87

٨٧

قَالُوا مَا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلكِنَّا حُمِّلْنَا اَوْزَارًا مِنْ زينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذلِكَ اَلْقَى السَّامِرِىُّ

(87) kalu ma ahlefna mev’ideke bi melkina velakinna hummilna evzaram min zinetil kavmi fe kazefnaha fe kezalike elkas samiriyy
dediler ki biz caymadık sana verdiğimiz ahdimizden kendiliğimizden lakin biz yüklendirilmiştik bir takım ziynet eşyalarıyla (mısır) kavminden hemen onları ateşe attık böylece samir’i de (kendinden) olanları attı

(87) They said: we broke not The promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry The weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), And that was what the Samiri suggested.

1. kâlû : dediler
2. mâ ahlefnâ : biz dönmedik, hilâf etmedik
3. mev’ıde-ke : sana vaadimizden
4. bi melki-nâ
(mülk)
: kendi isteğimizle (irademizle)
: (güç, kuvvet, idare)
5. ve lâkin-nâ : ve lâkin biz, ancak biz
6. hummil-nâ : bize yüklendi
7. evzâren : ağırlıklar
8. min zîneti : süs eşyalarından
9. el kavmi : kavim
10. fe : böylece, bu yüzden
11. kazefnâ-hâ : biz onu (onları) attık
12. fe : o zaman, sonra
13. kezâlike : işte böyle, böylece, bunun gibi
14. elkâ : attı
15. es sâmiriyyu : Samiri

Advertisements