60

    RevelationCuzPageSurah
    102 18357Nur(24)

٦٠

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاءِ الّتى لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزينَةٍ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّ وَاللّهُ سَميعٌ عَليمٌ

(60) vel kavaidü minen nisaillati la yercune nikahan fe leyse aleyhinne cünahun ey yeda’ne siyabehünne ğayra müteberricatim bi zineh ve ey yesta’fifne hayrul lehünn vallahü semiun alim
Kadınlık hallerinden kesilmiş evlenme ümidi olmayan o kadınlara onlara (şu durumunda) günah yoktur (kadınlık vasfını belli eden) ziynetlerini göstermeden üst giysilerini bırakmalarında yine de (iffetli davranıp giysilerini) çıkarmamaları onlar için daha hayırlıdır Allah işitir, bilir

(60) Such elderly women as are past the prospect of marriage, there is no blame on them if they lay aside their (outer) garments, provided they make not a wanton display of their beauty: but it is best for them to be modest: and Allah is One Who sees and knows all things.

1. ve el kavâıdu : ve yaşlı kadınlar
2. minen nisâi : kadınlardan
3. ellatî lâ yercûne : onlar ümit etmezler
4. nikâhan : bir nikâh, evlilik
5. fe : böylece, artık
6. leyse : değil, yoktur
7. aleyhinne : onların üzerine, onlara
8. cunâhun : günah, kusur
9. en yeda’ne : çıkarmaları
10. siyâbehunne : onların elbiseleri
11. gayra muteberricâtin : açmaksızın
12. bi zînetin : ziynetleri
13. ve en yesta’fifne : ve iffetli olmayı istemeleri
14. hayrun : hayırlı
15. lehunne : onlara (kadınlara), onlar için (kadınlar için)
16. vallâhu : ve Allah
17. semîun : en iyi işiten
18. alîmun : en iyi bilendir


AÇIKLAMA
Aile İçinde İzin İsteme Durumları, Yaşlı Kadınların Dış Elbiseleri Hususunda Ruhsatlar

Bu ayetler zikredilen hükümlerde itaatin vacip olduğuna delâlet eden “ila­hiyat” konularından ve bu konuda yapılan vaadlerden ve yüz çevirmeye karşı­lık yapılan vaîd ve tehditlerden sonra bu suredeki hükümleri tamamlayıcı di­ğer hükümlere dönüş niteliğindedir.

Bu ayetler, akrabaların birbirlerinden izin istemelerinin ve yaşlı kadınla­rın dış elbiselerini bırakmalarının bir ruhsat olduğu konularını beyan etmekte­dir. Bu surenin başlarında yer alan ayetler ise yabancıların birbirlerinden izin istemeleri hakkında idi. Bu ayetlerin tefsiri şöyledir:

“Ey iman edenler! Sahip olduğunuz köle ve cariyeler ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş çocuklar şu üç vakitte yanınıza girmek için sizden izin istesin­ler: Sabah namazından önce, öğle sıcağında elbiselerinizi çıkardığınız zaman ve yatsı namazından sonra.”

Ey Allah’a ve Rasulüne iman eden mümin erkek ve kadınlar! Sizin sahip olduğunuz köle ve cariye gibi hizmetçilerinizden ve küçük çocuklarınızdan şu üç durumda veya şu üç vakitte izin istemeleri istenmektedir:

a) Sabah namazından önce: Çünkü bu vakit yatakta uyuma, yataktan kalkma, uyku elbiselerini değiştirip normal elbiseleri giyme vakti olup mah­rem yerlerin açılması ihtimalinin bulunduğu vakittir.

b) Öğle sıcağı vaktinde yahut öğle istirahati vaktinde iş elbiseleri çıkarılıp uykuya hazırlanılacak vakit: Zira insan bu durumda ailesiyle birlikte olup elbi­selerini çıkarmış bulunabilir.

c) Yatsı namazından sonra: Çünkü bu vakit günlük elbiseleri çıkarıp uyku elbiselerini (pijama ve gecelikleri) giyme vaktidir.

