69

٦٩

قَالُواادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَالَوْنُهَا قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرينَ

(69) Kalüd ü lena rabbeke yübeyyil lena ma levnüha kale innehu yekulü inneha bekaratün safraü fakiul levnüha tesürrün nazirin

Dediler bizim için dua et Rabbine onun rengini bize bildirsin. dedi ki gerçekten o diyor ki gerçekten o sapsarı bir inektir açık parlak (sarı) renkte bakanlara sürur veren

(69) They said: “Beseech on our behalf Thy Lord to make plain to us her colour.” He said: “He says: a fawn-coloured heifer, pure and rich in tone, the admiration of beholders!”

1. kâlû ûd’u : dua et dediler
2. lenâ rabbe-ke : bizim için Rabbine
3. yubeyyin : açıklasın
4. lenâ : bize
5. : ne, nasıl
6. levnu-hâ : onun rengi
7. kâle : dedi
8. inne-hu : muhakkak ki o, şüphesiz o
9. yekûlu : diyor, söylüyor
10. inne-hâ : muhakkak ki o, şüphesiz o
11. bakaratun safrâu : sarı bir inek
12. fâkiun : parlak, canlı
13. levnu-hâ : onun rengi
14. tesurru : sürur, ferahlık, huzur verir (hoşa gider)
15. en nâzirîne : nazar edenler, görenler, bakanlar

قَالُواdediler kiادْعُdua et deلَنَاbizim içinرَبَّكَrabbineيُبَيِّنْiyice açıklasınلَنَاbize مَا لَوْنُهَاonun renginin ne olduğunu قَالَdedi kiإِنَّهُmuhakkak oيَقُولُbuyuruyor kiإِنَّهَاdoğrusu oبَقَرَةٌbir sığırdırصَفْرَاءُ فَاقِعٌsapsarıلَوْنُهَاonun rengiتَسُرُّferahlık verirالنَّاظِرِينَbakanlara

Advertisements