90

٩٠

وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذينَ كَذَبُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ سَيُصيبُ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(90) ve cael müazzirune minel a’rabi li yü’zene lehüm ve kaadellezine kezebüllahe ve rasuleh se yüsiybüllezine keferu minhüm azabün elim

araplardan özür bahane edenler geldi kendilerine izin verilmesi için Allah’ın ve resülünü yalanlayanlar ile oturdular onlardan kafir olan kimselere elim azap isabet edecektir

(90) And their were, among the desert Arabs (also), men who made excuses and came to claim exemption and those who were false to Allah and His Messenger (merely) sat inactive. Soon will a grievous penalty seize the Unbelievers among them.

1. ve câe : ve geldiler
2. el muazzirûne : özür beyan edenler, bahane edenler
3. min el a’râbi : bedevîlerden (göçebe yaşayan Araplar)
4. lî yu’zene : izin verilmesi için
5. lehum : onlara
6. ka’ade : oturdu (geri kaldı)
7. ellezîne kezebû allâhe : Allah’a yalan söyleyenler
8. ve resûle-hu : ve onun resûlü
9. se yusîbu : onlara isabet edecek
10. ellezîne keferû : kâfir olan kimseler
11. min-hum : onlardan
12. azâbun elîmun : elîm (acı) azap


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs bunların Hz, Peygamber (sa)’e gelerek özür beyan eden ve özür­leri kabul buyrulup kendilerine izin verilen bedeviler olduğunu söyler. Bunların Amir ibnu’t-Tufeyl’den gelen bir grup olduğu da söylenmiştir. Gelip: “Ey Allah’ın elçisi, seninle birlikte gazveye çıkarsak Tay bedevileri gelir kadınlarımı­za, çocuklarımıza ve hayvanlarımıza saldırırlar.” demişler, Hz. Peygamber (sa) de: “Allah bana sizin haberlerinizi bildirdi ve bizi sizden müstağni kıldı (sizin bu sefere katılmanıza ihtiyacımız yoktur).” buyurmuş, onların bu özürlerini kabul ederek kendilerine sefere katılmama hususunda izin vermişti.

İbn İshak bunların Gıfâr oğullarından bir grup olduğunu söylerken “sıkıntı­da oldukları ve ehlinin çokluğu” bahanesiyle sefere katılmamak için izin istemeye gelen Esed ve Gatafanlılar oldukları da söylenmiştir.


AÇIKLAMA

Bedeviler, Tebük Gazvesine gitmemek için Peygamber (s.a.)’den izin iste­mek üzere geldiler. Resulullah (s.a.) onlara: “Allah bana, sizin durumunuzu haber verdi. Allah beni size muhtaç etmeyecek” buyurdu.

İman iddiasında, Allah’a ve Resulüne yalan söyleyenler, cihaddan geri kal­dı. Onlar, gelen ve özür beyan etmeyen bedevi münafıklardır. Bununla, onların yalan söyledikleri ortaya çıktı.

Sonra Allah, onları azabla tehdit etti ve şöyle dedi: Onlardan kâfir olanla­ra, dünyada öldürülmek suretiyle, ahirette de ateşle, elem verici bir azap gele­cek. Çünkü birinciler, haksız yere özür dilediler, diğerleri de Allah ve Resulüne yalan söyleyerek savaştan ve özür dilemekten geri durdular. Ayet, iki bölümüy­le de bâtıl yolla özür dileyen, dilemeyen ve cihaddan geri kalan, kendilerine dünyada öldürülme, ahirette ateşle ceza verilecek bedevi münafıklar hakkında­dır.

“Onlardan” sözü, ba’ziyet için olup bir kısmına delâlet eder; çünkü Allahü Teâlâ, onlardan bir kısmının, iman edip bu cezadan kurtulacağını biliyordu.

Müfessirlerden bazılarına göre birinci kısım, gerçekten mazereti olan kim­seler olup bunlar Medine çevresindeki küçük arap kabileleri yahut Resulullah(s.a.)’a gelip zayıflıklarını ve güçsüzlüklerini ileri sürerek özür dile­yen Esed ve Gatafanlılardır. Delilleri şudur: Cenâb-ı Hak onları zikrettikten sonra: “Allah ve Resulüne yalan söyleyenler de oturup kaldılar” buyurdu, böy­lece onları, yalan söyleyenlerden ayırdı. Bu onların yalan söylemediklerine işa­ret etmektedir. İbni Kesir, bu görüşü benimsemiştir. Razî ve Zemahşerî ise, sö­zün gelişine bakarak birinci görüşü benimsemişlerdir. Çünkü onlar, kendileri­ne izin verilmesi için geldiler. Eğer gerçekten özürlü olsalardı, izin istemeye ih­tiyaç duymazlardı

Advertisements