85

٨٥

وَمَا خَلَقْنَا السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَميلَ

(85) ve ma halaknes semavati vel erda ve ma beynehüma illa bil hakk ve innes saate le atiyetün fasfehis safhal cemil
semaları yarattık arzı ve ikisinin aralarındaki şeyleri ancak hak olarak muhakkak kıyamet saati gelecektir şimdi vazgeç (onlardan) güzel bir şekilde vazgeç

(85) We created not the heavens, the earth, and all between them, And the hour is surely coming (when this will be manifest). but for just ends. So overlook (any human faults) with gracious forgiveness.

1. ve mâ halaknâ : ve biz yaratmadık
2. es semâvâti : semalar (gökler)
3. ve el arda : ve yer, yeryüzü, arz
4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisinin arasında olan şeyler
5. illâ : ancak, başka
6. bi el hakkı : hak ile
7. ve inne es sâate : ve muhakkak ki o saat (kıyâmet)
8. le âtiyetun : mutlaka, elbette gelecek
9. fasfah (fe ısfah) : artık, müsamaha göster, iyi muamele et
10. es safha el cemîle : güzel (bir) şekilde yüz çevirmek