1

١

يَسْلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللّهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَاَطيعُوااللّهَ وَرَسُولَهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ

(1) yes’eluneke anil enfal kulil enfalü lillahi ver rasul fettekullahe ve aslihu zate beyniküm ve etiy’ullahe ve rasulehu in küntüm mü’minin

sana soruyorlar ganimetlerden de ki ganimetler Allah’ın ve resülündür Allah’tan sakının ıslah edinin birbiriniz arasını Allah ve resulüne itaat ediniz eğer sizler müminlerseniz

(1) They ask thee concerning (things taken as) spoils of war. Say: “(Such) spoils are at the disposal of Allah and the Messenger: so fear Allah, and keep straight the relations between yourselves: Obey Allah and His Messenger, if ye do believe.”

1. yes’elûne-ke : sana sorarlar
2. an el enfâli : ganimetlerden
3. kul el enfâlu : de ki, ganimetler
4. li allâhi : Allah’ın
5. ve er resûli : ve resûl
6. fe ittekû allâhe : artk Allah’a karşı takva sahibi olun
7. ve aslihû : ve düzeltin, ıslâh edin
8. zâte : sahip olduğunuz (durum)
9. beyni-kum : aranızda
10. ve etîû allâhe : ve Allah’a itaat edin
11. ve resûle-hû : ve onun resûlüne
12. in kuntum : eğer siz iseniz
13. mu’minîne : mü’minler, kalbine îmân yazılmış kimseler

يَسْأَلُونَكَ sana soruyorlarعَنْ الْأَنْفَالِ ganimetler hakkındaقُلْ de kiالْأَنْفَالُ ganimetlerلِلَّهِ yalnız Allah’aوَالرَّسُولِ ve Rasulüne aittirفَاتَّقُوا o halde korkun daاللَّهَ Allah’tanوَأَصْلِحُوا düzeltinذَاتَ بَيْنِكُمْ birbirinizle aranızıوَأَطِيعُوا itaat edinاللَّهَ Allah’a daوَرَسُولَهُ Rasulüne deإِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ eğer mü’minler iseniz


SEBEB-İ NÜZUL

Enfâl Sûresi Medine’de hicretin ikinci senesi nazil olmuştur. Büyük bir kısmı Bedr Gazvesi hakkında ve Bedr Gazvesi esnasında nazil olduğu için Bedr Sûresi de denilir. Bedr Gazvesinin detaylı ve genel bir tahlilini ihtiva ettiği gibi büyük bir ihtimalle bir kerede toptan vahyedildiği bile düşünülebilir. Ancak bu savaşın sonucu olarak ortaya çıkan bazı problemlerle ilgili bazı âyetlerinin daha sonraki bir zamanda ve ayrı bölümler halinde indirilmiş olması da mümkündür. Bu arada İbn Abbâs’tan gelen bir rivayette o: “Hani küfredenler seni tutup bağlamak, yahut öldürmek, yahut çıkarmak için düzen kuruyorlardı…” âyetinden başlıyarak yedi âyeti (âyet, 30-36) dışında medenîdir.” demiştir.

Ancak konusunun Mekke’de geçen bir hadiseye işaret etmesi bu âyetlerin Mekke’de, Mekke döneminde inmiş olmasını gerektirmeyip o dönemde Allah’ın Rasûlü’ne olan bu nimeti daha sonraki dönemlerde kendisine hatırlatılmak üzere Medine döneminde inmiş olmaları da gayet mümkündür ve inşaallah bu âyetlerin nüzul sebebinde ayrıca işaret edilecektir.

Bu arada 64. âyetinin de Mekke’de nazil olduğunu söyleyenler de vardır ve Bezzâr’ın İbn Abbâs’tan rivayet ettiği “Bu âyet-i kerime Hz. Ömer müslüman olduğunda nazil olmuştu.” sözü de bu görüşü desteklemektedir

Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak iki hadise zikredilir: Sa’d ibn Ebî Vakkâs’ın, Bedr ganimetleri taksim edilmeden Hz. Peygamber (sa)’e gelip öldürdüğü birisinden aldığı kılıcın ganimet olarak kendisine verilmesini istemesi ve ganimetlerin taksiminde ashab arasında anlaşmazlık ve tartışmalar çıkması. Şimdi bu husustaki rivayetleri verelim:

