46

    RevelationCuzPageSurah
    102 18355Nur(24)

٤٦

لَقَدْ اَنْزَلْنَا ايَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَاللّهُ يَهْدى مَنْ يَشَاءُ اِلى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ

(46) le kad enzelna ayatim mübeyyinat vallahü yehdi mey yeşaü ila siratim müstekiym
Yemin olsun ki, biz açıklayıcı ayetleri indirdik Allah dilediğini sıratı müstakim üzere hidayete erdirir

(46) We have indeed sent down Signs that make things manifest: and Allah guides whom He wills to a Way that is straight.

1. lekad : andolsun
2. enzelnâ : indirdik
3. âyâtin : âyetler
4. mubeyyinâtin : açıklanmış
5. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
6. yehdî : hidayete erdirir
7. men yeşâu : dilediği kimseyi
8. ilâ sırâtın mustakîmin : Sıratı Mustakîm’e


AÇIKLAMA
Allah’ın Varlığına Ve Birliğine Delâlet Eden Kâinat Delilleri
1- Bütün Varlıkların Allah’ı Teşbih Etmeleri:

“Göklerde ve yerdeki varlıkların, sıra sıra uçan kuşların Allah’ı teşbih etti­ğini görmez misin?” Yani ey peygamber! Ey bu ayetin muhatabı! Delil ile bilmi­yor musun ki, göklerde ve yerde bulunan, akıl sahibi olan ve olmayan melek, insan, cin, canlı ve cansız bütün varlıklar, meselâ gökyüzünde düşmesin diye uçarken kanatlarını çırpan kuşlar, selim akıl ile düşünenlerin idrak edebileceği şekilde Allah’ı teşbih ve tenzih etmektedirler. Zira bu varlıkların farklı hususiyetleriyle yaratılmaları yaratıcının varlığına delâlet etmektedir.

Allah’ı tenzih etmek yaratıcının bütün kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğu­nu gösterir. Cansız varlıkları Allah’a ortak koşan, Allah’a evlât nispet eden (Al­lah’ın oğlu- Allah’ın kızı gibi isnatlarda bulunan) kâfirlerin sözlerini iptal eder. Zira bunlar Allah’ın yarattığı varlıklardır.

Mücahid ve başka alimler demişlerdir ki: Namaz insanın niyazıdır. Teşbih ise insan dışındaki diğer varlıklara aittir.

“Kuşlar” yer ve göklerdeki varlıklar ifadesine girdikleri halde ilâhî sanatın eşsizliğine ve ilâhî kudretin kemaline, kendilerini yoktan var edenin son derece latif tedbir ve idaresine özellikle delâlet ettikleri için ayrıca zikredilmişlerdir. Zira ağır cisimlerin uçma anında gökyüzünde tutulmaları yoktan var eden ya­ratıcının kudretinin kemaline delâlet eden açık bir hüccettir.

Ayete “Görmez misin?” ifadesiyle başlanılması, bütün varlıkların Allah’ı teşbih etmelerinin hiç şüphe bulunmayan ve kesin ilim derecesine ulaşan açık bir durum olması sebebiyledir.

“Her biri kendi niyaz ve teşbihini bilir. Allah da onların yaptıklarını çok iyi bilir.” Yani zikredilen varlıklardan her birine Allah niyazını ve teşbihini öğret­miştir, yani Allah Tealâ’ya ibadet etme hususundaki usul ve metodunu göster­miştir. Allah bunların hepsini gayet iyi bilir. İtaat etme yahut isyan etme hali olsun mahlûkatın davranışlarından hiçbir şey O’na gizli kalmaz. O bunların karşılığını verir.

“Göklerin ve yerin mülkü ancak Allah’ındır. Dönüş de sadece Allah’adır.” Yani şüphesiz ki Allah Tealâ yer ve göklerde bulunan bütün varlıkların gerçek sahibidir. Yer ve göklerde yaratma ve öldürme açısından tasarrufta bulunan gerçek hüküm sahibi O’dur. O, ibadetin kendisinden başka hiçbir kimseye lâ­yık olmadığı, hakiki ma’bud olan ilâhtır. O’nun hükmünü değiştirecek hiçbir varlık yoktur. Bütün varlıkların kıyamet gününde dönüşü O’nadır. Bu hususta O dilediği şekilde hükmeder, dilediği şekilde karşılık verir. “Böylece kötülük edenlere yaptıklarının karşılığını verir. İyi ameller işleyenleri daha güzeliyle mükâfatlandırır.” (Necm, 53/31).

