77

٧٧

فَانْطَلَقَا حَتّى اِذَا اَتَيَا اَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فيهَا جِدَارًا يُريدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُ قَالَ لَوْ شِءْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا

(77) fentaleka hatta iza eteya ehle karyeti nistet’ama ehleha fe ebev ey yüdayyifuhüma fe veceda fiha cidaray yüridü ey yenkadda fe ekameh kale lev şi’te lettehazte aleyhi ecra

sonra kalkıp gittiler nihayet bir memleket halkına geldiler oranın ehlinden yemek istediler ağırlamaktan çekindiler ikisini de misafir olarak ilerlerken orada buldular yıkılmak üzere bulunan duvarı hemen onu doğrulttu dileseydin dedi buna karşı bir ücret alırdın

(77) Then they proceeded: until, when they came to the inhabitants of a town, they asked them for food, but they refused them hospitality. They found there a wall on the point of falling down, but he set it up straight. (Moses) said: if thou hadst wished, surely thou couldst have exacted some recompense for it

1. fentalekâ hattâ izâ : böylece ikisi yola çıktılar
2. eteyâ : ikisi geldiler
3. ehle : şehir halkı
4. karyetin : bir karye, bir kasaba, bir ülke
5. istat’amâ : yemek istediler
6. ehle hâ : şehir halkı
7. fe ebev : fakat çekindiler
8. en yudayyifû humâ : ikisini misafir etmek
9. fe : fakat, böylece
10. vecedâ : (ikisi) buldular
11. fî hâ : orada
12. cidâren : bir duvar
13. yurîdu : istiyor
14. en yenkadda : yıkılmak üzere
15. fe ekâme-hu : o zaman onu ikâme etti, düzeltti
16. kâle : dedi
17. lev : eğer
18. şi’te : sen diledin
19. lettehazte (le ittehaze) : elbette buna karşılık
20. aleyhi : ona
21. ecren : ecir, ücret, bedel