l. Sa’d ibn Ebî Vakkas, kendisi olayı şöyle anlatıyor: Bedr günü kardeşim Umeyr öldürülmüştü. Bu arada Saîd ibnu’l-As da öldürüldü ve “Zu’l-Ketîfe” adındaki kılıcını ben aldım ve Hz. Peygamber (sa)’e getirdim (ve bu kılıcı bana vermesini istedim). Hz. Peygamber (sa): “Git ve onu ganimetlerin içine geri koy.” Buyurdular. Döndüm; ama Allah biliyor ki içimde gerek kardeşjmin öldürülmesinden ve gerekse elde ettiğim ganimetin elimden alınmasından dolayı bir hoşnutsuzluk vardı. Çok az ilerlemiştim ki Enfâl Sûresi nazil oldu ve beni geri çağıran Allah’ın Rasûlü (sa): “Git, kılıcını al.” buyurdular (Vahidî, age s 160) Hadise Sa’d ibn Ebî Vakkas’m ağzından İmam Ahmed’in Müsned’inde şu şekilde anlatılıyor: Bedr günü kardeşim Umeyr öldürülmüş, ben de Saîd ibnu’l-As’ı öldürmüş ve kılıcını almıştım. Kılıcının adı Zu’l-Ketîfe olarak meşhurdu. Kılıcı Rasûlullah (sa)’a götürdüm. O: “Git ve onu ganimetlerin içine at.” buyurdu. Yanından ayrıldım ancak içimde kardeşimin öldürülmesi ve öldürmüş olduğum Saîd ibnu’l-As’dan almış olduğum kılıcın elimden alınmış olmasından ötürü ancak Allah’ın bildiği duygular vardı. Oradan çok az uzaklaşmıştım ki Enfâl Sûresi nazil oldu ve Allah’ın Rasûlü (sa): “Git, kılıcını al.” Buyurdular.

Yine İmam Ahmed’in Müsned’inde hadise Sa’d ibn Mâlik hakkında ve ayrıntılarda bir takım farklılıklarla yer almakta olup o şöyle anlatıyor: “Ey Allah’ın elçisi, Allah, müşriklerden beni şifaya kavuşturdu. (Allah, müşriklerden öcümü almayı bana nasib etti.) Şu kılıcı bana ver.” dedim. “Bu kılıç ne senin, ne de benim, koy onu.” buyurdular. Kılıcı aldığım yere koydum, döndüm ama kendi kendime: “Belki de bu kılıç bugün, savaşta benim gibi yararlık göstermeyen birine verilecek.” diye düşündüm. Bir de baktım arkamdan birisi beni çağırıyor. “Benim hakkımda bir vahiy mi indirildi?” dedim. Allah’ın Rasûlü (sa): “Benden kılıcı istediğinde ne bana, ne sana aitti. Ama Rabbım onu bana verdi. İşte ben de sana veriyorum, o kılıcı al, senindir.” buyurdu ve “Sana Enfâl’i sorarlar. De ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlü’nündür. Şu halde eğer mü’minler iseniz Allah’tan takva üzere olun, aranızı ıslah edin…” âyet-i kerimesi nazil oldu.

Ancak Sa’d ibn Ebî Vakkâs ve Sa’d ibn Mâlik aynı kişi olup Sa’d’ın babası Ebu Vakkâs’ın adı Mâlik ibn Vuheyb’dir. Aşere-i Mübeşşere’den olan Sa’d 55/675 yılında muhacirlerin sonuncusu olarak Medine-i Münevvere yakınlarında bir köyde vefat etmiş ve getirilip Medine’de defnedilmiştir (Geniş bilgi için bak: İbnu’l-Esîr. Usdu’l-Ğâbe, 11,366-369).

Daha önce (Mâide Sûresi 91 âyetinin nüzul sebebinde) de geçtiği üzere bu âyet-i kerime yanında diğer bazı âyet-i kerimelerin de (Mâide, 5/91, Lokman, 31/15; ve En’âm, 6/52) Sa’d ibn Ebî Vakkâs hakkında nazil olduğuna dair Müslim’in Ebu Bekr ibn Ebî Şey be ve Zuheyr ibn Harb kanalıyla bizzat Sa’d ibn Ebî Vakkâs’ın oğlu Mus’ab’tan rivayet ettiği haber şöyledir: Onun hakkında Kur’ân’dan âyetler nazil olmuştur. Sa’d’ın annesi “Sa’d dininden dönünceye kadar konuşmamaya, yememeye, içmemeye” yemin etmiş ve: “Allah’ın sana ana babanı vasıyyet ettiğini iddia ediyorsun değil mi? O halde ben annenim ve sana bunu emrediyorum.” demiş. Üç gün yemeden içmeden durmuş ve sonunda dayanamayıp bayılmış. Kadına bir şey yedirmek istediklerinde ağzını zorla açar, bir sopa ile açık tutar ve öyle yemeği ağzına akıtırlarmiş. Nitekim bayıldığında da kadının Umara adındaki oğlu gelmiş, annesine zorla su içirmiş; ayılan kadın Sa’d’e beddua etmeye başlamış da Allah Tealâ “Biz insana ana babasına güzel­likle davranmasını tavsiye ettik. Ama şayet seni Bana ortak koşmaya zorlıyacak olurlarsa onlara itaat etme…” (Lokman, 31/15) âyet-i kerimesini indirmiş.

