80

٨٠

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَاْتينَا فَرْدًا

(80) ve nerisühu ma yekulü ve ye’tina ferda

o söylediği şeyleri de elinden alacağız o bize tek başına gelecek

(80) To us shall return all that he talks of, and he shall appear before us bare and alone.

1. ve nerisu-hu : ve ona varis olacağız
2. mâ yekûlu : söyledikleri şey(ler)
3. ve ye’tî-nâ : ve bize gelir
4. ferden : fert olarak (tek başına, hiçbir şeysiz)


SEBEB-İ NÜZUL

Mesrûk’tan rivayette o şöyle diyor: Habbâb’ı şöyle anlatırken işittim: el-Asî ibn Vâil es-Sehmî’ye, ondaki bir alacağımı istemek üzere gitmiştim. “Muhammed’i inkâr edinceye kadar bu alacağını sana vermiyeceğim.” dedi. Ben: Sen Ölünceye ve tekrar diriltilinceye kadar bu dediğini yapmıyacağım; Muhammed’i inkâr etmiyeceğim.” dedim. “Yani ben şimdi öleceğim, sonra tekrar diriltileceğim öyle mi?” dedi. ben: “Evet.” dedim. “O halde ben diriltildiğim zaman nasıl olsa orada malım ve çocuklarım olacak, bu alacağını o zaman sana veririm.” dedi de bunun üzerine “Ayetlerimizi inkâr ile kâfir olan ve “Bana el bette mal ve evlâd verilecek.” diyen adamı gördün mü?” âyet-i kerimesi indi.

Yine Habbâb’dan rivayette o şöyle diyor: Ben, Mekke’de demirci idim. el-Asî ibn Vâil es-Sehmî’ye bir kılıç yapmış ve parasını istemeye gitmiştim.

“Muhammed’i inkâr edinceye kadar bunun ücretini sana vermiyeceğim.” dedi. Ben: “Allah seni öldürüp sonra da tekrar diriltinceye kadar Muhammed’i inkâr edecek değilim.” dedim. “Allah beni öldürdüğü, sonra da dirilttiği zaman nasıl olsa benim mal ve çocuklarım olacak…” dedi de bunun üzerine Allah Tealâ: “Ayetlerimizi inkâr ile kâfir olan ve “Bana elbette mal ve evlâd verilecek.” diyen adamı gördün mü? O, ğaybamı muttalî olmuş, yoksa Rahman katından bir sözmü almış?” âyet-i kerimelerini indirdi.

Buhârî’deki başka iki rivayette Habbâb’ın alacaklı olduğu müşriğin adı el-As ibn Vâil olarak verilmiş ve bu dört âyet-i kerimenin tamamının bu hadise üzerine İndiği tasrih edilmiştir.

Hadise Ebu Davud et-Tayâlisî’nin Müsned’inde biraz daha geniş olarak anlatılıyor, şöyle ki:

Ebu Davud et-Tayâlisî’nin, Habbâb ibnu’l-Eret’den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Cahiliye devrinde demircilik yapardım ve As ibn Vâil’e kılıç yapıp sat­mıştım da bunlardan dolayı bir miktar alacağım vardı. Gittim, vermesini istedim. “Muhammed’i inkâr etmedikçe bu borcumu sana ödemiyeceğim.” dedi. Ben: “Allah seni öldürüp tekrar diriltinceye kadar Muhammed’i inkâr etmiyeceğim.” dedim. “Ey Habbâb, senin, dini üzere olduğun Muhammed cennette cennet ehlinin istediği kadar altın, gümüş, elbise, hizmetçiler olduğunu söylemiyormu?” dedi. Ben “Evet, öyle söylüyor.” dedim. “O halde bırak, ben öleyim, sonra diriltileyim. O zaman nasıl olsa sen ve arkadaşın Muhammed Allah katında benden daha tercih edilecek ve daha çok mala sahip olacak değilsiniz. Benim nasıl olsa o zaman çok malım, çocuklarım olacak, o zaman öderim.” dedi. Bunun üzerine “Ayetlerimizi inkâr ile kâfir olan ve “Bana elbette mal ve evlâd verilecek.” diyen adamı gördün mü?” âyeti nazil oldu.

Yine Habbâb ibnu’l-Eret’ten gelen başka bir rivayette el-As ibn Vâil’in, kendisine olan borcunu ödemeyip böyle söylemesi üzerine Habbâb’ın Hz. Pey­gamber (sa)’e geldiği, durumu ona haber verdiği ve bunun üzerine bu âyet-i kerimenin nazil olduğu belirtilmektedir.

