74

٧٤

فَانْطَلَقَا حَتّى اِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِءْتَ شَيًْا نُكْرًا

(74) fentaleka hatta iza lekiya ğulamen fe katellehu kale e katelte nefsen zekiyyetem bi ğayri nefs le kad ci’te şey’en nükra

sonra kalkıp gittiler nihayet rastladılar bir oğlan çocuğuna hemen onu öldürdü dedi ki sen öldürdün temiz günahsız bir kişiyi bir can karşılığı olmadan sen yaptın dehşetli bir şey

(74) Then they proceeded: until, when they met a young man, he slew him. Moses said: hast thou slain an innocent person who had slain none? truly a foul (unheard of) thing hast thou done

1. fe : böylece
2. intalekâ : ikisi gitti (oradan ayrıldı)
3. hattâ : oluncaya kadar
4. izâ : olduğu zaman
5. lekıyâ : ikisi karşılaştılar, rastladılar
6. gulâmen : (erkek) çocuk
7. fe : o zaman
8. katele-hu : onu öldürdü
9. kâle : dedi
10. e katelte : sen öldürdün mü
11. nefsen : bir nefs
12. zekiyyeten : temiz, masum
13. bi gayri : olmaksızın
14. nefsin : bir nefs
15. lekad : andolsun
16. ci’te : sen (geldin) yaptın, tahakkuk ettirdin
17. şey’en : bir şey
18. nukren : kötü, şeriate uymayan


AÇIKLAMA
Hadiste Hz. Musa ile Hızır Kıssası:

Buharî ve Müslim’in Übeyy b. Kâ’b (r.a) dan rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuş: “Musa İsrailoğulları’na bir hutbe irâd etmek üzere ayağa kalktı. Ona insanların en bilgilisinin kim olduğu soruldu, benim dedi. Yüce Allah da Hz. Musa’nın bu sözü dolayısıyla ona sitem etti. Çünkü bu konu da bilgiyi ona havale etmemişti. Bunun üzerine Allah ona: Benim iki denizin birleştiği yerde bir kulum vardır, o senden daha bilgilidir, diye vahyetti. Hz. Musa “Rabbim ben onu nasıl bulabilirim?” dedi. Yüce Allah “Bir balık al, onu bir zembile koy. O balığı kaybettiğin yerdedir bu kulum.” diye buyurdu. Hz. Musa beraberindeki genç arkadaşı Yûşâ b. Nûh bulunduğu halde yola koyuldu. Nihayet kayaya vardılar. Başlarını koyup uyudular. Balık ise zembilde hareket etmeye başladı, zembilden çıkıp denize düştü. “O da bir delikten kayıp denizi boyladı.”

(Musa) uyandığında arkadaşı ona balığın durumunu haber vermeyi unuttu. Gün ve gecelerinin geri kalan bölümünde yollarına devam ettiler. Ertesi gün olunca Musa genç arkadaşına: “Kuşluk yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuz da gerçekten yorgun düştük.” dedi. Musa Allah’ın kendisine emretmiş olduğu yeri aşıp geçinceye kadar yorgunluk duymamıştı. Genç arkadaşı ona: “Kayalığa vardığımız yer var ya, işte orada balığı unutmuşum. Bana onu hatırlatmayıp unutturan şeytandan başkası değildir. O denizi boylayıvermiş, hayret bir şey” dedi.

