66

٦٦

بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِى الْاخِرَةِ بَلْ هُمْ فى شَكٍّ مِنْهَا بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ

(66) belid darake ilmühüm fil ahirati bel hüm fi şekkim minha bel hüm minha amun
Hayır erişilmemiştir onların ilimi âhiret hususuna bilakis onlar bunda şüphe içindedirler hayır onlar bunlar kördüler

(66) Still less can their knowledge comprehend the Hereafter: nay, they are in doubt and uncertainty thereanent nay, they are blind thereunto!

1. bel : hayır
2. eddâreke : yetişti, erişti, tamamlandı
3. ilmu-hum : onların ilmi
4. fî el âhıreti : ahirette
5. bel : hayır
6. hum : onlar
7. fî şekkin : şüphe içinde
8. min-hâ : ondan
9. bel : hayır
10. hum min-hâ : onlar ondan
11. amûne : kör


AÇIKLAMA

“De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka hiçbir kimse bilemez.”

Ey Rasul! Bütün mahlûkata şunu söyle: Allah’tan başka yer ve göklerde bulunanlardan hiçbir kimse gaybı bilemez. Ayetteki “illallah” ifadesi istisna-i munkatı’dır. Yani bunu Allah’tan başka hiçbir kimse bilemez demektir. Çünkü bunu bilmek sadece O’na aittir. O’nun hiçbir ortağı yoktur.

Nitekim başka bir ayette: “Gaybın anahtarı sadece O’nun nezdindedir. Bunları O’ndan başkası bilemez.” (En’am, 6/59) buyurulmaktadır. Yine Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Kıyametin (ne zaman kopacağı) ilmi şüphe­siz ki Allah’ın nezdindedir. Yağmuru O yağdırır. Rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir kimse hangi yerde ölece­ğini bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Her şeyden haberdardır.” (Lok­man, 3/34).

Müslim ve İbni Ebî Hatim, Hz. Aişe’nin (r.a.) şu sözünü rivayet etmek­tedirler: Kim Hz. Peygamberin (s.a.) yarın ne olacağını iddia ederse Allah’a en büyük iftirayı yapmış olur. Çünkü Allah şöyle buyuruyor: “De ki: Gaybı Allah ‘tan başka yer ve göklerde bulunan hiçbir kimse bilemez.”

Onların genel anlamıyla gaybı bilmediğini ifade edince kıyametin vakti­ni bilme şeklindeki hususi gaybı bilebilmelerini de reddetti. Böylece iki defa reddedilmiş oldu. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:

“Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” Göklerde ve yerde olan­lar kıyametin kopma vaktini bilemez. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmak­tadır: “Kıyametin bilgisi göklerin ve yerin ehline ağır geldi. Kıyamet size ansı­zın gelecektir.” (A’raf, 7/187).

Dolayısıyla kâfirler ve başkaları hesap ve ceza için dirilmenin ne zaman olacağını hissedemez, bilemezler. Kıyamet onlara ansızın gelecektir.

Cenab-ı Hak daha sonra onların kıyameti bilmeyeceğini te’kit etti: “Ha­yır onların ahiret hakkındaki bilgileri gelip biraraya toplandı. Ne var ki onlar bunda şüphe etmektedirler.”

Yani onların ahiret hakkındaki bilgileri çoğaldı, ama ahiretin ne zaman kopacağını bilmekten acze düştüler. Murad edilen mana şudur: Onların eriş­tikleri ahireti ispat edici deliller yavaş yavaş yok oldu. Nihayet hiçbir önemli değer ifade etmez oldu.

Daha sonra onları ahiret hakkında şaşkın olmakla tavsif ederek şöyle buyurdu:

“Doğrusu onlar” yani kâfirler “bundan” yani ahiretin gerçekleştirilmesi ve varlığı hususunda şiddetli bir şaşkınlık içerisindedirler. Yani ahiretin var­lığından ve meydana gelmesinden “şüphe etmektedirler.”

Nitekim Cenab-ı Hak başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Hepsi saf­lar halinde Rabbine arz edilmişlerdir. And olsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi bize geldiniz. Hayır size vaadi yerine getirecek bir zaman tayin etmediği­mizi sandınız değil mi?” (Kehf, 18/48).

Cenab-ı Hak daha sonra bunları düşünme ve ahiret meselesini inceleme hususunda gerçeği görmemekle ve körlükle tavsif etti.

“Daha doğrusu onlar bundan yana kördürler.” Yani onlar kıyametin du­rumu hakkında büyük bir körlük ve bilgisizlik içindedirler. Gönüllerinin de­rinliklerinde bunu düşünmezler. Onların kafa gözleri değil kalp gözleri, basi­retleri kördür. Bu durum şüphecilikten daha kötüdür.

Ebu Hayyan diyor ki: “Bel” kelimesiyle başlayan bu üç vasıf onların du­rumlarının derece derece bildirilmesidir. Burada önce, kıyametin meydana geleceğini bilmemeleri sebebiyle diriliş vaktini bilmemekle tavsif edildiler. Sonra da şek ve şüphe içinde bocalamaktadırlar. Bu şüpheyi kaldırmaya güçleri yettiği halde şüpheyi kaldırmamaktadırlar. Ayet ahireti onların kör­lüklerinin başlangıcı ve kaynağı olarak kabul etmektedir. Bunun için “an” harf-i cerri yerine “min” harfi cerriyle kullanılmıştır.

Advertisements