111

١١١

يَوْمَ تَاْتى كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ

(111) yevme te’ti küllü nefsin tücadilü an nefsiha ve tüveffa küllü nefsim ma amilet ve hüm la yuzlemun
o gün her nefis gelecek kendi nefsi için mücadele edecek tam olarak ödenir yaptığı şey her nefse ve onlara zulüm edilmez

(111) One day every soul will come up struggling for itself, and every soul will be recompensed (fully) for all its actions, and none will be unjustly dealt with.

1. yevme : gün, o gün
2. te’tî : gelir
3. kullu nefsin : bütün nefsler
4. tucâdilu : mücâdele eder
5. an nefsi-hâ : kendi nefsinden
6. ve tuveffâ : ve tam ödenir, vefa edilir
7. kullu nefsin : bütün nefslere
8. mâ amilet : yaptıkları şeyler
9. ve hum : ve onlar
10. lâ yuzlemûne : zulmedilmezler, haksızlığa uğratılmazlar


AÇIKLAMA
Kim iman ettikten ve basiretle inandıktan sonra Allah’ın varlığını ve bir iğini inkâr eder ve gönlünü küfre açar ve onunla huzur bulursa Allah’ın gazabı ve laneti onun üzerinedir. Ahirette ise imanı bilip de ondan yüz çevirdiği için ona şiddetli bir azap vardır. Çünkü o dünya hayatını ahirete tercih etmiş, din den dönmeye teşebbüs etmiştir. Allah da onun kalbine hidayet vermemiş onu hak din üzerinde sebatkâr kılmamış, kalbini mühürlemiştir. O artık istenen çizgiden gafil olan, kendilerine fayda sağlayacak şeyi düşünmeyen kimseler dendir. Onun kulağı ve gözü mühürlenmiştir. Bunlardan yararlanamaz. Buna hiçbir faydası olamaz.

Cenab-ı Hak daha sonra ikrah (aşırı zorlanma) sebebiyle sadece diliyle küfür sözünü söyleyen ve lafzıyla müşriklere olur diyen kimseyi istisna ederek şöyle buyurdu:

“Kalbi imanla huzur bulduğu halde inkâra zorlanan kimse hariç.” Yani dövme ve eziyet sebebiyle küfre zorlanan ama kalbi bu zahiren söylediği şeyi reddeden zorlanma sebebiyle meydana gelen sıkıntıdan sonra Allah’a ve Rasulüne imanla kalbi huzur duyan kimse müstesnadır. Nitekim Ammar b. Yasir’e Mekke müşrikleri eziyet edince bu şekilde hareket etmiştir.

İtmi’nan (Huzur): Sıkıntıdan sonraki sükûnet demektir. Buradaki manası ise iman üzerine sebat edip manen huzurlu olmak demektir.

“Kim gönlünü küfre açarsa…” cümlesinin manası küfrü kabul etmeye meyilli olursa demektir.

Cenab-ı Hak dinden dönen kimseye karşı gazabının sebebini zikrederek şöyle buyurdu: “Bunun sebebi onların dünya hayatını aşırı sevmeleri…” Yani bu ceza, Allah’ın gazabı ve büyük azap onların dünyayı ahirete tercih etmeleri “ve Allah’ın kâfirler topluluğuna hidayeti nasip etmemesidir.” Yani Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed (s.a.)’in peygamberliğini inkâr etmekte aşırı giden küfür üzerinde ısrar eden kimseleri muvaffak kılmaz.

“İşte Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır.” Bu dinden dönenler ya da iman ettikten sonra küfredenler Allah’ın kalplerine, kulaklarına ve gözlerine mühür vurduğu dolayısıyla iman etmeyen, Allah’ın kelâmını duymayan, delilleri ve burhanları basiret gözüyle görmeyen kimselerdir. Onlar gaflet hususunda mükemmel olan kendilerinden daha gafil hiç kimse bulunmayan kimselerdir. Çünkü neticeleri düşünmekten gaflet etmek gafletin son noktası ve zirvesidir.

“Hiç şüphesiz…” gerçekten ya da mutlaka ahirette helak olacak olanlar, kıyamet günü nefislerini ve ailelerini hüsrana uğratanlar bunlardır.

Dininden dönen ve hüsrana uğrayan bu kimselere Allah altı hükümle hükmetmiştir:

1- Bunlar Allah’ın gazabını haketmişlerdir.

2- Acıklı azabı haketmişlerdir.

3- Dünya hayatını ahirete tercih etmişlerdir.

4- Allah Teala onları doğru yolu bulmaktan mahrum etmiştir.

5- Allah Teala onların kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir.

6- Allah Teala onları kendileri için murad edilen kıyamet günündeki şiddetli azaptan gafil kılmıştır.

Allah Teala daha sonra Mekke’deki mazlum kimselerin hükmünü belirtti: Ey Muhammed! Sonra senin Rabbin müşriklerin kendilerini dinlerinden çevirmeye teşebbüs etmelerinden sonra Mekke’deki yurtlarını bırakıp hicret edenler ve daha sonra savaşlarda müşriklerle cihad eden ve cihadda sebat eden kimselere ve yardımı, zaferi, te’yidi, mağfireti ve günahlarını bağışlaması ve rahmetiyle onlara destek olur. Bundan dolayı tevbe etmelerinden ve samimî olarak müslüman olmalarından sonra onları cezalandırmaz.

Bunlar müminlerin bir diğer sınıfı olup Mekke’de ezilen ve kavmi içinde küçümsenen kimselerdi. Bunlar zahiren müşriklerin küfrü telaffuz etmeleri şeklindeki tekliflerini, fitnelerini kabul ettiler. Sonra ilkelerini, ailelerini ve mallarını terkederek Allah rızasını, mağfiretini talep ederek Medine’ye hicret * etmek suretiyle kurtulma imkânı doğdu. Müminler zincirine katıldılar. Müminlerle birlikte kâfirlere karşı cihad ettiler, eziyetlere karşı sabrettiler. Allah Teala da bundan sonra -yani bu tavırlarından müşriklerin fitnesini kabul etmelerinden sonra- onlara çok bağışlayıcı olduğunu, ahiret gününde onlara merhametle davranacağını bildirdi.

“O gün her nefis gelecek…” (Yevme) kelimesi (Rahîm) kelimesiyle ya da (Üzkür) gizli fiiliyle mansubdur. Yani herkesin gelip kendini savunmaya çalışacağı, başkasının durumunun kendisini ilgilendirmediği herkesin: “Nefsî, nefsî!” dediği günde O çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Bu aynen şu ayet gibidir: “O gün herkes için kendini meşgul edecek bir durum vardır.” (Abese, 80/37).

Buradaki “mücadele”nin manası: Nefsi adına özür beyan etmedir. Bu ayet aynen: “Zaten bizi saptırdılar.” (Araf, 7/38) ve “Biz müşrik olmadık.” (En’am, 6/23) ayetleri gibidir.

“…herkese yaptıklarının karşılığı tam olarak verilecektir.” Her nefse yaptığı hayır ve şerrin karşılığı tam olarak verilecek, iyi amel işleyen iyi amelinin kötülük işleyen kötülüğünün karşılığını bulacaktır.

“Onlara zulmedilmeyecektir.” Yani hayrın sevabı eksiltilmeyecek, şerrin kötülüğün cezasına ilâve yapılmayacak, zerre kadar yani çok az bir şekilde bile zulme uğramıyacaklardır.