Böylelikle balığın içinden kayıp geçtiği delik Hz. Musa’nın genç arkadaşının da hayretini mucip olmuştu. Hz. Musa dedi ki: “Zaten istediğimiz buydu. Hemen izlerinin üstünden gerisin geri döndüler.” İzlerini takip ederek geri döndüler. Nihayet kayanın yanına vardılar. Onu bir elbise ile örtülü gördüler. Musa ona selâm verdi. Hızır “Selâmın olmadığı bu yerde bu selâm da ne oluyor, sen kimsin?” diye sordu. Ben Musa’yım dedi. İsrailoğulları’nın Musa’sı mı diye sordu? Hz. Musa “Evet. Ben, sana öğretilen ilimden doğru olarak öğretmen için yanına geldim.” O da dedi ki: “Doğrusu sen benimle birlikte olmaya asla dayanamazsın.” Ey Musa ben Allah’ın ilminden bir ilme sahibim. Sen onu bilmezsin. Onu bana O öğretmiştir. Sen de Allah’ın sana öğretmiş olduğu bir bilgiye sahipsin, ben de onu bilmem. Bunun üzerine Musa şöyle dedi: “İnşaallah beni sabredici göreceksin. Sana hiç bir işte karşı gelmeyeceğim.” Bunun üzerine Hızır ona şöyle dedi: “O halde bana uyacaksan ben sana anlatmadıkça sen herhangi bir şey hakkında soru sorma.” Nihayet sahil boyunca yürümeye koyuldular. Bir gemi geçti, kendilerini taşımaları hususunda onlarla konuştular. Onlarda Hızır’ı tanıdılar, ücret almaksızın onları taşıdılar. Musa, Gemiye biner binmez aniden Hızır’ın gemi tahtalarından birisini keser ile söktüğünü görüverdi. Musa ona “Bunlar bizi ücretsiz olarak taşımış kimselerdir. Sen ise gemilerine kastedip onu deldin. İçindekileri boğmak için mi?” “Doğrusu büyük bir iş yaptın.” dedi. Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: Bu ilk itiraz, unutkanlık eseri olmuştu. Nihayet bir kuş geldi, geminin kenarına kondu. Denizden gagasıyla su aldı, Hızır ona dedi ki: Benim de ilmim, senin de ilmin Yüce Allah’ın ilmine göre ancak bu kuşun bu denizden eksilttiği kadardır.

Sonra gemiden çıktılar. Sahil boyunca yürürlerken Hızır aniden başka çocuklarla oynayan bir çocuk gördü. Hızır onun başını alıp kopararak çocuğu öldürdü. Musa ona “Cana karşılık olmaksızın tertemiz günahsız bir kimseye mi kıydın, doğrusu çok kötü bir iş yaptın.” deyince Hızır şöyle dedi: “Ben sana benimle birlikte olmaya dayanamazsın demedim mi?” Süfyan (hadis ravilerinden birisi): Bu ise birincisinden daha ağırdı.

“Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, benimle arkadaşlık etme. O zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın, dedi. Yine gittiler ve nihayet bir kasaba halkının yanına vardılar. Ora halkından yiyecek istediler. Onlar ise bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler.” Hızır eliyle şöyle yaptı, yani eliyle işaret etti- o duvarı doğrulttu. Musa dedi ki: Biz bunlara geldik, fakat onlar bize yemek dahi vermediler, bizi misafir etmediler. “Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin.” Hızır dedi ki: “İşte bu, senin le benim ayrılışımızdır. Dayanamadığın şeyin içyüzünü sana anlatacağım…”

Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Allah Musa’ya rahmet eylesin. İsterdim ki sabretseydi, Allah da onların olan haberlerini bize anlatırdı.”

Bu Şanı Yüce Allah’ın Kahf Ashabından sonra bu sûrede zikrettiği üçüncü kıssadır. İki bahçe ve servet sahibi kişiyle bir fakirin anlatıldığı kıssa ile birlikte aynı şekilde dünya hayatının gökten yağan suya benzetilmesi ile insanların mal ve çocuklarla öğünmesi bakımından ortak tarafı olduğu, diğer iki kıssa ile başkalarına karşı övünmeyi büyüklenmeyi ve üstünlük taslamayı terketmek açısından da ortak bir özelliğe sahip oldukları beyan edilmektedir. Böylelikle kendileri için özel bir meclis ayrılmasını ve peygamberimizin meclisinde fakirlerle oturmak istemeyip onların kovulmalarını isteyen Kureyş’in ileri gelenlerine oldukça etkileyici bir ders ve öğüt olmaktadır. İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Hani Musa genç arkadaşına demişti ki…” Yani ey Peygamber! Sen Musa’nın genç arkadaşına şöyle dediğini hatırlat: Ben iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar yürümeye devam edeceğim. İsterse uzun bir süre yol alayım. Ayet-i kerimede geçen ve “uzun süre” diye meali verilen “hukub” kelimesi seksen yahut yetmiş yıl anlamındadır. Buradaki Maksat ise sınırsız bir zamandır.

