87

٨٧

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمينَ

(87) ve zen nuni iz zehebe müğadiben fe zanne el len nakdira aleyhi fe nada fiz zulümati el la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin
zünnûn’u da (hatırla) gazaplanarak gitmişti de kendisinin asla sorgulanmayacağını sanmıştı karanlıktayken nida etti senden başka hiçbir ilah yoktur seni noksanlıktan tenzih ederim şüphesiz ben de zalimlerden oldum

(87) And remember Dhu al Nun, When he departed in wrath: he imagined that we had no power over him! But he cried through the depths Of darkness, there is no god but Thou: glory to thee: I was indeed wrong!

1. ve zennûni (za en nuni) : ve Zennun (Yunus
2. iz zehebe : gitmişti
3. mugâdıben : gadaplanarak, öfkelenerek
4. fe : böylece
5. zanne : zannetti
6. en len nakdire : muktedir olamayacağız
7. aleyhi : ona
8. fe : o zaman, böylece
9. nâdâ : nida etti
10. fî ez zulumâti : karanlıklar içinde
11. en lâ ilâhe : ilâh olmadığını (ilâh yoktur)
12. illâ : den başka
13. ente : sen
14. subhâne-ke : sen sübhansın, münezzehsin
15. in-nî : muhakkak, gerçekten ben
16. kuntu : ben oldum
17. min ez zâlimîne : zalimlerden

Advertisements