95

٩٥

قُلْ صَدَقَ اللّهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرهيمَ حَنيفًا وَمَاكَانَ مِنَ الْمُشْرِكينَ

(95) kul sadekallahü fettebiu millete ibrahime hanifa ve ma kane minel müşrikin

De ki Allah doğru buyurmuştur o halde sizde tabi olun muvahhide olan İbrahim’in dinine (o) müşriklerden olmadı

(95) Say: Allah speaketh the truth: follow the religion of Abraham, the sane in Faith he was not of the pagans.

1. kul : de, söyle
2. sadaka allâhu : Allah doğruyu söyledi
3. fe ittebiû : öyle ise tâbî olun
4. millete ibrâhîme : İbrâhîm’in dînine
5. hanîfen : hanif olarak (tek Allah’a inanarak teslim olmak)
6. ve mâ kâne : ve o olmadı
7. min el muşrikîne : müşriklerden

قُلْ de kiصَدَقَ doğru söylemiştirاللَّهُAllahفَاتَّبِعُوا o halde uyunمِلَّةَ milletineإِبْرَاهِيمَ ibrahim’inحَنِيفًا hanifolarakوَمَا كَانَ ki o olmadıمِنْ الْمُشْرِكِينَ müşriklerden


AÇIKLAMA

Mubah ve temiz her türüyle bütün yiyecekler İsrailoğulları’na ve ondan önce de İbrahim (a.s.)’e helâl idi. Bundan tek istisna İsrail’in veya İsrail halkı­nın kendilerine haram kıldıklarıdır. Bu haram kıldıkları şey deve eti ve sütüy­dü. Bunlar ise Tevrat’ın Hz. Musa’ya indirilmesinden önce olmuştu. Yüce Allah’ın Tevrat’ta İsrail halkına ceza olmak ve onları tedip etmek üzere haram kıldığı temiz ve hoş bir takım yiyecekler de vardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O Yahudilerin zalimlikleri ve bir çoğunu Allah yolundan alıkoymaları sebebiyle kendilerine helâl kılınan bir çok helâl ve temiz şeyleri üzer­lerine haram kıldık.” (Nisa, 4/160). Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyur­maktadır: “Biz Yahudilere de bütün tırnaklıları haram kıldık. İç yağlarını da haram kıldık^ Ancak sırtlarına yapışan yağlar ile bağırsaklarına yapışan veya kemiklere karışan (yağlar) müstesna. Bunu onlara zulümleri yüzünden ceza ol­mak üzere verdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.” (En’am, 6/146).

Bazılarının görüşüne göre burada “İsrail’den kasıt bir takım rivayetlerde kendisinden şu şekilde söz edilen Hz. Yakup değildir: “Siyatik (ırkunnesâ) has­talığına yakalanınca iyileştiği takdirde deve eti yemeyeceğini adamıştı.” Çünkü Hz. Yakup ile Tevrat’ın indirilişi arasında çok uzun bir dönem vardır. O bakım­dan burada kasıt İsrail halkıdır. Buna göre anlam, İsrailoğullan’nın kendileri­ne haram kıldıkları şeyler ile ilgilidir. Yani kendileri, zulüm işledikleri ve gü­nahlara battıkları için bu yiyeceklerin haram kılınmasına sebep teşkil etmiştir. el-Menar tefsiri sahibinin tercih ettiği görüş de budur.

Müfessirlerin çoğunluğunun benimsediği görüşe göre ise İsrail’den kasıt Hz. Yakup (a.s.)’tur. Tirmizî’nin İbni Abbas’tan rivayetine göre Yahudiler Pey­gamber (s.a.)’e şöyle dediler: Bize İsrail’in kendisine nelerin haram kıldığını haber ver. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “O çölde kalırdı. Siyatikten rahatsız­landı. Ona deve eti ile deve sütünden daha uygun bir şey bulamadı. Bundan do­layı bunları kendisine haram kıldı.” Onlar “Doğru söyledin” dediler. Daha son­ra Tirmizî hadisin geri kalan kısmını zikreder.

İmam Ahmed’den gelen bir rivayete göre de Yahudiler Peygamber (s.a.)’e bir takım hususlara dair sorular sordular ve şöyle dediler: İsrail’in kendisine hangi yiyeceği haram kıldığını bize bildir. O da şöyle buyurdu: “Tevrat’ı Mu­sa’ya indiren hakkı için size soruyorum. İsrail’in oldukça ağır bir hasatlığa ya­kalandığını, bu hastalığının uzayıp gittiğini ve bunun üzerine şayet Allah bu hastalığından kendisine şifa verecek olursa en çok sevdiği yiyecek ve içeceği ken­disine haram kılacağı adağında bulunduğunu ve en sevdiği yiyeceğin deve eti, en sevdiği içeceğin de deve sütü olduğunu biliyor musunuz?”

