50

٥٠

اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ

(50) in tüsibke hasenetün tesü’hüm ve in tüsibke müsiybetüy yekulu kad ehazna emrana min kablü ve yetevellev vehüm ferihun

eğer sana bir iyilik isabet ederse üzülürler eğer sana bir musibet isabet ederse derler biz önceden tedbirimizi almıştık dönüp giderler ve onlar sevinerek

(50) If good befalls thee, it grieves them but if a misfortune befalls thee, they say, we took indeed our precautions beforehand, and they turn away rejoicing.

1. in tusıb-ke : eğer sana isabet ederse
2. hasenetun : bir iyilik, bir hasene, bir hayır
3. tesu’-hum : onları üzer
4. ve in tusıb-ke : ve eğer sana isabet ederse
5. musîbetun : bir musîbet
6. yekûlû : derler
7. kad ehaz-nâ : biz almıştık
8. emre-nâ : işimiz (tedbirimiz)
9. min kablu : daha önceden
10. ve yetevellev : ve dönüp giderler
11. ve hum : ve onlar
12. ferihûne : ferahlarlar, sevinirler


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Ebî Hatim’in Câbir ibn Abdullah’tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Tebuk Gazvesine katılmıyarak Medine’de geri kalan münafıklar, Hz. Peygam­ber ve beraberindeki mü’minler ordusu hakkında “Muhammed ve ashabı büyük sıkıntıya uğradılar, helak oldular.”gibi aslı astarı olmıyan kötü haberler yaymaya başlamışlar. Daha sonra Hz. Peygamber ve ordusunun selâmette oldukları mealinde onları yalanlıyan haberler gelince bu münafıkları üzmüş, onların fenasına gitmiş. İşte bunun üzerine Allah Tealâ “Eğer sana bir iyilik erişirse bu onları fenalaştırır…” âyet-i kerimesini indirmiştir.

Advertisements