26

٢٦

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِى السَّموَاتِ لَاتُغْنى شَفَاعَتُهُمْ شَيًْا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَاْذَنَ اللّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضى

(26) ve kem mim melekin fis semavati la tuğni şefaatuhum şey’en illa mim ba’di ey ye’zenellahu li mey yeşau ve yerda
Semada nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir şeye fayda sağlamaz meğer ki Allah dilediğine izin vermiş ve razı olmuş ola

(26) How many so ever be the angels in the heavens, their intercession will avail nothing except after Allah has given leave for whom He pleases and that he is acceptable to Him.

1. ve kem : ve nice
2. min melekin : melekler
3. fî es semâvâti : semalarda, göklerde
4. lâ tugnî : gani olmaz, fayda vermez
5. şefâatu-hum : onların şefaatleri
6. şey’en : bir şey
7. illâ : ancak, başka, hariç
8. min ba’di : den sonra
9. en ye’zene : izin vermesi
10. allâhu : Allah
11. li men : bir kimse için
12. yeşâu : diler
13. ve yerdâ : ve razı olur

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍnice melekler vardır kiفِي السَّمَاوَاتِgöklerdeلَا تُغْنِيyarar sağlamazشَفَاعَتُهُمْşefaatleriشَيْئًا hiçbirإِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَizin vermedikçeاللَّهُ Allah’ınلِمَنْ kimseyeيَشَاءُ dileyipوَيَرْضَى razı olduğu


AÇIKLAMA

Allah müşriklerin putlara ibadet etmelerini ve İbrahim’in bina ettiği Kabe’ye benzeterek putlar için puthaneler edinmelerini küçümseyerek, kınayarak şöyle buyurdu: “Lat, Uzza ve üçüncüsü olan diğer Menat ‘ı gör­dünüz mü?” Yani siz şu Lât, Uzza ve Menat üzerinde hiç düşündünüz mü? Bunlar birer sağır taş veya yerde biten ağaçtan ibaret şeyler. Bunları nasıl Allah’a eş ve ortak yapıyorsunuz? Bunlar sizin için yaratılmış olup hiçbirisi yaratıcı değil, yaratılmış şeylerdir. Kâinatta azametini bildiğiniz Allah, ibadet edilmeye O daha lâyık değil midir?

Allah, Menafi tahkir etmek ve yermek için, onlara göre değer bakı­mından öbürlerinden sonra geldiğini göstermek için “diğer üçüncüsü” ifa­desini kullandı.

Böyle bir ifade, bir şeyi lâyık olmadığı yere koyma anlayışının kınanıp yerilmesi ve ağır bir üslûpla ayıplanmasıdır. Sakif ve ona bağlı kabileler nakışlı beyaz bir put olan Lât ile övünürlerdi. Bu put Taifte idi. Bir bina içinde bulunur, üzerinde bir örtü olur, başında hizmetçileri beklerdi. Etra­fında geniş bir avlu bulunurdu. Taif halkı ona tazim gösterirlerdi. Lat pu­tu, cahiliye döneminde unu yağ ile kavurup hacılara dağıtan bir adamın şeklini andırıyordu. O adam ölünce putunu yapıp kabrine diktiler, sonra buna tapmaya başladılar.

Uzza, Taif’le Mekke arasında Nahle denilen yerde Gatafan’a ait bir ağaçtı. Bir yapı içinde bulunur, üzerine perde örtülürdü. Kureyş bu ağaca tapardı. Nitekim Ebu Süfyan, Uhud günü: “Bizim Uzza’mız var, sizin yok” demişti de buna karşılık Rasulullah (s.a.) yanındakilere “Ona ” Allah bizim mevlamızdır, sizin mevlanız yok” deyin” demişti.

Menat ise, Mekke-Medine arasında Gadid vadisinde bulunan bir kaya idi. Cahiliye döneminde Huzâ, Evs ve Hazrec ona ta’zim gösterirler, Kabe ziyaretine giderken oradan niyet ederlerdi, yanında kurbanlar keserlerdi. Arap yarımadasında ayette zikredilen bu üç puttan başka putlar da vardı. Ancak bu üçü en meşhurları olduğu için ayet-i kerimede özellikle bunlar zikredilmiştir.

Putlara tapmaları sebebiyle müşriklerin akıllarının çalışmadığını be­yan ettikten sonra Allah onları başka bir şirkten dolayı yani “melekler Allah’ın kızlarıdır” demelerinden dolayı azarlayarak şöyle buyurdu:

“Erkek sizin de, dişi O’nun mu? O takdirde bu insafsızca bir taksim.” Yani Allah’ın çocuğu vardır, diyorsunuz sonra dişileri ona veriyor, erkekleri kendinize mi alıyorsunuz? Bu taksimi kendi aranızda bile yapmış olsanız, doğru olmazdı, haktan uzak olurdu. Yaratılmışlar arasında yapılsaydı bir zulüm ve haksızlık olacak olan bu takisimi Rabbinizle kendi aranızda nasıl yapıyorsunuz? ‘Yoksa kızlar O’nun, oğullar sizin mi?” (Tur, 52/39) ayeti de bu ayetin bir benzeridir.