Kısaca: Kâinatın azameti, yer ve göklerin eşsiz bir şekilde yoktan yaratıl­maları, Allah’ın yer ve göklerde yaydığı canlı ve cansız varlıklar, insanı vücu­dunda müşahede ettiğimiz gayet üstün sistemde, kara, deniz ve havada yaşa­yan çeşitli hayvanlar en büyük ve en küçük hayvanın yaptığı davranışlar, pe­tek yapma ve bal imal etme hususunda arının çeşitli yollara başvurması, bö­cekleri avlama hususunda güçsüz örümceklerin baş vurdukları hileler, kuşların hayret verici davranışları, mahlûkatı hususunda var etme – yok etme, ilk yaradılış ve tekrar dirilme şeklindeki Cenab-ı Hakk’m tasarrufları … Bütün bunlar kendisinden başka hiçbir rab bulunmayan, kendisine lâyıkıyla ibadet edilebilecek, O’ndan başka ma’bud bulunmayan, her şeyde tasarruf sahibi olan tek bir Rabbin, eşsiz yaratıcı bir ilâhın varlığına kesin maddî delillerdir.

Bu, Allah’ın varlığına, kudretine ve birliğine delâlet eden ilk kâinat delili­dir. Bu bütün delilleri içine almaktadır. Bu delillerden her bir delil kanaatin oluşması konusunda tek başına yeterlidir.

İlk iki ayette zikredilen hususları iki delil halinde tasnif etmek mümkün­dür:

– Ulvî ve süflî alemdeki kulluk delili,

– Mutlak mülkün ve bütün mahlûkatın dönüşlerinin sadece Allah’a olduğu delili.

Allah’ın kudretine ve birliğine delâlet eden sonraki ayetlerde yer alan di­ğer iki delil de şunlardır:

2- Yağmurun Yağdırılması:

Ey Peygamber! Ey muhatap! Yağmurun meydana gelmesi ve yağdırılması şeklini bilmiyor musun? Allah yeryüzünün beşte dördünü meydana getiren de­nizlerden yükselen buharın zerreciklerini ilâhî kudretiyle bir araya getiriyor, birleştiriyor, bu da soğuk hava tabakalarında yüksek bulutlar meydana getiri­yor. Sonra da bu yağmur bulutlarını aşılama yapan rüzgârlarla yağmurun yağ­masını istediği yere gönderiyor, sonra da bu bulutlardan yeni bulutların parça­ları arasında meydana gelen küçük delâletlerden yağmur yağdırıyor.

Böylece Allah dağlara benzeyen yoğun bulut tabakalarından yağmur yağ­dırır. Nitekim atmosferdeki soğukluğun yükselen buharlara etkisi oranında kar ve dolu yağmaktadır.

İnsanın üstünde bulunan gökyüzüne “sema” denir. Ayetteki “sema” insan­ların başları üzerinde yükselen bulut demektir. “Dağlar” ifadesi de gökyüzünde ulu dağlar gibi bir araya gelen beyaz bulutların üstünde normal olarak yerden 10.000 metreden daha fazla yükseklerde seyreden uçakta yolculuk yapan her­kesin gördüğü bulutlardan kinayedir.

Bazı müfessirler de buz dağlarının fiilen gökyüzünde bulunduğu ve Al­lah’ın doluyu bu dağlardan indirdiği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Bazı modern nazariyeler bu manayı teyit etmekte, gök tabakalarında doludan meydana gelen dağlara benzeyen kümeler bulunduğunu, denizlerden yükselen buharlar­dan daha çok yağış olduğunu ispat etmektedirler.

Yağmurun nasıl yağdırılacağı hususunda Allah’ın iradesi, kudreti ve ta­sarrufu geçerlidir. Kullarından dilediği kimselere rahmet olarak yağmur veya dolu çeşitlerini gökyüzünden yağdırır, dilediğini de mahrum bırakır. Ya ceza olarak ya da meyvaların ve çiçeklerin dökülmesine, bitki ve ağaçların telef ol­masına sebep olmamak için rahmetiyle dilediğine de yağmuru geç indirir.