Sa’d kendisi anlatıyor: Allah’ın Rasûlü (sa) büyük bir ganimet ele geçirdi. Baktım ganimetler içinde bir kılıç var, hoşuma gitti ve aldım, Rasûllullah (sa)’a getirdim: “Ey Allah’ın elçisi, bu kılıcı bana ver. Savaşta halimi; neler yaptığımı biliyorsun” dedim. “Onu aldığın yere geri koy.” buyurdular. Efendimizin yanından ayrıldım, ganimetlerin bulunduğu yere gittim, kılıcı ganimetlerin toplandığı yere atmak istedim ama nefsim beni ayıpladı ve kılıcı atmadan geri döndüm, Hz. Peygamber (sa)’e tekrar geldim ve: “Ey Allah’ın elçisi onu bana ver.” dedim. Sesini biraz daha yükselterek: “Onu aldığın yere koy.” buyurdular. Bunun üzerine Allah Tealâ: “Sana ganimetleri soruyorlar…” (Enfâl, 8/1) âyet-i kerimesini indirdi.

Bir keresinde hastalanmıştım, Rasûllullah (sa)’a haber gönderdim de beni ziyarete geldi, “Bırak malımı istediğim gibi, istediğim yerlere taksim edeyim.” dedim. Kabul etmedi. Ben: “Yarısını taksim edeyim.” dedim, yine kabul etmedi, ben: “O halde üçte birini taksim edeyim.” dedim, susup takrir buyurdular. Daha sonra üçte biri dilediği yerlere taksim etmek caiz kılındı.

Ansar ve muhacirlerden bir grubun yanma gitmiştim. Bana: “Gel sana yemek yedirelim, içki ikram edelim.” dediler. Bu, içki haram kılınmazdan önceydi. Onlarla birlikte bir bahçeye vardık. Baktım kızartılmış bir deve kellesi ve bir tulum içki var. Onlarla birlikte yedim, içtim. Bir ara aralarında ansar ve muhacirler anıldı, ben: “Muhacirler, ansardan daha hayırlıdır.” dedim. Bir adam kalktı, devenin çene kemiklerinden birini aldı ve onunla bana vurdu, burnumu yaraladı (bir rivayette burnuma vurdu ve yardı). Rasûllullah (sa)’a geldim ve olanları haber verdim ve Allah Tealâ benim hakkımda içkinin haramlığını bildiren “Ey iman edenler, içki, kumar, tapınmaya mahsus dikiti taşlar ve fal okları şeytanın işinden birer murdardırlar…” âyet-i kerimesini indirdi.

Sa’d ibn Ebî Vakkâs hakkında nazil olan âyetlerin zikredildiği Ebu Davud et-Tayâlisî rivayetini ayrıntılarında bazı farklar olduğu için onu da zikretmekte fayda mülâhaza ediyoruz: Ebu Davud et-Tayâlisî’nin, kendi isnadıyla Mus’ab ibn Sa’d’den rivayetinde o şöyle demiştir: Babam hakkında dört âyet nazil ol­muş. O (bana) şöyle dedi: Bedr günü bir kılıç ele geçirdim, Hz. Peygamber (sa)’e getirdim ve: “Ey Allah’ın elçisi bunu bana ganimet olarak ver.” dedim. “Onu aldığın yere geri koy.” buyurdu. Tekrar sordum: İhtiyacı olmıyan biri gibi mi bırakayım (ona ihtiyacım var)”, “Onu aldığın yere geri koy.” buyurdular ve “Sana enfâli sorarlar, de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlü’nündür…” âyeti nazil oldu.

Annem Ümmü Sa’d: “Allah, ana-babaya itaati emretmiyor mu? Madem öyle sen girmiş olduğun Muhammed’in dinini inkâr edip eski dinine dönmedikçe yemek yemiyeceğim, bir şey içmeyeceğim (tâ ki öleyim de sana anasının katili desinler.)” dedi. Yemekten içmekten imtina etti. Sonunda ağzını (zorla) sopayla açmaya (ve ağzına bir şeyler akıtmaya) başladılar da “Biz insana anasına ve babasına güzellik (ve iyilik yapmasını) tavsiye ettik. Eğer o ikisi (annen ve baban), hakkında bilgin olmıyan bir şeyi bana ortak koşman için uğraşırlarsa kendilerine (bana şirk koşma hususunda) itaat etme.” (el-Ankebût, 29/8) âyeti nazil oldu.

Sa’d hasta iken Allah’ın Rasûlü onu ziyarete gelmişti. O, malının tamamını vasiyyet etmek istiyor, Allah’ın Rasûlü (sa) de eksiltiyordu, tâ ki üçte bire ininceye kadar. (Daha sonra) İnsanlar mallarının üçte birini vasıyyet ederlerdi