İlim adamlarının çoğunluğunun görüşüne göre Musa diye kastedilen kişi İsrailoğulları’nm Peygamberi, apaçık mucizelerin ve Tevrat’ın sahibi İmrân oğlu Musa (a.s.)’dır.

Onun genç arkadaşı ise Yuşa b. Nun b. Efraim b. Yusuf (a.s.)’dır. Hz. Mu sa’nın hizmetçisi idi. Arap dilinde hizmetçiye fetâ (genç delikanlı) adı verilir.

“İki denizin birleştiği yer”e gelince, bunlar çoğunluğun görüşüne göre Bizans ve İran denizidir. Yani Kızıldeniz’in Hint okyanusu ile Babülmendep boğazında birleştikleri yerdir. Bu birleşme yerinin Bizans denizi ile Atlas okyanusunun birleştiği yer yani Akdeniz’in Tanca yakınlarında Cebelitarık boğazında Atlas okyanusu ile birleştiği yer olduğu da söylenir. İşte Hz. Musa’ya Hızır ile karşılaşacağı vaad olunan yer burasıydı.

“İkisi iki denizin birleştiği yere gelince balıklarını unutmuşlardı. O bir delikten kayıp denizi boylamıştı.” Yani Allah’ın salih kulu ile buluşacakları yer olan iki denizin birleştiği yere ulaştıklarında balıklarını unuttular. O da denizde kendisine bir yol edinmiş ve su onu örtmüştü. O kadar ki su onun üzerinde bir köprü gibi olmuştu. Bu da balık için geçip gideceği bir menfez, Musa ve genç arkadaşı için de hayret edilecek bir iş olmuştu.

“Oradan uzaklaştıkları vakit Musa yanındaki gence: Kuşluk yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzda gerçekten yorgun düştük.” dedi. Yani Musa ve genç arkadaşı Yuşâ balığı unuttukları yer olan iki denizin birleştiği yeri geçip de günün geri kalan bölümü ile gece boyunca yol alıp ertesi günün de kuşluk vakti gelince, Musa açlığının farkına vardı. Genç arkadaşına; Haydi kuşluk yemeğimizi getir, biz artık yolculuktan yorgun düştük, demişti.

Bunun sebebi ise şu idi: Musa’ya beraberinde tuzlanmış bir balık alması emrolunmuş ve Allah’ın kullarından bir kulun yanında Musa’nın bilmediği bir takım bilgilerin olduğu ve bu kulun iki denizin birleştiği yerde bulunduğu ona söylenmişti. Hz. Musa da bu kişinin yanına gitmek istemişti. Hz. Musa’ya şöyle denilmişti: Nerede balığı kaybedersen o adam da oradadır. Böylelikle genç arkadaşıyla yola koyuldu. Nihayet iki denizin birleştiği yere vardılar. Balık Yûşâ (a.s.) ile birlikte bir zembilde bulunuyordu. Balık suya düştü ve suda yol almaya başladı.

Ölümünden sonra balığın tekrar hayata dönmesi Hz. Musa için bir mucize idi. Ayrıca Hızır’ın bulunduğu yere de alâmetti. Hızır ise Hz. Musa’nın kendisinden bir şeyler öğrenmesi emrolunan salih kulun lakabıdır. Rivayete göre asıl adı Belyâ b. Melkâm’dır. Daha sahih kabul edilen görüşe göre peygamber değildir.

