile selâmlandığınız vakit ondan daha güzeli ile selâmı alın veya onu aynısıyla karşılayın” buyurdu. Biz de sana aynısıyla karşılık verdik” diye cevap verdi.

“Şüphesiz ki Allah her şeyin hesabını hakkıyla arayandır.” Sizi selâmlama ve onun dışındaki her şeyden dolayı hesaba çekecektir. Bu ifade selâmın yayıl­masını ve selâm verenin selâmını almanın vacip olduğunu tekit etmektedir. Ebu Davud’un Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Nefsim kudreti elinde olan Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsı­nız. Size yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi?: Aranız­da selâmı yayınız.”

Daha sonra Allah Teâlâ onların selamlaşma, cihad, hayır işleri ve şefaattan dolayı mükâfat alacaklarını beyan etmekte ve varışın, dönüşün tek ve biricik ilâh bulunan Allah’a olacağını, ahirette yeniden diriliş (ba’s) ve amellerin karşılığının verileceğinin kesinlikle vuku bulacağını haber vermektedir. Bu ayet dinin iki esas rüknünü de takrir eylemektedir: Tevhid (Allah’ın tek ilâh olduğu)’nu ispat ediyor ve “O, öyle bir Allah’tır ki, ondan başka bir ilâh yoktur” ayetiyle bütün mahlukat üzerinde yegâne ilâhlık haklarının O’na ait olduğunu haber veriyor. Ahirette diriliş (ba’s) ve cezanın olacağı da müteakip kasem ile ispat olunmaktadır: “Olacağında hiçbir şüphe bulunmayan kıyamet  günü el­bette hepinizi toplayacaktır.” Cenab-ı Hak gelmiş geçmiş herkesi öldürüp top­rak altında toplayacak, sonra da hepsini tek bir sahada diriltecek ve herkese ameline göre karşılık verecektir. Ayet, yeniden dirilme hususunda şek ve şüphe duyanlar hakkında nazil olmuştur. Allah Teâlâ bunu tekit için kendi adına ye­min etmiştir.

“O Allah’tan daha doğru sözlü kimdir?” Yani sözünde verdiği haberde, vaad ve tehdidinde Allah celle ve alâ’dan daha sadık ve doğru kimse yoktur, tek ilâh O’dur, başka bir rab olamaz. O’nun verdiği bu bilgi bütün kâinatı kuşatan ilminden kaynaklanmaktadır. Durum “Benim Rabbim hata da etmez, unutmaz da.” (Tâ-Hâ: 20/52) ayetinde buyurulduğu gibidir.

Advertisements