İbn Abbâs’tan gelen bir rivayete göre ise el-As ibn Vâil’den alacaklı olan sadece Habbâb değil, Hz. Peygamber (sa)’in ashabından bazı kimselerdir ve el-As ibn Vâil, alacaklarını istemeye gelen bu mü’minlere: “Siz cennette altın, gümüş, ipek ve her tür meyvenin olacağını söylemiyor musunuz?” diye sormuş, onların: “Evet, elbette var.” demeleri üzerine: “O halde âhirette buluşalım (borcumu size orada vereyim); Vallahi bana mal ve evlâd verilecek, sizin kitabınız gibi bana da kitab verilecek.” Demiştir.

Hasen’den gelen bir rivayette bu âyeti kerimelerin el-Velîd ibnu’l-Muğîra hakkında nazil olduğu söylenmişse de meşhur olan Habbâb ibnu’l-Eret ve el-As ibn Vâil hakkında nazil olmuş olmasıdır

AÇIKLAMA

“Ayetlerimizi inkâr eden ve “Elbette bana mal ve evlat verilir” diyeni gördün mü?” Ben sana Yüce Allah’a karşı cüretkârca davranıp da: “Şüphesiz ahirette bana mal ve çocuk verilecektir” demek cesaretini gösteren şu kâfirin kıssasını bildireyim mi? Böyle bir kıssanın söz konusu edilmesi insanlara bunun hayret edilecek bir şey olduğunu anlatmak içindir.

Daha sonra Yüce Allah onun söylemiş olduğu bu iddianın gaybî herhangi bir delile yahut Allah’tan bir ahde dayalı olmadığını belirtmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Acaba o görülmeyenimi bildi, yoksa Allah yanından bir söz mü almış?” Onun bu iddiası ya gaybı bilmeye yahut da Allah’tan alman bir ahde dayalı olabilir. Bu kişi gaybden haber almış da cennette olacağını mı öğrenmiştir yoksa bu hususa dair Allah’tan sağlam bir ahit mi almıştır? Allah katındaki ahit ise rahmete dairdir ve “lâ ilahe illallah” deyip salih amel işleyen mümini cennete koyacağına dairdir. Yüce Allah’ın: “Görülmeyeni mi bildi?” buyruğu ise -beşeri çaba ile- gayb ilminin elde edilmesinin imkânsız bir iş olduğuna işarettir. Çünkü şanı Yüce Allah gayb bilgisini ancak bu iş için razı olup seçtiği bir rasule verir. Daha sonra Yüce Allah onu şu buyruklarıyla tehdit etmektedir:

“Hayır, biz dediğini yazacağız. Azabını da uzattıkça uzatacağız ve bize yalnız gelecektir.” Buradaki “hayır” anlamına gelen “kellâ” kelimesi daha önceki ifadeyi reddetmek ve bundan dolayı azarlamak, daha sonra gelecek ifadeleri de tekit etmek için kullanılan bir kelimedir. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’in ilk yarısında yer almamıştır. Diğer taraftan söylenenler herhangi bir erteleme söz konusu olmaksızın yazılmakla birlikte, geleceği ifade eden sîn harfi ile: “senektü-bü= yazacağız)” şeklinde zikredilmesi korkutulan şey dolayısıyla tehdit etmek içindir.

Durum o kâfirin dediği gibi değildir. Aksine biz onun söylediklerini koruyacağız, belgeleyeceğiz. Ahirette bunlara karşılık onu cezalandıracağız. Azabını daha da artıracağız ve ahiret yurdunda dünyada iken söylediği bu söz ve Allah’ı inkârı dolayısıyla azabını uzatıp duracağız. Bu azabı biz ona işlediğinin bir cezası olarak istediği mal ve evlat yerine vereceğiz.

Onun canını alacağız ve kıyamet gününde kendisine verileceğini söylediği mal ve evlâdına başkaları mirasçı olacak. O ise bunlardan mahrum kalacaktır. Kıyamet gününde dünyada beraberinde bulunan mal ve evlâdı bulunmaksızın, yalnız başına bize gelecektir. Çünkü biz bunları ondan çekip ayıracağız. Peki, nasıl olur da bizim ona bunları vereceğimize ümid bağlayabilir? Bu buyruk Yüce Allah’ın şu ayet-i kerimesini andırmaktadır: “Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi yapayalnız tek tek bize geldiniz. Size ihsan etmiş olduğumuz şeyleri de geride bıraktınız?” (En’am, 6/94).