39

٣٩

فَنَادَتْهُ الْمَلءِكَةُ وَهُوَ قَاءِمٌ يُصَلّى فِى لْمِحْرَابِ اَنَّ اللّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحينَ

(39) fe nadethül melaiketü ve hüve kaimüy yüsalli fil mihrabi ennellahe yübeşşiruke bi yahya müsaddikam bi kelimetim minellahi ve seyyidev ve hasurav ve nebiyyem mines salihiyn

Melekler ona nida ettiler o namaza durduğu (sırada) mihrapta Allah seni Yahya ile müjdeliyor tasdik edecek Allah’tan gelen kelimeyi (o hem) bir seyit (hem) nefsine hakim salihlerden bir Nebi (olacak)

(39) the angels called unto him: While he was standing in prayer in the chamber, Allah doth give thee glad tidings of Yahya, witnessing the truth of a word from Allah, and (be besides) noble, chaste, and a prophet, of the (goodly) company of the righteous.

1. fe nâdet-hu el melâiketu : bunun üzerine, melekler ona nida etti
2. ve huve : ve o
3. kâimun yusallî : ayakta namaz kılıyor
4. fî el mihrâbi : mihrapta
5. enne allâhe : Allah, … olduğunu
6. yubeşşiru-ke bi yahyâ : seni Yahya ile müjdeliyor
7. musaddikan : tastik edici olan, tastik edici olarak
8. bi kelimetin min allâhi : bir kelime ile, Allah’tan
9. ve seyyiden : ve seyyid, peygamber soyundan gelen
10. ve hasûran : ve son derece nefsine hakim
11. ve nebiyyen : ve peygamber
12. min es sâlihîne : salihlerden

Advertisements