15

١٥

وَيْلٌ يَوْمَءِذٍ لِلْمُكَذِّبينَ

(15) veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
Vay o gün haline! yalanlayanların

(15) Ah woe, that Day, the deniers!

1. veylun : vay haline (veyl olsun)
2. yevmeizin : izin günü
3. li el mukezzibîne : yalanlayanlara

وَيْلٌveyl olsunيَوْمَئِذٍo günلِلْمُكَذِّبِينَyalanlayanlara


AÇIKLAMA

“Andolsun ardarda gönderilenlere, şiddetlice esenlere, iyice yayan­lara.” Ben, yavaş yavaş gittiği zaman atın yelesi gibi ardı ardına esen rüz­garlara, emrolunduğu nimet veya azabı taşıyarak şiddetlice esmek üzere gönderilen rüzgarlara, bulutları yüce Rabbinizin dilediği gibi semanın ufuklarında yayıp dağıtan rüzgarlara yemin ederim.

İbni Kesir ve et-Teshil li Ulumi’t-Tenzil adlı eserin müellifi İbni Cuzeyy’in dediklerine göre daha kuvvetli görülen görüş budur. Kurtubî der ki: Müfessirlerin çoğunluğu “gönderilenler” ile rüzgarların kastedildiği kanaatindedirler.

“Gönderilenler (mürselât)” ile kastedilenin Yüce Allah’ın vahyi ile emri ve nehyi, iyilik ve maruf ile gönderilen melekler oldukları, “şiddetlice esen­lerin” (asifat) ise rüzgarları şiddetlice estiren rüzgarla görevli melekler, “iyice yayanlar” ile bulutları yaymakla görevli olan melekler ya da vahyin nüzulü sırasında hava boşluğunda kanatlarını yayan melekler oldukları da söylenmiştir.

Bir diğer açıklamaya göre bunlarla ve ileride geleceklerle kastedilen, her türlü hayrı gerçekleştiren vahiy indirilen peygamberlerdir. Bunların iş­leri öyle fırtınalı ve şiddetli bir hal aldı ki, sonunda ulaşabileceği en ileri noktaya kadar ulaştı, davetleri yayıldı. Böylelikle onlar mümin ile kâfiri, kabul edenle inkâr edeni ayırdetmiş oldular. Zikri ve tevhidi bütün insan­lara yahutta belirli bir kesime telkin ettiler.

“Tam anlamı ile ayırdedenlere, zikri getirip bırakanlara, gerek bir mazeret gerekse bir uyarı olmak üzere…” Ayrıca Yüce Allah’ın emriyle pey­gamberler üzerine hakkı batıldan, hidayeti sapıklıktan, helâli haramdan ayırdeden vahiylerle, Allah’ın emri ile rasuller üzerine inen meleklere de yemin ederim. Bu melekler vahyi peygamberlere Allah’ın kullarına mazeretleri kalmasın ve emrine muhalefet ettikleri takdirde onları azabı ile korkutup uyarmak üzere getirmişlerdir. “Ayırdedenlerle getirip bırakanlar”dan maksadın yine rüzgarlar oldukları da söylenmiştir.

“Şüphesiz tehdit olunduğunuz şey elbette meydana gelecektir.” İşte bütün bu yeminlere buna dair yemin edilmektedir. Yani size vaadolunan kıyamet saatinin geleceği, Sur’a üfürülmesi, cesedlerin diriltilmesi, ön­cekilerin ve sonrakilerin birlikte tek bir düzlükte biraraya getirilmesi, her­kesin hayır ya da şer olsun amelinin karşılığını görmesi, evet bütün bunlar mutlaka meydana gelecek, gerçekleşecek şeylerdir.

