104

١٠٤

اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه وَيَاْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

(104) e lem ya’lemu ennellahe hüve yakbelüt tevbete an ibadihi ve ye’huzüs sadekati ve ennellahe hüvet tevvabür rahiym

bilmediler mi? şüphesiz Allah o, bizzat kabul eder kullarından tövbeyi ve sadakaları alır şüphesiz Allah o, tövbeleri kabul edici, merhametli olandır

(104) How they not that Allah doth accept repentance from his votaries and receives their gifts of Charity, and that Allah is verily He, the Oft-Returning, Most Merciful?

1. e lem ya’lemû : bilmiyorlar mı
2. enne allâhe : muhakkak Allah
3. huve : O’dur
4. yakbelu : kabul eder
5. et tevbete : tövbe
6. an ibâdi-hî : kullarından
7. ve ye’huzu : ve alır
8. es sadakâti : sadakalar
9. ve enne allâhe : ve muhakkak Allah
10. huve : O’dur
11. et tevvâbu : tövbeleri kabul eden
12. er rahîmu : rahmet nuru gönderen

SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerime, hem Tebük Gazvesinden geri kalan ve hem de tevbe et­meyenlerin, Tebük Gazvesinden geri kalmaları, sonra pişman olarak tevbe edip kendilerini Mescid-i nebevi’nin direklerine bağlamaları üzerine haklarında bun­dan önceki âyet-i kerimeler inerek bağışlanan Ebu Lübâbe ve arkadaşları hak­kında “Bunlar da dün bizimle birlikteydiler, onlarla da kimse konuşmuyor ve kendileriyle kimse oturup kalkmıyordu. Bizim dışımızda böyle bağışlanmalarını gerektiren özellikleri nedir ki?!” demeleri üzerine bu âyet-i kerime inmiştir