135

    RevelationCuzPageSurah
    92 599Nisa(4)

١٣٥

يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا كُونُوا قَوَّامينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلّهِ وَلَوْ عَلى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقيرًا فَاللّهُ اَوْل بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(135) ya eyyühellezine amenu kunu kavvamine bil kisti şühedae lillahi ve lev ala enfüsiküm evil valideyni vel akrabin iy yekün ğaniyyen ev fekiyran fellahü evla bihima fe la tettebiul heva en ta’dilu ve in telvu ev tu’ridu fe innellahe kane bi ma ta’melune habira

ey iman edenler çalışan hakimler olun adaleti (yerine getirmek için) Allah için şahitler (olun) velev ki şahitliğiniz kendi aleyhinizde ana babalarınızın yakın akrabalarınızın (aleyhinde olsun) gerek zengin olsun gerekse fakir olsun Allah her ikisinden daha evladır (nefsinizin) hevasına tabi olmayın haddi aşarak eğer eğriliğe saparsanız veya yüz çevirirseniz şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır

(135) O ye who believe stand out firmly for justice, as witnesses to Allah, even as against yourselves, or your parents, or your kin, and whether it be (against) rich or poor: for Allah can best protect both. Follow not the lusts (of your hearts), lest ye swerve, and if ye distort (justice) or decline to do justice, verily Allah is well acquainted with all that ye do.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : îmân ettiler, âmenû oldular
4. kûnû : olun
5. kavvamîne : himaye edenler, hakkıyla yerine getirenler
6. bi el kıstı : adaleti
7. şuhedâe : şahitler
8. li allâhi : Allah için
9. ve lev : ve eğer, olsa bile
10. alâ enfusı-kum : kendi nefslerinize, kendinize
11. ev : veya
12. el vâlideyni : ana-baba
13. ve el akrabîne : ve yakınlar, akrabalar
14. in : eğer, …da olsa
15. yekun : olur
16. ganiyyen : zengin
17. ev : veya
18. fakîren : fakir
19. fe : çünkü
20. allâhu : Allah
21. evlâ : daha yakın
22. bi-himâ : ikisine
23. fe : artık
24. lâ tettebiû : tâbî olmayın, uymayın
25. el hevâ : hevesler, nefsin istekleri
26. en : olmak
27. ta’dilû : adaletle davrama
28. ve in : ve eğer
29. telvû : dilinizi eğip bükersiniz, sözü değiştirirsiniz doğruyu söylemezsiniz
30. ev : veya
31. tu’rıdû : yüz çevirirsiniz
32. fe : bundan sonra
33. inne : muhakkak
34. allâhe : Allah
35. kâne : oldu, …dır
36. bi mâ : şeyi
37. ta’melûne : yapıyorsunuz
38. habîran : haberdar olan

يَاأَيُّهَا eyالَّذِينَ آمَنُوا iman edenlerكُونُوا قَوَّامِينَ ayakta tutunبِالْقِسْطِ adaletiشُهَدَاءَ şahidler olarakلِلَّهِ Allah içinوَلَوْ عَلَى aleyhinde bile olsaأَنفُسِكُمْkendinizأَوْ الْوَالِدَيْنِ ana babanızوَالْأَقْرَبِينَ ve yakınlarınızإِنْ يَكُنْ غَنِيًّا ister zengin olsunأَوْ فَقِيرًا ister fakir olsunفَاللَّهُ çünkü Allahأَوْلَى daha yakındırبِهِمَا her ikisine deفَلَا تَتَّبِعُوا öyleyse hevanıza uymayınالْهَوَى أَنْ تَعْدِلُوا adaletten vazgeçerekوَإِنْ تَلْوُوا eğer dilinizi eğip bükerأَوْ veyaتُعْرِضُوا yüz çevirirsenizفَإِنَّ şüphesizاللَّهَ Allahكَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ yaptıklarınızdanخَبِيرًا haberdardır


SEBEB-İ NÜZUL

1 .Suddî’den rivayete göre bu âyet-i kerime Hz. Peygamber (sa) hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki: Bir gün bir zenginle bir fakir Efendimiz (sa)’in huzurunda birbirleriyle hasımlaşmışlar. Hz. Peygamber’in gönlü fakirin haklı olduğu görüşüne yatkın imiş. Zira “Fakir, zengine zulmetmez.” diye düşünüyormuş. Allah Tealâ ise zengin olsun, fakir olsun daima adaletli davranmasında ısrarla “Ey iman edenler, kendileriniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhinde de olsa Allah için şâhidler olarak adaleti gözetin…” âyet-i kerimesini indirmiştir.

2. Ebu Süleyman ed-Dimaşki bu âyet-i kerimenin de yukarda geçen Tu’me ibn Übeyrık hadisesi sebebiyle nazil olan âyetler meyanında nazil olduğunu söylemiştir.

3. İbnu’l-Munzir’in İbn Cureyc kanalıyla tbn Abbâs’ın bir mevlâsından rivayetine göre Hz. Peygamber (sa) Medine-i Münevvere’ye geldiğinde ona ilk inen sûre Bakara Sûresi olmuş, onun peşinden de Nisa süresi inmiştir. O sıralarda Medine’de kişi oğlu, amcası veya başka bir yakını hakkında şahitlik edecekse ve durum da kendi yakını aleyhinde ise şahitliğinde dilini eğip büker, farklı şekillerde anlaşılabilecek şekilde şahitlik ederdi ki kendi yakını lehine hüküm verilsin. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Advertisements