Daha sonra Yüce Allah bunun ne zaman meydana geleceğini ve alametlerini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:

“Yıldızlar söndürüldüğü zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar savrul­duğu zaman…” Yıldızların aydınlığı yok edilip, ışıkları gittiği, sema açılıp çatlayıp parçalandığı, köşe bucakları gevşediği, dağların yerinden sökülüp götürüldüğü, hava boşluğunda toz zerrecikler halinde uçuştuğu, onların bir varlıkları ve izi kalmayacağı, yeryüzündeki mekânları dümdüz edileceği zaman…

Yıldızlar ile ilgili olarak bu ayetin benzeri:

“Yıldızlar ardarda döküldüğü zaman.” (Tekvir, 81/2); “Yıldızlar dökülüp darmadağın olduğu zaman.” buyruklarıdır.

Gök ile ilgili benzeri buyruklar: “Gök yarıldığı zaman” (İnşikak, 84/1); “Gök açılıp kapı kapı olacak.” (Nebe, 78/19); “Ve o günde gökyüzü bulutla yarılacak.” (Furkan, 25/25)

Dağlar ile ilgili olarak da şu buyruklar vardır: “Sana dağları sorarlar. Rabbin onları kökünden koparıp parça parça dağıtacaktır, de.” (Taha, 20/105)

İlk üç ayette söz konusu edilen rüzgar ile dört ve beşinci ayette sözü edilen melekler arasındaki ortak özellik, latif oluş ve hızlı harekettir.

“Peygamberlerin belirli vakitleri geldiği zaman, hangi güne geciktiril­diler? Hüküm verip ayırdetme gününe. Bu ayırdetme gününü sana ne bil­dirdi?” Peygamberler bir araya toplanıp, kendileri ve ümmetleri arasında ayırdedici hükmün verilmesi için bir vakit tespit edildiğinde -Yüce Allah’ın: “Allah peygamberleri toplayacağı gün…” (Maide, 5/109) buyruğunda olduğu gibi- ve kulların o günün dehşetinden hayrete düşmeleri için: Bu peygamberlerle ilgili olan bu işler niye böyle büyük bir güne ertelendi, denildiğinde. Bu işler de; peygamberleri yalanlayanların azap edilmeleri, onları tasdik edenlerin muhterem kılınmaları, ümmetlerine vaadettikleri tehditlerin ortaya çıkarılması, amellerin arzı, hesap, amel defterlerinin açılması, mizanların konulmasından korkmalarıdır. Bundan maksat, o günün durumunun dehşetli olduğunu anlatmak ve azametine dikkat çekmektir. O gün kıyamet günüdür.

Daha sonra Yüce Allah, onların insanlar arasında ayırdedici hükmün verileceği güne ertelendiklerini cevap olarak bildirmektedir. O günde amel­lerine göre insanlar arasında ayırdedici hüküm verilecek ve kimi cennete, kimi de cehenneme gitmek üzere ayrılacaklardır.

Arkasından Yüce Allah, ikinci bir defa o günün azametine dikkat çek­erek şöyle buyurmaktadır:

“Bu ayırdetme gününü sana ne bildirdi?” Ayırdetme gününü, onun şid­detini ve azametini sana bildiren nedir? Yani o niteliği bilinemeyecek, durumu tespit edilemeyecek kadar dehşetlidir.

Bundan sonra Yüce Allah üçüncü bir defa daha onun dehşetine şöy­lece dikkat çekmektedir:

“O günde yalanlayanların vay haline!” Yarın Allah’ın azabından dolayı vay onlara! Allah’ı, peygamberleri, kitaplarını yalanlayan kimseler için deh­şetlerle dolu o günde vay onların haline! Vay (veyl), helak ile tehdittir. İbni Kesir’in de dediği gibi, cehennemde bir vadi olduğu görüşü sahih değildir.

Bu surede bu şekildeki korkutma, tekidi ve ikrar ettirmeyi daha da ileri götürmek için dokuz yerde daha tekrarlanmaktadır. Tıpkı Rahman suresinde: “Böyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” buyruğunda olduğu gibi.