113

    RevelationCuzPageSurah
    52 12233Hud(11)

١١٣

وَلَا تَرْكَنُوا اِلَى الَّذينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَالَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ مِنْ اَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

(113) ve la terkenu ilellezine zalemu fe temessekümün naru ve maleküm min dunillahi min evliyae sümme la tünsarun

meyletmeyin zulüm edenlere sonra size azap dokunur sizin için Allah’tan başka dostunuz yok sonra yardımda olunmazsınız

(113) And incline not to those who do wrong, or the fire will seize you and ye have no protectors other than Allah, nor shall ye be helped

1. ve lâ terkenû : ve meyletmeyin, eğilim göstermeyin, dayanmayın
2. ilâ ellezîne zalemû : zulmeden (zalim olan) kimselere
3. fe temesse-kum : o zaman size dokunur
4. en nâru : ateş
5. ve mâ lekum : ve sizin için yoktur
6. min dûni allâhi : Allah’tan başka
7. min evliyâe : evliyadan, velîlerden, dostlardan bir dost
8. summe : sonra
9. lâ tunsarûne : yardım olunmazsınız


AÇIKLAMA

Ya Muhammed! Sen ve seninle birlikte iman edenler itikad, amel ve ahlâk hususunda ifrat ve tefrite düşmeden istikamet yoluna sarılın.

İstikamet Allah’ın zat ve sıfatlarında birliğini kabul etmeyi, cennet, cehen­nem, öldükten sonra dirilme, hesap ve ceza görme, melekler ve arş gibi gaybî hususlara iman etmeyi, Kur’an’ın ibadetler ve muameleler çerçevesinde emret­tiklerine sarılmayı gerektirir.

Bu, yüksek bir derece olup, nefsiyle cihad eden, nefsi arzuları ve şehvet­lerini tatminden vazgeçenler dışındaki kimseler için oldukça zordur.

Hz. Musa ve Hz. Harun (a.s.) da şu ayette “istikamet” ile emrolunmuştu: “İkinizin de duaları kabul edildi. O halde istikamet üzere (dosdoğru) olun. (Hakkı) bilmeyenlerin yoluna tabi olmayın.” (Yunus, 10/89).

İstikametin mükâfatı ise meleklerin korku ve üzüntüden emin olmakla ve cennetle müjdelemek suretiyle onları tatmin etmeleridir:

“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra istikamet üzerine (doğru yolda) devam edenlere melekler inerler ve şöyle derler: Korkmayın, üzülmeyin, vaad olun­duğunuz cennetle müjdelenin.” (Fussilet, 41/30).

Müslim’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Süfyan es-Sekafî isimli bir sahabinin:

– Ya Rasulallah! Bana İslâm’da öyle bir söz söyle ki, onu senden sonra hiç kimseye sormayayım, şeklindeki sorusuna Peygamberimiz (s.a.):

–  Allah’a iman ettim de, sonra da istikamet üzerine (dosdoğru) ol, diye cevap vermiştir.

Rasulullah (s.a.)’a istikamet ile (dosdoğru olmakla) emredilmesi onun is­tikamet üzerine olmadığı manasına gelmez. Zira o bunun aksine son derece is­tikamet üzerine idi. Bu emirden maksat devamlılık ve bulunduğu hal üzere kalmaktır. Bu düşmanlara karşı zafer elde etmekte en büyük yardımcıdır. Rasulullah (s.a.) ve onunla birlikte olan müminlere istikamet üzerine olmakla emredilmesi onların istikamet üzerinde sabit olmaları içindir.

Bu ayette, şer’î naslara hiçbir tasarrufta bulunmaktan, hiçbir sapma olmadan, taklide düşmeden, fasit ve doğru olmayan bir görüşle amel etmeden ittiba etmenin vacip olduğuna delil vardır. Kim selefin metodundan saparsa eğrilir ve dalâlete düşer. Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi: “Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlardan olup her fırka kendilerine olanla övünüp durur.” (Rum, 30/32).

İhtilâfın kalkmasının yolu Kur’an ve Sünnete dönüştür. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “… Aranızda herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onun hükmünü Allah’a ve Rasulüne havale edin.” (Nisa, 4/59).

Allah Tealâ “istikamet” üzerine olmayı emrettikten sonra zıddı olan “tuğyan”dan yani Allah’ın koyduğu sınırları tecavüz etmekten, haddi aşmaktan nehyetti. Çünkü tuğyan helake götüren kaygan bir yoldur. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Haddi tecavüz etmeyin.”

Bundan sonra da muhalif davranmayı yasaklayarak şöyle buyurdu: “Şüp­hesiz ki O yaptıklarınızı çok iyi görür.” Yani Yüce Allah kullarının amellerini görür, hiçbir şeyden gafil değildir, O’na hiçbir şey gizli kalmaz. O hepsinin kar­şılığını verir.”

İstikamet üzere olmaya ve haddi tecavüz etmekten kaçınmaya davet Kur’an-ı Kerim’in sık sık tekrarladığı ana hedefidir. Cenab-ı Hak şöyle buyu­ruyor:

“Ey Muhammed! İşte bunun için sen onları hakka davet et. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Müşriklerin heva ve heveslerine uyma. Onlara şöyle de: Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara iman ettim. Aranızda adaleti hakim kılmak­la emrolundum. Bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz Allah’tır. Bizim amel­lerimiz bize, sizin amelleriniz sizedir. Benimle sizin aranızda (tartışılacak) bir mesele yoktur. Allah bizi bir araya getirecek (yüzleştirecektir), dönüş ancak O’nadır.”(Şûra, 42/15).

Daha sonra Cenab-ı Hak zalimlere meyletmenin tehlikesine işaret ederek şöyle buyurdu: Zalimlere sevgi ile, yağcılık yaparak veya amellerinden razı olarak, onlardan yardım isteyerek, onlara güvenerek meyletmeyin. Aksi tak­dirde onlara meyletmeniz sebebiyle size cehennem ateşi dokunur. Zalimlere meyletmek de zulümdür. Allah’tan başka size faydası dokunacak, sizin azap görmenizi engelleyecek yardımcılar yoktur. Sonra Allah da size yardım etmez. Size bu hadisede yardım edecek kimse bulamazsınız. Çünkü Allah Tealâ zalim­lere yardım etmez.

“Zalimlerin yardımcıları yoktur.” (Bakara, 2/270).

“Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” (Hac, 22/71; Fatır, 35/37).

Ayet, zalimlere azıcık meyletmenin kötü akıbetine, normal olarak insanı zulme düşürdüğüne ve zalimlerin yaptıklarını ikrar etmeye, içinde bulunduk­ları zulme razı olmaya, yollarını güzel görmeye, onların veya başkalarının yanında bu zulmü medhü sena etmeye ve dolayısıyla onların zalim amellerine ortak olmaya sebep olacak kaygan bir zemin olduğuna delâlet etmektedir.

Beyzavî diyor ki: Belki de bu ayet zulümden nehyetmek ve tehdit etmek hususunda tasavvur olunabilecek en beliğ ayettir.

Zulme meyletmek cehennem azabını gerektiriyorsa ya bizzat zalimin hali nasıl olur?

Advertisements