“Yanındaki genç- dedi ki: Kayalığa vardığımız yer var ya! İşte orada balığı unutmuşum. Bana onu hatırlatmayıp unutturan şeytandan başkası değildir. O denizi boylayıvermiş, hayret bir şey.” Yani arkadaşı ona şöyle dedi: Sen bana iki denizin birleştiği yerde kayanın yanında oturup dinlendiğimiz vakit başından neler geçtiğini bir bilsen. Ben sana balığının durumunu sana haber vermeyi unuttum. Balık çırpınmaya başladı. Sonra canlandı ve denize düştü. Bundan sana söz etmemi unutturan şeytandan başkası değildir. Balık hayret verilecek bir şekilde denizde kendisine bir yol tuttu. Unutmaktan kasıt, insan kalbinin şeytanın fiili olan birtakım vesveselerle uğraşmasıdır.

“Musa, zaten istediğimiz buydu, dedi.” Yani Musa şöyle dedi: Bizim istediğimiz budur işte. Çünkü bu bizim maksadımızı elde ettiğimizin emâresiydi.

“Hemen izlerinin üstünden gerisin geri döndüler.” Yani geldikleri yoldan bıraktıkları izleri takip ederek geri dönmeye koyuldular. el-Bikâi dedi ki: Bu, o yerin, üzerinde bir alâmet bulunmayan kumluk bir arazi olduğunu göstermektedir.

“Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve kendisine nezdimizden bir ilim de öğretmiştik. Musa ona dedi ki: Sana öğretilen ilimden bana doğru olarak öğretmen için peşinden geleyim mi?” Yani Musa ve genç arkadaşı geri döndüklerinde iki denizin birleştiği yerde, kayanın yakınında Allah’ın kullarından salih bir kul ile karşılaştılar. Çoğunluk der ki: Bu salih kul Hızır’dır. Üzeri beyaz bir elbise ile örtülüydü. Musa ona selam verdi, Hızır “Bu yerde selâmın işi ne?” dedi. Yüce Allah’ın “Kendisine nezdimizden bir ilim de öğretmiştik.” buyruğu bu ilimlerin herhangi bir aracı olmaksızın Allah tarafından kendisine verildiğini göstermektedir.

Ona “Ben Musa’yım” deyince, Hızır “İsrailoğulları’nın Musası mı?” diye sordu. O da Evet dedi. Hz. Musa ona “Allah’ın sana öğrettiği ve ben de kendisi vasıtasıyla işimde kılavuz edineceğim salih amel türünden olan faydalı bir bilgiyi bana öğretmen için seninle arkadaşlık edeyim mi?” dedi. Bu, oldukça edepli ve nazik bir üslûpla sorulmuş bir sorudur. Bunda herhangi bir zorlama ve bağlayıcılık yoktur. İşte ilim öğrenmek isteyenin âlimden bu şekilde sorması gerekir.

Hızır ona “Doğrusu sen benimle asla dayanamazsın, dedi.” Yani Hızır Musa’ya şöyle dedi: Sen benimle arkadaşlık yapmaya güç yetiremezsin ve göreceğin şeylere katlanamazsın. Çünkü ben Allah’ın bana öğrettiği ve senin bilmediğin bir bilgiye sahibim. Nitekim sen de Allah’tan gelmiş, Allah’ın sana öğrettiği ve benim bimediğim bir ilme sahipsin. Bizim her birimiz birbirimiz den farklı işlerle mükellefiz. O bakımdan sen bana arkadaşlık yapamazsın.

“Kavrayamayacağın bir bilgiye nasıl dayanırsın?” Yani sana tekrar ederek söylüyorum ki, sen benden göreceğin herhangi bir şeye sabredemezsin, tahammül gösteremezsin. Hikmet ile bâtını maslahatına benim muttali olduğum senin ise bilemediğin, gerçeğine muttali olmadığın bir şeye sabredemeyeceğini vurguluyorum. Burada “kavrayamayacağın” kelimesinin anlamı senin bilgi olarak idrak edemediğin ve ondaki hikmet yolunu ve doğruluk tarafını bilemediğin iş demektir.