Bütün bunlardan daha şaşırtıcı olanı zıddı zıddından, ateşi soğuktan ya­ratmasıdır. Hatta bulutların çarpışması sebebiyle çıkan şimşek neredeyse ba­kanların gözünü ahverecek derecededir.

3- Gece İle Gündüzün Birbiri Ardına Gelmesi:

“Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Şüphesiz ki bunda basiret sahipleri için nice ibretler vardır.” Yani Allah Tealâ gece ve gündüzden birini artırıp diğerini eksiltmekle, sıcaklık ve soğukluk gibi durumlarını değiştirmek­le, değişmeyen hassas bir sistemle birbiri ardınca gelmelerini temin etmekle gece ve gündüzde tasarrufta bulunur. Bunda Allah Tealâ’nın azametine delil vardır, akıl sahiplerinden düşünen kimseler için öğüt vardır.

Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbirlerini takip etmelerinde akıl sa­hipleri için ibretler vardır.” (Al-i İmran, 3/190).

Buharı ve Müslim’in Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet ettikleri bir hadis-i kudsîde Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Allah Tealâ buyuruyor ki: Âdemoğlu dehr’e (zamana) küfrederek bana eziyette bulunur. Dehr benim; em­retmek benim elimdedir. Geceyi gündüze, gündüzü geceye çeviririm.”

4- Çeşitli Hayvanların Yaratılması:

“Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır… Çünkü Allah her şeye kadirdir.”

Allah Tealâ birliğine ve kudretine, gökyüzü ve yeryüzü âlemine delil getir­dikten sonra çeşitli şekil, renk, hareket, sessizlik ve görevlerdeki hayvanların durumuyla delilini pekiştirdi. Yeryüzünde yürüyen bütün hayvan çeşitlerini sudan yaratan O’dur. Su insanın ana maddesidir; meydana gelmenin temelidir. Yahut kadının yumurtalıklarında aşı yapacak canlı meninin taşıdığı nutfedir. Suyun özellikle zikredilmesinin sebebi, yaradılışın ilk aslı olmasıdır. O olma­dan hiçbir canlı ayakta kalamaz.

Hayvan çeşitleri pek çoktur. Bunlardan kimi yılanlar, balıklar ve diğer sürüngenler gibi karın adalelerini sıkmak ve serbest bırakmak suretiyle karnı üze­rinde sürünerek yürürler. İlâhî kudretin mükemmelliğine işaret etmek vb. diğer gayelerini temin için hareket ve intikal etmelerini gerçekleştirmelerini işaret etmek için bunların sürünmelerine “yürüme” adı verilmiştir.

Bu hayvanlardan kimi de insan ve kuşlar gibi iki ayak üzerine yürürler, başka gurup da evcil hayvanlarla diğer vahşî kara hayvanları gibi dört üzerine yürürler.

Allah Tealâ kudretiyle dilediği her şeyi yaratır. Bu özlü bir ifade olup bu­nun altına dört ayaktan fazla ayakları olan, şekilleri, tabiatları ve göçleri birbi­rinden farklı olan böcekler ve benzeri hayvanlar da girmektedir.

Şüphesiz ki Allah her şeyi yaratmaya kadirdir. Yerde ve gökte hiçbir şey Onu âciz bırakamaz. O ne dilemişse olur, dilemediği de olmaz.

Cenab-ı Hak daha sonra tevhid delillerini zikrederek ve bu delilleri bir arada toplayan genel ve kapsamlı bir ifade ile konuya son verdi.

“Yemin olsun ki biz açıklayıcı ayetler indirdik. Allah dilediğini dosdoğru bir yola iletir.” Yani Allah bu Kur’an-ı Kerim’de kâinatı yaratan ve idare eden, varlığına delâlet eden, içindeki hikmetler, hükümler, esaslı ve açık misallerle hak ve doğruluk yolunu gösteren, gayet açık, tafsilatlı ayetler indirdik. Allah Tealâ akıl, basiret ve şuur sahiplerine bu ayetleri gayet iyi anlayıp düşünme yolunu gösterir. Dilediği kimseye ise dosdoğru yolu gösterir.