37

٣٧

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ايَةٌ مِنْ رَبِّه قُلْ اِنَّ اللّهَ قَادِرٌ عَلى اَنْ يُنَزِّلَ ايَةً وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

(37) ve kalu lev la nüzzile aleyhi ayetüm mir rabbih kul innellahe kadirun ala ey yünezzile ayetev ve lakinne ekserahüm la ya’lemun

dediler “ona Rabbinden bir mucize indirilseydi” de ki şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir lakin onların çoğu bilmezler

(37) They say: why is not a sign sent down to him from his Lord? Say: Allah hath certainly power to send down a sign: but most of them understand not.

1. ve kâlû : ve dediler
2. lev lâ : olsaydı, olmaz mı
3. nuzzile : indirildi
4. aleyhi : ona
5. âyetun : bir âyet, mucize
6. min rabbi-hî : onun Rabbinden
7. kul : de, söyle
8. inne allâhe : muhakkak ki Allah
9. kâdirun : kaadir olan, kudret sahibi
10. alâ en yunezzile : indirmeye
11. âyeten : bir âyet, bir mucize
12. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
13. eksere-hum : onların çoğu
14. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

وَقَالُوا dedilerلَوْلَا değil miydiنُزِّلَ indirilmeliعَلَيْهِ onaآيَةٌ bir ayetمِنْ رَبِّهِ Rabbindenقُلْ de kiإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahقَادِرٌ kadirdirعَلَى أَنْ يُنَزِّلَindirmeyeآيَةً ayetوَلَكِنَّ fakatأَكْثَرَهُمْ onların çoğuلَا يَعْلَمُونَ bilmezler


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs bu âyet-i kerimenin de Kureyş liderleri (Kureyş kâfirlerinin ileri gelenleri) hakkında indiğini söylemiştir.

AÇIKLAMA

Rablerini tevhide, peygamberliğini kabule davet ettiğinde senden ve senin çağrını kabul etmekten yüz çeviren bu kimselerin yüz çevirmeleri sana ağır ve büyük bir iş gelmesin. Çünkü senin çağrını ancak Allah’ın kelâmını anlamak, üzerinde düşünmek ve kavramak suretiyle işitip dinleyen ve buna bağlı olarak hakka kulak verip doğruya tabi olan kimseler kabul eder.

Seni tasdik etmeleri için özel gayret gösterdiğin yüz çeviren kâfirlere ge­lince, bunlar aslında hiç bir ses işitemeyen, hiç bir çağrıyı akletmeyen, hiç bir sözü anlayamayan ölüler arasındadırlar. Çünkü bunlar Allah’ın hüccet ve bel­geleri üzerinde düşünmez, ayetlerinden ibret ve öğüt almazlar. İmanı kabul et­meyip küfürden vazgeçmeyişlerinin sebebi ise, onların Allah’ın indirdikleri üzerinde sağlıklı bir şekilde bir türlü düşünmemeleridir. O bakımdan onlar hiç bir söz işitemeyen ölüler ayarındadırlar. Yani onların kalpleri ölüdür. Yüce Allah onları bu durumları sebebiyle bedenen de ölmüş kimselere benzetmektedir.

Yüce Allah’ın, “Ölüleri ise Allah diriltecek” buyruğu ise, Yüce Allah’ın böy­le kimseleri dahi çağrıyı kabul etmek zorunda bırakabilme kudretine bir ör­nektir. Yani kıyamet gününde kabirlerinden ölüleri diriltecek olan O’dur. Daha sonra da amellerinin karşılığını görmek üzere O’na döndürüleceklerdir. İşte böylelerinin kalplerini de iman ile diriltmeye kadir olan yalnızca Allah’tır. Sen ise onlara hidayet vermeye güç yetiremezsin.

İnatlarının dışa yansıyan özelliklerinden birisi de, Rablerinden Hz. Sa­lih’in devesi, Hz. Musa’nın asası, Hz. İsa’nın isteği üzere sofra indirilmesi, kay­nakların fışkırtılması, etrafı hurma ve üzüm bağlarıyla çevrilmiş yemyeşil bah­çeler meydana getirmesi, semayı üzerlerine parça parça düşürmesi, bir melek kafilesi veya topluluğunu getirmesi, altından bir ev var etmesi, semadan bir ki­tap indirmesi gibi Rablerinden harikulade bir mucize indirmesini istemeleridir.

Yüce Allah onlara, “De ki, Allah bir ayet indirmeye elbette kadirdir…” diye cevap vermektedir. Yani ey Peygamber onlara de ki: Allah onların teklif ettikle­ri ayetlerden (mucizelerden) herhangi birisini indirmeye kadirdir, fakat onun hikmeti bunları ertelemeyi gerektirmektedir. Çünkü istekleri üzere böyle bir mucizeyi indirecek sonra da bunlar ona iman etmeyecek olurlarsa, geçmiş üm­metlere yaptığı gibi acilen onları cezalandırır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyur­maktadır: “Bizi ayetler göndermekten alıkoyan evvelkilerin onları yalanlamış olmalarından başka bir şey değildir. İşte Semud’a (kavmine) da gözleri göre gö­re o dişi deveyi vermiştik de bu yüzden onlar zulmettiler. Halbuki biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.” (İsrâ, 17/59); “Eğer dilersek gökten üzerlerine bir ayet indirirdik ki, hemen ona itaatle eğiliverirdi.” (Şuarâ, 26/4)

Yüce Allah’ın, “Fakat onların çoğu bilmezler” buyruğunun anlamına gelin­ce: Onlar Yüce Allah’ın böyle bir ayeti indirmeye kadir olduğunu bilmezler. Şu kadar var ki onun hikmeti, böyle bir ayeti indirmemesini gerektirmiştir. Bu kavmin çoğunluğu ise, böyle bir şeyi işi yokuşa sürmek için ve inat olsun diye ne istediklerini dahi bilmiyorlar. Şüphesiz Yüce Allah onlara istediklerini ver­mez, fakat eğer onlar bilen ve akıllarını kullanan kimseler olsalardı, böyle bir mucizeyi yararlanmak üzere isterlerdi. O takdirde Yüce Allah en mükemmel şekliyle isteklerini onlara verirdi. Teklif ettikleri türden ayetin indirilmesi iman etmedikleri takdirde onların helak edilmelerine sebep olur.

Yani onların Kur”anda yer alan bunca ifadelerin ve apaçık ayetlerin varlı­ğına rağmen, maddî bir ayet (mucize) istemeleri, Allah rasulünü aciz bırakma çabasından başka bir şey değildir. Böyle bir mucizenin gerçekleştiğini var say­sak bile, yine iman etmeyecekler ve “Bu bir büyüdür” diyeceklerdi. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Eğer biz sana kâğıt içinde bir kitap indirseydik de kendileri de elleriyle ona dokunsalardı, kâfir olanlar yine, “Bu ancak bir sihirdir” derlerdi.” (En’âm, 6/7); “Eğer onlar bir ayet (mucize) görürlerse yüz çeviriverirler ve “Bu devam edip giden bir sihirdir” derler.” (Kamer, 54/2)

Advertisements