Bu durumlarda mahrem yerlerinin açılması korkusuyla ve benzeri uyku ve istirahat hazırlıkları sebebiyle hizmetçi ve çocuklara aile halkının yanına ansızın girmemeleri emredilir. Zira bu saatler halvet, yalnızlık ve elbiseleri çı­karma vaktidir.

“İzin istesinler” ilâhî kavlindeki emir açıkça vücup ifade etmektedir. An­cak cumhur şöyle demiştir: Bu ifade mendup ve müstahap anlamında güzel adapları ta’lim ve irşad makamındadır. Bu aynen İmam Ahmed, Ebu Davud ve Hakim’in Abdullah b. Ömer’den (r.a.) rivayet ettikleri: “Çocuklarınız yedi yaşı­na geldiği zaman onlara namaz kılmalarını emredin. On yaşına geldikleri hal­de (namaz kılmazlarsa) dövün.” hadis-i şerifi gibidir.

Zira izinsiz yanlarına girme vuku bulursa bu masıyet olmaz ama evlâ ola­na aykırıdır, edeb ihlâl edilmiştir. Eğer hizmetçi efendisinin huzuruna girmek­le ona eziyet vermiş olduğunu bilirse başkasına eziyet vermek sebebiyle içeri girmesi haram olur.

Bazıları bu geçen üç vakitte izin istemenin hükmü asr-ı saadette sahabe ve tabiînin amelinin buna muhalif olarak cereyan etmesi sebebiyle yahut evle­rin kapısında örtü bulunmadığı zamanda bununla amel edilmesi sebebiyle “mensuhtur” görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak daha doğru olan bu vakitlerde izin istemenin hükmünün mensuh olmayıp muhkem oluşudur. İlim ehlinin ço­ğunluğunun görüşü de budur.

İmam Ebu Hanife, “Alimlerden hiçbir kimse izin istemenin mensuh oldu­ğu görüşünü kabul etmemiştir.” demektedir.

Cumhur bu ayetteki hitabın kölelerin erkekleri ve kadınları (cariyeler), küçükleri ve büyükleri için umumi olduğu görüşündedir. İbni Abbas’tan bunun küçüklere has olduğu rivayet edilmiştir. Sülemî’den de bunun sadece cariyelere ait özel bir hüküm olduğu rivayet edilmiştir. Bu iki görüşten hiçbiri makul de­ğildir.

“Sizden bulûğ çağına ermemiş kimseler” mahrem ya da yabancı erkek ve kız çocuklarıdır. ” Kadınların mahrem yerleri hakkında bilgi sahibi olmayan çocuklar…” (Nur, 24/31) ayetinin delaletiyle burada adı geçen çocuklar mürâhik (temyiz çağındaki) çocuklardır.

İzin istemesinin illeti Cenab-ı Hakk’ın şu ayetinde belirtilmiştir: “Bunlar mahrem yerlerinizin açılabileceği üç halvet vaktidir.” Yani burada zikredilen üç vakit genellikte tesettürün olmadığı üç halvet vaktidir. Avrete bakmak ise caiz değildir. Bu üç vaktin dışında ise Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi mubahtır:

“Bunun dışındaki vakitlerde sizin için de, onlar için de hiçbir mahzur yok­tur. ” Yani bu üç vaktin dışındaki vakitlerde izin istemeyi terk etmekte hiçbir günah ve sakınca yoktur. Ancak “Eşyada asi olan mübahlıktır.” kaidesine göre bu durum mubahtır.

Yatsıdan sabah namazına kadar süren vakit evlâ olarak “Sabah namazın­dan önce” denilen vakit içine girer. Ancak uyku sebebiyle bu vakitte özel yerle­re girmek nadir olduğu için ayetin nassı bunu zikretmemiştir. Zira genellikle kendisiyle amel edilen husus töhmeti ve su-i zannı engellemek için bu hususta izin istenmesidir.