Yahudilere verilen cevabın özeti şudur: Bütün yiyecek türleri İsrailoğulları’na helâl idi. Bundan tek istisna Tevrat’ın indirilmesinden önce İs­rail’in yani Hz. Yakup’un kendisine haram kıldıkları ile yine işledikleri bir ta­kım suçlar ve aykırı davranışlar dolayısıyla onları azarlamak ve tedip etmek kasdıyla Yüce Allah’ın Tevrat’ta İsrailoğulları’na haram kıldığı yiyeceklerdir. Peygamber (s.a.) ve onun ümmeti ise bu gibi günahları ve aykırı davranışları işlememişlerdir. O bakımdan bu temiz yiyecekler onlara haram kılınmamıştır. İbrahim (a.s.)’e de bunlardan herhangi bir şey haram kılınmış değildir. Çünkü bu haram kûma Tevrat’ın indirilişinden sonra olmuştur ve ona bütün yiyecek­ler helâl idi.

Daha sonra Yüce Allah peygamberi Muhammed (s.a.)’e Yahudilerin iddi­alarını yalanlamak üzere onların kitabı olan Tevrat’ın hükmüne baş vurmayı emretmekte ve onlara şöyle demektedir: “Hadi kitabınız olan Tevrat’ı getiri­niz ve onu okuyunuz. Eğer iddianızda doğru söyleyen kimseler iseniz.” Bu du­rumda Tevrat’ın sizi yalanlayacağından korkmazsınız. Eğer siz Tevrat’ı geti­recek olursanız orada İsrailoğulları’na haram kılınan her bir şeyin ancak azarlayıcı, tedip edici bir ceza olarak haram kılındığını görürsünüz. O bakım­dan böyle bir suç işlemeyen kimseler için ise bu şeylerin asıl itibariyle helâl olmaya devam ettiğini görürsünüz. Çünkü yiyeceklerde aslolan helâl olmak, mubah olmaktır.

Her kim Allah’a yalan iftirada bulunup bu haram kılmanın Tevrat’ın indi­rilmesinden önceki peygamberlere ve ümmetlere de yapıldığını iddia eder, Allah’ın Kitabı’nda indirmediği şeyleri ileri sürerse, işte böyleleri hakkın alâmet­lerini gizleyip Allah’a karşı açık yalan söyleyerek iftirada bulundukları için bizzat kendilerine zulmeden zalimlerdir.

Rivayet edildiğine göre onlar Tevrat’ı getirme cesaretini gösteremediler, şaşırıp kaldılar. Bu ise Muhammed (s.a.)’in peygamberliğinin en açık delilidir. Ayrıca bilindiği gibi o ümmî olduğundan dolayı Tevrat’ı okumadığı halde Allah’tan gelen bir vahiy ile Tevrat’ta olanı biliyor ve Tevrat Kur’an-ı Kerim’de bulunanları destekliyordu.

Artık hak açıkça ortaya çıkıp batıl yok olup gittiğine göre, ya Muhammed (s.a.) onlara de ki: “Diğer yiyeceklerin İsrailoğulları’na helâl kılındığına ve Yü­ce Allah’ın Tevrat’ın indirilişinden önce İsrail’e herhangi bir şeyi haram kılma­dığına, Allah’ın Yahudilere haram kıldığı şeylerin ise çirkin işleri dolayısıyla onlar için bir ceza, bir tedip ve bir azap olduğuna dair sana verdiği haberlerin­de Rabbin olan Yüce Allah doğru söylemiştir.”

Artık hak apaçık ortaya çıktığına, size karşı olan deliller belli olduğuna göre, bundan sonra size düşen, benim sizi kendisine davet ettiğim, sizlere deve etini ve sütünü mubah kılan İbrahim’in dinine uymaktır. Bu din müsamahakâr hanif dinidir. Bu din ifratı da tefriti de olmayan orta yoldur. Allah’ın Kur”an-ı Kerim’de meşru kıldığı yol budur. İbrahim de diğer bütün batıl dinlerden uzak­laşıp tevhid dinine, helâl ve temiz şeyleri mubah kılmak ilkesi üzerinde hak di­ne yönelmiş hanif bir kimse idi. Allah ile birlikte bir başka ilâha dua eden ya­hut ondan başkasma ibadet eden müşrik bir kimse değildi. O, putperestlerin yaptığı ve Yahudilerin “Uzeyr Allah’ın oğludur” diye iddia ettiği, Hristiyanlarm da Mesih’in Allah’ın oğlu olduğuna inandıkları gibi inanmıyordu.

Tevhid esası üzere yükselen Hz. İbrahim’in dini Muhammed (s.a.)’in ken­disine davet ettiği Kur’an-ı Kerim’in şeriatıdır. Kendisinde en ufak bir tartış­manın söz konusu olmadığı hakkın kendisidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyur­maktadır: “De ki: Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakta du­ran bir dine, hanif olan İbrahim’in dinine iletti ve o müşriklerden değildi.” (En’am, 6/161). Bir diğer ayet-i kerime, de Yüce Allah’ın kendisine açıkça şu emri verdiği kimse de O’dur (yani Hz. Muhammed (s.a.)’dir: “Sonra biz sana

“Hanîf bir Müslüman olarak İbrahim’in dinine uy; O müşriklerden değildi” di­ye vahyettik.” (Nahl, 16/123)

Advertisements