32

٣٢

اَلَّذينَ تَتَوَفّيهُمُ الْمَلءِكَةُ طَيِّبينَ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(32) ellezine teteveffahümül melaiketü tayyibine yekulune selamün aleykümü dhulül cennete bima küntüm ta’melun
o kimseler ki melekler onların canlarını tertemiz alırlar derler ki (Allah’ın) selamı üzerinize olsun giriniz cennete yapmış olduğunuz amellerinizden dolayı

(32) (Namely) those whose lives the angels take in a state of purity, saying (to them), “Peace be on you enter ye the Garden, because of (the good) which ye did (in the world).”

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. teteveffâ-hum : onları vefat ettirir
3. el melâiketu : melekler
4. tayyibîne : hoş, güzel, kolay, en iyi şekilde
5. yekûlûne : derler
6. selâmun : selâm olsun
7. aleykum : size
8. udhulû : girin
9. el cennete : cennete
10. bi-mâ : şeyler sebebiyle, dolayısıyla
11. kuntum : siz oldunuz
12. ta’melûne : yapıyorsunuz

AÇIKLAMA

Her şey zıddıyla ayırdedilir. Allahu Tealâ aralarındaki farkın açığa çıkma sı ve adaletin esaslarının tecelli etmesi için bedbaht müşriklerin haberlerinin peşinden saadet içindeki müminlerin durumunu haber verdi.

“Küfür ve masiyetlerden sakınan ve Allah’tan korkan kimselere: Rabbiniz ne indirdi? diye sorulduğunda, onlar: Hayır indirdi, yani kendisine tabi olanlara, kendisine ve Rasulüne iman edenlere rahmet ve bereket indirdi, dediler.”

Soran: Hac mevsimi ve panayırlarda müslümanlara gelen kabile temsilci leriydi. Biri Mekke’ye geldiğinde müşriklere, Muhammed ve durumu hakkında sorar, onlar da: O sihirbazdır, kâhindir ve yalancıdır, derlerdi. Müminlere gelir, onlara Muhammed ve Allah’ın O’na indirdiği kitap hakkında sorar. Onlar da: Allah hayır indirdi, derlerdi.

Sonra Cenab-ı Hak müşriklere yapılan mezkûr vaîdin karşılığında o müminlere yaptığı vaadi bildirerek şöyle buyurdu: “Allah’a ve Rasulüne iman edip O’na itaat edenler ve dünyada güzel amel işleyenlere Allah da dünya ve ahirette güzellikle davranır.”

Onlar için dünyada Allah katından yardım, fetih ve izzetli kılmak gibi güzel mükâfat, ahirette de Cennet nimetleri ve bu nimetler içindeki hayırlar vardır.

Sonra Cenab-ı Hak ahiret yurdunun dünya hayatından daha hayırlı oldu ğunu ve ahiretteki mükâfatın dünyadaki mükâfattan daha kâmil olduğunu bi ze bildirdi.

Bu ayetin baş tarafının bir benzeri de şudur: “İster erkek ister kadın olsun mümin olarak salih amel işleyeni sıkıntısız güzel bir hayat içinde yaşatacağız. Bunları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Nahl, 97)

Bu ayetin son tarafının benzerleri de şu ayetlerdir: “Kendilerine ilim veri lenler ise: Yazıklar olsun size!. İman edip salih amel işleyen için, Allah’ın sevabı daha hayırlıdır.” (Kasas, 28/80).

“İyiler için Allah katında (nimetler) daha hayırlıdır.” (Al-i imran, 3/198). “Şüphesiz ki ahiret, senin için dünyadan daha hayırlıdır.” (Duha, 93/4). “Ahiret daha hayırlı ve daha devamlıdır.” (A’lâ, 87/17).

Cenab-ı Hak daha sonra da Ahiret Yurdunu tavsif etti: Takva sahiplerinin yurdu “Adn cennetleri gerçekten ne güzeldir!” Yani takva sahiplerinin yurdu ahiret yurdundaki Adn -yani yerleşme- Cennetleridir. Ağaçlan ve köşkleri ara sından nehirler akmaktadır. Nimetleri daimîdir, kolayca erişilir, yasak değil dir: “Orada onlar için diledikleri nimetler vardır” Yani dünyada güzel amel iş leyenler için Cennetlerde istedikleri ve temenni ettikleri her çeşit nimet vardır.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı her türlü nimet vardır. Siz orada ebediyen kalacaksınız.” (Zuhruf, 43/71) “Bitip tükenmeyen ve yenilmesi yasaklanmayan çok çeşitli mey veler içindedirler….” (Vakıa, 56/32-33).

İşte “takva”nın mükâfatı budur. “Allah takva sahiplerini işte böyle mükâ fatlandırır. ” Yani Allah kendisine iman edip kendisinden korkan, küfür ve ma-siyetlerden kaçınan ve güzel amel işleyenleri bu şekilde güzel bir mükâfatla mükâfatlandırır. Bu takvaya sarılmaya bir teşviktir.

Bundan sonra Allahu Tealâ “Meleklerin canlarını kâfir olarak aldığı” müşriklerin durumlarıyla ölüm anındaki takva sahiplerinin durumlarını karşılaştı rarak şöyle buyurdu:

“Bunlar meleklerin canlarını ‘mümin’ olarak aldıkları kimselerdir.” Yani meleklerin ruhlarını şirkten, masiyetten ve her çeşit kötülükten arınmış, terte miz olarak kabzettiği kimselerdir.

Tayyibîn: (Güzel bir şekilde) kelimesi Razî’nin dediği gibi pek çok manayı içinde toplayan özlü bir kelimedir. Bunun içine müminlerin kendilerine emre dilen her şeyi yerine getirmeleri ve nehy edilen her şeyden kaçınmaları, güzel ahlâk ile ittisaf etmeleri, kötü huylardan uzak olmaları, Cenab-ı Hakkın mü nezzeh zatına yönelmeleri şehvetler ve bedenî lezzetlere dalmamaları manaları girmektedir. Böyle kimselerin ruhlarını almak da meleklerin hoşuna gidecek tir. Müfessirlerin çoğu buradaki (Teveffî) kelimesinin “ruhları almak” manasın da olduğu görüşündedirler.

Melekler ruhlarını alma anında müminlere önce selâm verirler ve onlara Cenneti müjdelerler. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: “Rabbimiz Al lah’tır deyip sonra doğru yolda devam edenlere melekler inerler ve şöyle derler: ‘Korkmayın, üzülmeyin. Vaadolunduğunuz Cennet’le müjdelenin. Biz dünya hayatında da ahiret hayatında da sizin dostununuz. Çok affedici ve çok merha met edici olan Allah tarafından ahirette sizin için bir ikram olarak canınızın çektiği her şey vardır. Orada arzu ettiğiniz her şey vardır.” (Fussilet, 41/30-32).

Meleklerin selâmının muhtevası şudur: Melekler müminlere: Allah tara fından selâm olsun size!. Korku bulunmayan bir emniyet, hoşa gitmeyen şeyler bulunmayan bir rahat içinde olasınız. Amelleriniz sebebiyle Rabbınızın sizin için hazırladığı Cennet’e girin, derler.

Bu selâmdan murad edilen: Öldükten sonra dirilmenin ardından Cennet’e girme müjdesinin verilmesidir. Melekler onları Cennet’le müjdeleyince sanki Cennet onların yurdu imiş, sanki daha önce de orada imiş gibi olurlar. Meleklerin “…Cennet’e girin.” sözleri Cennet sadece sizlere aittir. Sanki şu anda Cennettesiniz demektir.

Advertisements