Mubah olmanın illeti ise Cenab-ı Hakk’m zikrettiği şekildedir: “Çünkü on­lar sizin yanınıza çokça girip çıkarlar. Siz de birbirinize sık sık gider gelirsi­niz. ” Yani bu hizmetçiler ve küçük çocuklar hizmet ve benzeri sebeplerle sizin etrafınızda dolaşırlar. Sizinle ünsiyet kazanmak, iyi geçinmek ve işlerini gör­mek için sizin meclislerinize sık sık girip çıkarlar. Siz de genellikle birbirinize gider gelirsiniz. Cenab-ı Hak te’kit için bu ifadeyi birkaç defa zikretti. Birinci ifade köle ve hizmetçileri teselli etmek içindir, ikinci ifade kendilerine hizmet edilen efendilerin tarafını gözetmek ve onların hizmetçilerin hizmetine ihtiyaç duyduklarına işaret etmek içindir.

Burada hükümlerin illetlerinin beyan edilmesine delil vardır. Çünkü Allah Tealâ “Bunlar mahrem yerlerinizin açılabileceği üç halvet vaktidir.” ifadesiyle izin istemenin illetine dikkat çekmektedir. Nitekim bu üç vakit dışında izin is­tememenin mubah olduğunun illetinin “çokça girip çıkma” olduğuna dikkat çe­kilmiştir. Meşakkati ve mahzuru kaldırmak için başkaları hakkında affedilme­yecek hususlar “çokça girip çıkanlar” için affedilmiştir.

Bundan dolayı İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel ve Sünen sahipleri Pey­gamberimiz’in (s.a.) kedi hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: “O necis (pis) değildir. O sizin yanınıza çokça girip çıkanlardandır.”

Bu ayette aynı zamanda bulûğa ermeyen temyiz çağındaki çocuklara edep, intizam, disiplin dersi verilmekte, mes’uliyeti ve şer’î yükümlülükleri taşımaya hazırlamak için alıştırılmaktadır. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Nefisleri­nizi ve ailelerinizi cehennem ateşinden koruyun.” (Tahrim, 66/6). Yani onlara edep verin, ilim öğretin.

Bu edep verme, ta’lim, beyan ve teşri gibi hususlar Allah Tealâ’nın lütfuyla olmuştur. Bu sebeple Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “İşte Allah size ayetle­ri bu şekilde açıkça beyan eder. Allah her şeyi çok iyi bilendir, sonsuz hüküm ve hikmet sahibidir.” Yani zikredilen hükümleri beyan etmek suretiyle Allah ma­naları ve maksatlarına delâleti açık apaçık ayetleriyle size şer’î hükümleri ve sistemleri beyan eder. Allah kullarının durumlarını, kullarının menfaatlerine olan ve olmayan hususları gayet iyi bilir. Kullarının işlerini düzenlemek dünya ve ahirette onlar için en faydalı ve en münasip olan hükmü koyma hususunda sonsuz hikmet sahibidir.

Ayetler bundan sonra bulûğa eren hür kimselerin izin istemesinin hükmü­nü bilmeye geçiş yaptı. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Sizin hür çocuklarınız bu­lûğ çağına erince, kendilerinden önceki büyükleri gibi evlere girmek için izin is­tesinler. ” Bu üç mahrem vakitte izin isteyen çocuklar bulûğ çağına erince onla­rın da her durumda akrabalar ve yabancılara karşı tıpkı kendilerinden önceki büyüklerin yakınlarından izin istedikleri gibi izin istemeleri vaciptir.

Bu ayet: “Kadınların mahrem yerleri hakkında bilgi sahibi olmayan çocuklar…” (Nur, 24/31) ayetini beyan etmektedir. Yani kadınların mahrem yerle­ri hakkında bilgi sahibi olmayan çocuklar müstesnadır. Bu çocuklar kadınların mahrem yerleri hakkında bilgi sahibi olurlarsa -ki bu da bulûğ sebebiyle olur-o zaman izin isterler. Ayette “tıfl” kelimesi müfret olarak zikredilmiştir. Çünkü bununla cins murad edilmektedir.

Burada köleler zikredilmemiştir. Daha önce geçen hüküm – bu üç vakitte izin isteme hükmü – köleler için de geçerlidir. Zira büyüklerinin ve küçükleri­nin hükmü birdir.

Bulûğa erme, ya ihtilâm yoluyla ya da alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre onbeş yaşa ulaşmakla gerçekleşir. Bunun delili Abdullah b. Ömer’den (r.a.) rivayet edilen hadis-i şeriftir: Abdullah b. Ömer Uhud günü Peygaberimiz’e (s.a.) arz olunduğunda ondört yaşında idi. Peygamberimiz (s.a.) ona izin vermedi. Hendek savaşında onbeş yaşlarında olduğu  halde arz olundu. Pey­gamberimiz (s.a.) ona izin verdi.