Sonra Allah uydurdukları ve düzdükleri yalan ve iftiraları, putlara tapmak suretiyle küfre düşmelerini ve o putlara “ilâh” demelerini reddererek şöyle buyurdu:

“Bu sizin ve atalarınızın taktığınız adlardan başkası değildir. Allah onlara hiçbir hüccet indirmedi.” Yani görmeyen, işitmeyen, düşünmeyen ve anlamayan, ne zararı, ne de faydası olmayan bu putlara “ilâh” demeniz si­zin kendi kafanızdan taktığınız bir isimdir. Onların hakikatte hiç ilâh olacak tarafı yoktur. Bunu babalarınız ve siz böyle kabul ettiniz, sonraki ge­lenler öncekileri taklit etti ve bu hususta evlâtlar babalarına tâbi oldular. Allah, bunların ilâh olduğunu ispat edebileceğiniz hiçbir delil indirmedi. Nitekim başka bir ayette Allah: “Sizin Allah’tan gayrı ibadet ettiğiniz şey­lerin hepsi sizin ve babalarınız taktığı isimlerden ibarettir.” (Yusuf, 12/40) buyurmuştur.

Sonra Allah onların putlara niçin taptıklarını beyan ederek şöyle bu­yurdu: “Onlar kuruntudan ve nefislerin arzu ettiği nevadan başkasına tabi olmuyorlar. Halbuki andolsun, kendilerine Rablerinden o hidayet gelmiş­tir. ” Yani onların putlara “ilâh” deme konusunda tâbi şey sırf vehim ve ku­runtudan ibarettir. Onlar uyulması vacib olan Hak tarafına hiç bakmadan sadece nefislerinin arzu edip meylettiği şeye tabi oluyorlar. Halbuki o put­ların ilâh olmadığına dair onlara Allah tarafından apaçık beyan gelmişti. İşte o, kendilerine gönderilen peygamberin diliyle, Allah tarafından gelip hüccet ve burhan olan, dönüp bakmadıkları, teslim olup uymadıkları bu Kur’an’dır.

Sonra Allah meselenin temenni ve ümitlerle olmayacağını, bu putların ne Allah nezdinde şefaatçi olma konusunda, ne de başka hususta onlara faydası olmayacağını açıkça ifade ederek şöyle buyurdu: “Yoksa insana her umduğu şey mi var? İşte ahiret de, dünya da Allah’ındır.” İnsanın her te­menni ettiği şeyin olması mümkün mü? Her hayır temenni edenin temen­nisi, olmaz. Onların, putların kendilerine faydası olacak ve şefaat edecek şeklindeki temennileri de olmaz. Çünkü dünya ve ahiretin idaresi, mülki­yeti ve onlar üzerinde tasarrufta bulunma sadece Allah’a aittir. Ne dünya­da, ne de ahirette Allah’ın yanında putların hiçbir tasarrufu yoktur: “Ne si­zin temennileriniz, ne de Ehl-i Kitab’ın temennileri” (Nisa, 4/123). Ahmed bin Hanbel’in Ebu Hüreyre’den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Biriniz temennide bulunacağı zaman ne temenni edeceğini iyi düşünsün. Çünkü o temennilerinden, kendisi hakkında hangilerinin yazılacağını bilmez.”

Sonra Allah şefaatin kabul yolunu beyan ederek şöyle buyurdu:

“Göklerde nice melek vardır ki onların şefaatleri bile hiçbir şeye yara­maz. Meğer ki Allah’ın dileyeceği ve razı olacağı kimseler için izin vermesin­den sonra ola.” Yani göklerdeki meleklerden pek çoğu, bunca ibadette bulun­malarına rağmen, Allah nezdindeki saygınlıklarına rağmen, Allah’ın kendi­sine şefaat etmesine izin verdiklerinin haricinde, hiç kimseye şefaat edemez­ler. Nerde kaldı ki bu aklı ve idraki olmayan taşlar, ağaçlar şefaat etsin.

Yani melekler ancak kendilerine şefaat etme izni çıktıktan sonra ve an­cak Cenab-ı Hakk’ın şefaat edilmesini istediği kişilere -tevhid ehlinden ol­dukları için- şefaat edecekler. Müşriklerin bu şefaatten hiç nasibi yoktur. İbni Kesir şöyle diyor: Bu, mukarrab melekler hakkında böyle olursa ey cahiller, siz bu putların Allah nezdinde şefaat etmesini nasıl beklersiniz? Ki Allah hiçbir zaman puta ibadet etmeyi meşru kılmamış ve izin vermemiş bilakis bütün peygamberlerin dilinde bunu nehyetmiş ve bu nehyi bütün kitapların­da indirmiştir. Bu, meleklere ve putlara tapanlara bir azarlamadır.