“Dedi ki: İnşâallah beni sabredeci göreceksin. Sana hiç bir işte karşı gelmeyeceğim.” Yani Hz. Musa şöyle demişti: Allah’ın izniyle senden göreceğim işlere benim sabrettiğimi ve hiç bir hususta sana muhalefet etmediğimi gör ceksin.

“O halde dedi, bana uyacaksan ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında soru sorma.” Yani Hızır Hz. Musa’ya şu sözleriyle şart koşarak dedi ki: Benimle gelecek olursan, meydana gelecek bir işe dair ben açıklayıncaya kadar bana soru sorma.

Gemi Kıssası:

“Bunun üzerine ikisi kalkıp yola koyuldular. Nihayet bir gemiye bindiklerinde o bu gemiyi deliuerdi.” Yani Musa arkadaşı Hızır ile birlikte yola koyuldu. Deniz kıyısında binecek bir gemi aramak üzere yürümeye başladılar. Bir gemi gördülür. Gemi sahipleriyle gemiye binmek üzere konuştular. Onlar Hızır’ı tanıdılar, ona bir ikram olsun diye ücret almaksızın onları gemiye bindirdiler. Gemi denizde yol almaya başlayınca Hızır kalkıp elindeki balta ile gemiyi delmeye koyuldu. Gemi tahtalarından bir ikisini çıkarttı, sonra da orayı tamir etti.

“Musa dedi ki: Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin, doğrusu büyük bir iş yaptın.” Yani Musa (a.s) kendisine hakim olamayıp bu işi reddedici bir üslûpla şöyle dedi: Sonunda gemidekileri suda boğmak için mi deldin? Yani senin açtığın bu gedik yolcuların boğulmasına sebep olur. Sen çok büyük ve oldukça kötü karşılanacak bir iş yaptın. Hızır Hz. Musa’ya “Ben sana benimle birlikte olmaya dayanamazsın demedim mi? dedi?”

“Dedi ki: unuttuğum şeyden dolayı bana çıkışma! şu işimde bana güçlük çıkarma.” Yani Hz. Musa Hızır’a şu sözleri ile özür beyan etti: Unuttuğum için beni sorgulama, yani yaptığın tavsiyeni yerine getirmediğim için bana çıkışma ve bana ağır gelecek bir işi yükleme. Yani sana uymamda zorluk çıkarma, hatalarıma göz yumup durumumu kolaylaştır.

Öldürülen Çocuk Kıssası:

“Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladılar, o hemen bunu öldürdü.” Yani daha sonra gemiden çıktılar ve yine sahil boyunca yürümeye başladılar. Hızır bir çocuk gördü. Bu çocuk yaşıtı olan diğer çocuklarla oynuyordu. Hızır boynunu döndürerek yahut başını duvara vurarak veya başka bir yolla onu öldürdü. Hz. Musa ona şöyle dedi: Sen günahlardan arınmış, günah işlememiş tertemiz bir canı başka bir canı öldürmediği halde, yani kısası gerektirecek bir durum olmadığı halde, nasıl öldürürsün? Hz. Musa’nın özellikle öldürülmeyi mubah kılan bu durumu söz konusu etmesi, çoğunlukla vaki olan şeklin bu olduğundan dolayıdır. “Doğrusu çok kötü bir iş yaptın, dedi.” Yani sen münker bir iş işledin. Öldürmek şeklindeki bu münker ve çirkin durum gemiyi delmekteki çirkinlikten daha ileri derecedir. Çünkü bir canı öldürmek gemiyi delmek ten daha büyük bir suçtur. Çünkü geminin delinmesi muhakkak can kaybını gerektirmeyebilir.

Advertisements