İmam Ebu Hanife şöyle demiştir: Bir delikanlı 18 yaşına erişip bu yaşı ta­mamlamadıkça bulûğa erişmiş sayılmaz. Bir genç kız 17 yaşına erişmedikçe bulûğa ermiş sayılmaz. Bunun delili şu ayettir: “Yetim malına rüştüne erişinceye kadar, o en güzel olanından başka bir suretle yaklaşmayın.” (En’am, 6/152). Rüşte ermenin en az haddi 18 yaştır. İhtiyat için hüküm bunun üzerine bina edilir. Genç kızlara gelince onların erişmeleri ve yetişmeleri daha süratlidir. Onların haklarında bu noksanlık bir yıldır.

Alimlerden içlerinde İmam Şafiî’nin de bulunduğu bir gurup kasıklarda kılların çıkmasının bulûğ emarelerinden olduğu görüşündedirler. Bu delili Atıyye el -Kurazî’nin rivayet ettiği hadisi şerife göre Peygamberimiz (s.a.) kurayza kabilesinde kılları çıkan kimselerin öldürülmesini, kılları çıkmayan kim­selerin bırakılmasını emretti. Atıyye devamla diyor ki: Bana baktılar, kıllarım çıkmamıştı. Peygamberimiz (s. a.) beni öldürmeyip bıraktı.

Hanefilere göre “Sizden henüz bulûğ çağına ermemiş çocuklar…” ayetinin delaletiyle kılların çıkması bulûğa erme olarak dikkate alınmaz. Zira bu ayet çocuk ihtilâm olmamışsa kılların çıkmasını bulûğa erme olarak kabul etme­mektedir, aynı şekilde onbeş yaşı bulûğa erme yaşı olarak kabul etmemektedir.

Daha sonra Kur’an-ı Kerim tekrar bu hükümleri ifade ederek Allah’ın ni­metlerini tekit etmeye döndü. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyordu: “İşte Allah ayetlerini size böyle açıkça beyan eder. Allah her şeyi çok iyi bilendir, sonsuz hikmet sahibidir.” Yani Cenab-ı Hak zikredilen hususları yeterli ve şifa verici bir şekilde size beyan ettiği gibi istikrarı, huzuru, dünya ve ahiret saadetini gerçekleştiren diğer hükümleri de size beyan eder. Allah kullarının durumları­nı gayet iyi bilendir, onların işlerini çözüme kavuşturmakta sonsuz hikmet sa­hibidir.

“Evlenme arzuları kesilmiş yaşlı kadınların ziynet yerlerini göstermemek kaydıyla dış örtülerini bırakmalarında bir günah yoktur.”

Bu yaşlı kadınların hükmünü beyan etmektedir. Ayetin manası şudur: Ya­şı ilerlemiş, hayızdan kesilmiş, çocuk sahibi olmaktan ümidi kalmamış evlen­me arzuları bulunmayan kadınların saç, boyun, ayak gibi gizli ziynetlerini or­taya koyma kasıtları olmayıp kendilerinde bariz bir güzellik yoksa cilbab, rida ve peçe gibi dış elbiselerini çıkarmalarında hiçbir günah ve mahzur yoktur. Eğer bu gibi ziynetleri varsa dış elbiselerini çıkarmaları haramdır. Ayrıca bu durum mahrem yerleri açmaya sebep olmamalıdır.

“… Ama örtünüp sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah her şeyi çok iyi işitendir, çok iyi bilendir.” Yani iffet sahibi olmak ve örtünmek suretiyle ihtiyat sahibi olmak ve mutad elbiselerini çıkarmak caiz olsa da çıkarmamak kendileri için daha hayırlı ve daha efdaldir. Allah o kadınların sözlerini, erkek­lerle konuşmalarını, erkeklerin kendileriyle konuşmalarını gayet iyi işitendir. O, kadınların maksatlarını gayet iyi bilendir. Onların durumlarından hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Şeytanın vesveselerinden sakının.

Advertisements