111

١١١

وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَا اِلَيْهِمُ الْمَلءِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَىْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ

(111) ve lev ennena nezzelna ileyhimül melaikete ve kelemmehümül mevta ve haşerna aleyhim külle şey’in kubülem ma kanu li yü’minu illa ey yeşaellahü ve lakinne ekserahüm yechelun

velev biz onlara melekleri de indirseydik kendileri (ile) ölüleri konuşsaydı bütün varlıkları toplasaydık onların karşılarına bölükler halinde getirseydik (yine) iman edecek değillerdi ancak Allah dilemiş olsun lakin onların çoğu cahillik ederler

(111) Even if we did send unto them angels, and the dead did speak unto them, and we gathered together all things before their very eyes, they are not the ones to believe, unless it is in Allah’s plan. But most of them ignore (the truth).

1. ve lev : ve eğer, olsaydı
2. enne-nâ : gerçekten biz
3. nezzelnâ : indirdik
4. ileyhim : onlara
5. el melâikete : melekler
6. ve kelleme-hum : ve onlarla konuştu
7. el mevtâ : ölüler
8. ve haşernâ : topladık
9. aleyhim : onları, onlara
10. kulle şey’in : herşeyi
11. kubulen : karşıları, karşılıklı olarak
12. mâ kânû li yu’minû : inanacak değillerdi (olmadılar)
13. illâ : …’den başka, hariç
14. en yeşâe allâhu : Allah’ın dilemesi
15. ve lâkinne : ve lâkin
16. eksere-hum : onların çoğu
17. yechelûne : cahillik ederler (ediyorlar)

وَلَوْ أَنَّنَا Biz gerçekten deنَزَّلْنَا indirseydikإِلَيْهِمْ onlaraالْمَلَائِكَةَ melekleriوَكَلَّمَهُمْ onlarla konuşsaydıالْمَوْتَى ölülerوَحَشَرْنَا ve toplasaydıkعَلَيْهِمْ كُلَّherشَيْءٍ şeyiقُبُلًا karşılarınaمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا onlar yine de iman etmeyeceklerdiإِلَّا müstesnaأَنْ يَشَاءَ dilemesiاللَّهُ Allah’ınوَلَكِنَّ fakatأَكْثَرَهُمْonların pek çoğuيَجْهَلُونَ bilmez


SEBEB-İ NÜZUL

l. Ebu Salih kanalıyla İbn Abbâs’tan rivayete göre “Şayet dilemiş olsaydık onlar üzerine gökten bir âyet, bir mucize indirirdik…” (Şuarâ’, 4) âyet-i kerimesi nazil olunca müşrikler: “Haydi onu üzerimize indir, indir ki vallahi eğer indirirsen ona iman edeceğiz.” dediler. Müslümanlar da: “Ey Allah’ın elçisi, onu indir ki iman etsinler.” dedi ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerime indi.

2. Muhammed ibn Ka’b el-Kurazî’den rivayette o öyle anlatıyor: Kureyşliler Hz. Peygamber (sa) ile konuşup: “Ey Muhammed, sen bize haber veriyorsun; Musa’nın bir asası varmış, kayaya vurunca ondan on iki pınar fış­kırmış İsa ölüleri diriltilmiş, Semûd’un bir devesi varmış. Seni doğrulamamız için bu mucizelerden bazısını sen de bize getir.” dediler. Allah’ın Rasûlü (sa): “Size hangi mucizeyi getirmemi istersiniz?” diye sordu. “Safa tepesini altına çevir.” dediler. Allah’ın Rasûlü (sa) bunun için dua etmeye başlamıştı ki Cibril geldi ve: “Ey Muhammed, dilersen Safa tepesi altın olacak. Fakat ben bir muci­ze gönderirim de o mucize tasdik olunmaz, mucizeyi görenler imana gelmezlerse mutlaka azâb iner. Ama yok onları bırakayım da tevbe edecekler tevbe etsin istersen mucizeyi indirmem, onları bırakırım.” dedi. Rasûl-i Ekrem (sa): “Hayır, mucizeyi indirme, onları bırak ki tevbe edecekleri tevbe etsinler.” dedi ve Allah Tealâ da bu âyet-i kerimeleri indirdi.  İbn Ke­sir, bu rivayetin mürsel olmakla birlikte bunu destekleyen başka kanallardan rivayetlerinin de olduğunu belirtmiştir.

