30

٣٠

وَادْخُلى جَنَّتى

(30) vedhuliy cennetiy
Cennetime gir

(30) and enter My Paradise

1. ve udhulî : ve gir
2. cennetî : cennetime

وَادْخُلِيve girجَنَّتِي cennetime


SEBEB-İ NÜZUL
Müfessirler bu âyet-i kerimelerin kim hakkında nazil olduğunda ihtilâf etmişlerdir.

a) Dahhâk’in İbn Abbâs’tan rivayetine göre Hz. Osman ibn Affân hakkında nazil olmuştur. Hz. Peygamber (sa): “Rûme kuyusunu kim satın alır ve vakfederse Allah ona mağfiret edecektir.” buyurmuş ve onu Hz. Osman satın almıştı. Hz. Peygamber (sa) ona: “İnsanların ondan su içmeleri için (vakfeder misin)?” diye sormuş, o da Hz. Peygamber (sa)’in bu isteğine icabetle insanların su içmelerine vakfetmişti.

b) İbn Ebî Hatim’in Büreyde ibnu’l-Husayb’dan rivayete göre ise Uhud’da şehid olunduğunda Hz. Hamza ibn Abdülmuttalib hakkında nazil olmuştur.

c) İbn Ebî Hâtim’in Ali ibnu’l-Huseyn kanalıyla İbn Abbâs’tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Bu âyet-i kerimeler nazil olduğunda Hz. Ebu Bekir de orada oturmaktaydı. “Ey Allah’ın elçisi, bu, ne kadar güzel!” dedi de Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bunlar sana söylenecek.”

d) Mekke müşrikleri tarafından asılarak (veya çarmıha gerilerek) öldürülen Hubeyb ibn Adiyy hakkında nazil olduğu da söylenmiştir. Onu astıkları zaman yüzünü Medine tarafına çevirmişler. “Ey Allahım, bu yaptığım eğer senin ka­tında bir hayır ise yüzümü kıblene doğru çevir.” diye dua etmiş de Allah Tealâ onu kıbleye çevirmiş. O kadar uğraşmışlar ama yüzünü kıbleden başka bir tarafa çevirememişler


AÇIKLAMA

“Hayır. Yer çarpılıp parça parça dağıtıldığı zaman” sizin bu söz ve davranışlarınıza yazıklar olsun. Dünyaya hırsınız, onun peşine düşmeniz, helâl haram ayırmadan her fırsatı değerlendirip mal toplamanız, hesap ve ceza yokmuş gibi davranmanız uygun değildir.

Kıyamet günü ve onda meydana gelecek korkutucu olaylar gelecek ve orada üç durum ortaya çıkacaktır: Yer parça parça dağıtılacak. Yani parça­lanıp ezilecek. Ard arda sallanacak, hareketlenecek. Dağlar savrulacak, yeryüzü dümdüz olacak insanlar kabirlerinden kalkacaklardır. Ayetin ifa­desinde, dağlar toz duman oluncaya kadar sarsıntının devam edeceğine işaret vardır.

“Melekler sıra sıra dizilip Rabbindn emri geldiği zaman” Allah Tealâ kulları arasında hüküm vermek, ceza ve hesap ile ilgili emirlerini ve ahkâ­mını vermek için maniyeti bilinemeyen bir şekilde gelecek, kudretinin ayetleri ve kahrının eseri görülecektir. Melekler de saf saf dizilecekler. Bu da o günün ikinci özelliğidir.

“O gün cehennem de getirilmiştir.” Önce gizlenmiş ve görünmez iken o gün bakanlara gösterilecektir. “O alevli ateş görecek kimseye apaçık göste­rildiği zaman.” (Naziat, 79/36), “Cehennem de azgınlara açılıp gösterilmiş­tir.” (Şuara, 26/91). Bu da, o günün özelliklerinin üçüncüsüdür.

“İşte o gün insan düşünüp hatırlar. Ama hatırlamaktan ona ne (fayda) var! Der ki: Ah keşke! (Bu) hayatım için önceden bir şeyler göndermiş olsay­dım!” O gün insan, dünyada önceden gönderdiği, küfür ve masiyetlere, yaptığı kötü işlere pişman olur ama, pişmanlık ona nasıl fayda versin ki? Yani fayda vermez. Vakit geçmiştir. Ölüm gelmeden önce hakkı düşünse idi, hatırlama ona fayda verecekti. O zaman, hatırlamasını açıklamak için der ki: Keşke, daimi ve baki olan ahiret hayatım için hayır ve amel-i salih hazırlasa idim. Ateş ehli için de cennet ehli için de artık hayat odur. Bu ayetin manasını “dünya hayatımda” şeklinde de anlamak mümkündür.

Razi dedi ki: Burada, Allah Tealâ’ya tevbeyi kabul etmenin aklen va­cip olmadığına delil vardır. Gerçekte ise, ayet bu konuyla ilgili değildir. Çünkü, tevbenin ahirette kabul edilmemesi, ye’s halinde iman gibi, teklif yeri olan dünyada da kabul edilmeyeceğini göstermez.

“Artık o gün O’nun azabı gibi hiç kimse azap edemez. O’nun vuracağı bağı kimse vuramaz.” Bu, “Yer çarpılıp parça parça dağıtıldığı zaman” cüm­lesindeki şartın cevabıdır. Yani o gün, Allah’ın azabı gibi kimse azap ede­mez. Allah’ın bağlaması gibi de kâfiri zincire ve kelepçeye kimse vuramaz.

Burada salih amele ve imana teşvik, küfür ve isyandan da korkutma vardır.

Bunun ardından, dünyadaki arzu, lezzet ve şehvetlerinden sıyrılan insanın durumu ve iyilerin müjdelerini zikretti: “Ey huzura kavuşmuş can! Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön. Haydi gir kullarımın arasına. Gir cennetime.” Allah, zatı ile veya bir meleğin dilin­den müminlere şöyle der: Ey akidesinin doğruluğuna şüphe bulaştırma­mış, iman, hak ve Allah’ı tevhidde kesin imana ulaşmış nefis! Allah’ın kaza ve kaderine razı oldun. Dinin emirlerine bağlı kaldın. Ve kıyamet günü, Allah’ın zikri ile mutmain, inancında sebatkâr bir şekilde emniyetli, korkma­dan bir mümin olarak geliyorsun. Rabbinin sana vermiş olduğu sevabına, sana bağışladığı ikram göreceğin yere dön; dünyada yaptığına karşılık bu sevaptan ve Allah’ın hakkında verdiği hükmünden memnun olarak. Allah katında da memnun olunmuş olarak: “Allah bunlardan razı olmuştur. Bun­lar da O’ndan hoşnut olmuşlardır.” (Beyyine, 98/8). Bu ise, kâmil insanla­rın sıfatıdır.

Salih kullar zümresine gir, onlarla beraber ol, onlarla beraber cenneti­me gir. İşte bu, daha ötesi olmayan bir lütuftur. Allah bizi onlardan kılsın.

Açık mana bu hükmün umumiliğidir. Çünkü itibar, bu ayetin iniş se­bebinin hususiliğine değil, lafzın umumiliğinedir.