36

٣٦

فَبِاَىِّ الَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

(36) fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

(36) Then which of the favours of your Lord will ye deny?

1. fe : o halde
2. bi eyyi : hangi
3. âlâi : ni’metler
4. rabbi-kumâ : ikinizin Rabbi
5. tukezzibâni : ikiniz yalanlıyorsunuz

فَبِأَيِّşu halde hangiآلَاءِ nimetleriniرَبِّكُمَاRabbinizinتُكَذِّبَانِyalanlayabilirsiniz


AÇIKLAMA

“Ey insanlar ve cinler! Sizin için vakit ayıracağız.” Yani sizin hesabını­zı görmek ve yaptıklarınızın karşılığını vermek için de vakit ayıracağız. İn­san ve cin taifesine sekaleyn denilmesi, gerek hayat gerekse ölümleri ha­linde bu iki varlığın yere ağırlık vermesinden dolayıdır. Çünkü “sekal” ağırlık demektir. Ayetteki bu ifadede Allah tarafından kullara şiddetli bir tehdit vardır. Cenab-ı Hakkı hiçbir şeyin meşgul etmeyeceği de asla unutulmamalıdır.

“Sekaleyn” kelimesinin yukarıdaki şekilde tefsir edilişi sahih hadisler­de gelmiştir: “Onu sakaleyn hariç, her şey işitir.” Hadisin bir başka rivayet­inde ise “sekaleyn” yerine “insan ve cin” kelimeleri gelmiştir. Bu “Sur” ha­disinde “sekaleyn”, insan ve cin diye beyan edilmiştir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insan ve cin topluluğu Allah’ın nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsi­niz? İyilik yapanlara sevap, kötülük yapanlara ceza vermek suretiyle var­lıklara karşı adil davranması, hiç kimseye zulmetmemesi, O’nun nimetle­rinden biridir.

Bu cezadan kurtuluş da yoktur. Allah şöyle buyuruyor: “Ey insan ve cin toplulukları, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeye gücünüz ye­terse geçin gidin. Ancak büyük bir güçle geçebilirsiniz.” Yani ey insanlar ve cinler, Allah’ın takdirinden ve hükmünden, emir ve tasarrufundan kaçıp kurtulmak için göklerin ve yerin köşesinden bucağından dışarı çıkabilecekseniz çıkın ve kendinizi kurtarın. Bu kurtuluşu ve hükmünden kaçışı da, ancak bir güç ve kuvvetle yapabilirsiniz; bu güç kuvvet de sizde yok. Öyley­se kaçmamız mümkün değildir.

Bu ayetin bir benzeri de şudur: “Kötülük yapanlara gelince: Kötülüğün cezası misli iledir. Onları zillet kaplayacaktır. Onları Allah’a karşı koruya­cak hiç kimse yoktur. Onların yüzleri sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. İşte onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacak­lardır. ” (Yunus, 10/27).

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz”?” Allah’ın nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz ey ins ve cin? İkaz ve uyarılarını önceden yapması da bu nimetlerden biridir. Bak, iyilik edeni teşvik ediyor, kötülük yapanı korkutuyor. Allah herkesi cezalandırmaya kadirdir, hiç kimse kurtulamaz. Mutlak kudret sahibi olmasına rağmen, affedebilir de. Bu da başka bir nimettir. Ayette “gücünüz yeterse, geçin” şeklinde cemi sigasıyla gelmesi insanların ve cinlerin aczini, Allah’ın mülkünün azameti­ni beyan içindir.

“Üzerinize ateşten bir alev ve bir duman gönderilir de, aranızda yardımlaşamazsınız.” Yani göklerden ve yerden çıksanız bile ey ins ve cin, Allah size ateşten bir sel veya dumansız bir alev ile dumanlı bir ateş musallat kılar veya başınızdan erimiş bakır döker de Allah’ın azabından yine kurtu­lamazsınız. “en-Nühas” kelimesi ya alevsiz duman veya başlara dökülen eri­miş bakır demektir. “Aleykümâ” zamirinin tesniye gelmesi gönderilecek azabın ne insan ve cinlerin tamamına, ne de sadece birine gönderilmeyece­ğini, bilâkis her iki taifeden bazılarına gönderileceğini açıklamak içindir. “Felâ-tentasırân” fiilinin tesniye gelmesi ile de, her iki taife kastedilmekte­dir. “Ey insanlar ve cinler! Birbirinize yardım edemezsiniz.” demektir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Bu tehdit bir lütuftur, itaatkârla isyankârı ayırmak birincisini mükâfatlandı­rıp ikincisini cezalandırmak da Allah’ın nimetlerindendir.

Advertisements