3. Başka bir rivayette ise Hz. Peygamber (sa)’den mucize göstermesini isteyenlerin Mekke müşrikleri değil, mü’minler olduğu ve müşriklerin: “Kendilerine bir mucize geldiği takdirde iman edeceklerine yemin etmeleri üzerine Hz. Peygamber (sa)’in ashabının: “Ey Allah’ın Rasûlü, madem ki kendilerine mucize gelince iman edeceklerine yemin ediyorlar; Rabbından bunu iste.” dedikleri ve dolayısıyla bu âyet-i kerimenin nüzul sebebinin müşrikler değil mü’minler olduğu kaydedilmektedir.

Ayetin nüzulüne ister inananların, ister müşriklerin mucize gösterilmesini istemeleri sebep olsun aslında iki rivayet arasında özde fark yoktur ve istek bir­dir: Mucize gösterilmesi. Ayrıca iki durumun da (hattâ üç rivayette verilen ha­disenin) aynı mecliste olması uzak değildir: Müşrikler, yanında ashabı varken Allah’ın Rasûlü (sa)’nden böyle bir istekte bulunmuş ve iman edeceklerine ye­min etmişler; onların bu isteklerine ashabın isteği de eklenmiş ve bunun üzerine Hz. Peygamber (sa) Rabbından mu’cize istemek üzere dua etmeye başlamış ve olay bunun üzerine gelişmiş olabilir. Dolayısıyla iki rivayet ve yukardaki riva­yetler arasında bizce bir ihtilâf söz konusu değildir.

İbn Cureyc’den rivayete göre ise bu hadise üzerine “Eğer biz onlara ger­çekten melekleri indirseydik…” âyetine kadar olmak üzere üç âyet-i kerime in­miştir.

“Eğer Biz, onlara gerçekten melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle ko­nuşsaydı ve her şeyi karşılarında toplasaydık Allah dilemedikçe onlar yine de iman edecek değillerdi.” âyet-i kerimesinin iniş sebebi hakkında Ebu Salih ka­nalıyla İbn Abbâs’tan rivayete göre ise Mekke halkından bir grup içinde İslâm ve müslümanlarla alay edenler Hz. Peygamber (sa)’e gelmişler ve: “Bazı ölüle­rimizi dirilt de onlara soralım: Senin getirdiğin gerçek mi yoksa bâtıl mı? Ya da bize melekleri göster de senin Allah’ın elçisi olduğuna dair şehadette bulunsunlar, ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getir.” demişler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş.

Yine “Eğer Biz, onlara gerçekten melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi karşılarında toplasaydık Allah dilemedikçe onlar yine de iman edecek değillerdi.” âyet-i kerimesinin iniş sebebi hakkında İbn Abbâs’tan rivayette o şöyle demiştir: Mekke halkından Kur’ân ile alay edenler şu beş kişi idiler: el-Velîd ibnu’l-Muğîra el-Mahzûmî, el-As ibn Vâil es-Sehmî, el-Esved ibn Abdiyağûs ez-Zuhrî, el-Esved ibnui-Muttalib ve el-Hâris ibn Hanzala. Bunlar, Mekke halkından bir grupla birlikte Hz. Peygamber (sa)’e gelmişler ve ona: “Bize melekleri göster ki onlar senin Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etsinler veya ölülerimizden bazısını dirilt de onlara soralım bakalım: Senin söylediklerin gerçek mi yoksa bâtıl mı? Ya da ileri sürdüklerine kefil olmaları için Allah’ı veya melekleri karşımıza getir.” demişler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş.

Advertisements