115

١١٥

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ اِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَليمٌ

(115) Ve lillahil meşriku vel mağribü fe eynema tüvellu fe semme vechüllah innellahe vasiun alim

Doğu Allah’ındır ve batı da şimdi nereye yönelirseniz oradadır Allah’ın vechi Şüphesiz Allah’ın ilmi çok geniş olan ve her şeyi bilendir

(115) To Allah belong the East and the West: whithersoever ye turn, there is the presence of Allah. for Allah is All-Embracing, All-Knowing.

1. ve li allâhi : ve Allah içindir, Allah’ındır
2. el meşriku : şark, doğu
3. ve el magribu : ve garb, batı
4. fe : artık
5. eynemâ : hangi, herhangi, taraf
6. tuvellû : dönersiniz
7. fe : o zaman, artık
8. semme : orada
9. vechu allâhi : Allah’ın Zat’ı
10. inne : muhakkak ki
11. allâhe : Allah
12. vâsiun : vasi olan, kuşatan
13. alîmun : hakkıyla bilen, en iyi bilen

وَلِلَّهِallah’ındırالْمَشْرِقُdoğu daوَالْمَغْرِبُbatı daفَأَيْنَمَاbundan dolayı her تُوَلُّواnereye yönelirseniz فَثَمَّoradadırوَجْهُvechiاللَّهِallah’ınإِنَّşüphesizاللَّهَallah وَاسِعٌvasi’dirعَلِيمٌalim’dir


SEBEB-İ NÜZUL

Amir ibn Rabîa’dan rivayet ediliyor ki o şöyle anlatmış: Karanlık bir gece­de bir seferde Allah’ın Rasûlü (sa) ile beraberdik. Kıblenin neresi olduğunu bilemedik de herkes kendi hali üzere namaz kıldı. Sabah olunca durumu Hz. Peygamber (sa)’e haber verdik de “Allah’ındır doğu da batı da. Nereye dönerse­niz Allah’m vechi Orasıdir…” âyeti nazil oldu.

Yine Tirmizî’de İbn Ömer’den rivayetle tahric olunan bir habere göre âyet, binit üzerinde namaz hakkında nazil olmuştur. Haber şöyledir:

Hz. Peygamber (sa) Mekke’den Medine’ye gelirken yolda binitinin üzerin­de biniti ne tarafa dönerse o tarafa doğru nafile namaz kılıyordu işte “Doğu da Allah’ındır, batı da…” âyeti bunun hakkında nazil oldu. Tirmizî bu hadisin hasen sahih olduğunu kaydetmiştir. Aynı haber Müslim tarafından da İbn Ömer’den rivayetle tahric edilmiştir.

Bir de denilmiştir ki bir grup kıblenin ne tarafta olduğunu bulamamışlar da farklı farklı taraflara yönelerek namaz kılmışlardı. Sabah olunca (kıbleye göre)hatalı yönlere doğru namaz kıldıkları ortaya çıkmış ve bunda mazur görülmüşlerdi.

Katâde der ki: “Nereye dönerseniz Allah’ın vechi orasıdır…” âyeti Necâşî hakkında inmiştir. Necâşî öldüğünde Hz. Peygamber (sa) müslümanları Medine dışında Necâşî için cenaze namazı kılmaya çağırdı. Dediler ki: “Bizim kıblemizden başka yöne namaz kılan ve o halde ölen biri üzerine biz nasıl cenaze namaz�� kılarız!?” İsmi Ashame -arapçada Atıyye- olan Habeş kralı Necâşî ölünceye kadar Beytu’l-Makdis’e doğru namaz kılmıştı ve o Öldüğünde de müslümanların kıblesi Beytu’l-Makdis’ten Ka’be’ye çevrilmişti. İşte bu âyet bunun üzerine nazil oldu. Hz. Peygamber (sa)’in ashabına Necâşî üzerine cena­ze namazı kıldırması hicretin dokuzuncu senesi olmuştur.  İbn Abbâs’tan gelen rivayette Necâşî’nin vefatının Cibril tarafından Efendimiz (sa)’e bildirildiği ve onun üzerine cenaze namazı kılmalarının Allah tarafından emrolunduğu detayları da yer almaktadır.

Dördüncü bir kavil olarak “Nereye dönerseniz Allah’ın vechi orasıdır…” âyetinin, Hudeybiye senesi Hz. Peygamber ve mü’minlerin müşrikler tarafından Mekke’ye girmelerinin engellendiği sırada ve “Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasını men’edenden, onların harap olmasına koşandan daha zâlim kimdir?” âyet-i kerimesi ile birlikte indiği söylenmiştir.

Bütün bunlardan farklı olarak İbn Cüreyc’den gelen bir rivayete göre “Ba­na dua edin, duanıza icabet edeyim.” (kafır, 40/60) âyeti nazil olunca “Nereye doğru dua edelim dediler de bunun üzerine “Nereye dönerseniz Allah’ın vechi orasıdır.” âyeti nazil oldu

Advertisements