100

١٠٠


اَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًانَبَذَهُ فَريقٌ مِنْهُمْ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايُؤْمِنُونَ

(100) E ve küllema ahedu ahden nebezehu ferikum minhüm bel ekseruhüm la yü’minun

her defasında anlaşma yapsalar onu bozarlar onların içlerinden bir fırka, hayır onların ekserisi iman etmezler

(100) Is it not (the case) that every time they make a Covenant, some party among them throw it aside? – Nay, most of them are faithless.

1. ve ekîmu : ve gereği üzere yerine getirin, kılın
2. es salâte : namaz
3. ve âtû : ve verin
4. ez zekâte : zekât
5. ve mâ tukaddimû : ve takdim ettiğiniz, sunduğunuz şey
6. li enfusi-kum : nefsleriniz için, kendiniz için
7. min hayrin : hayırdan
8. tecidû-hu : onu bulursunuz
9. inde allâhi : Allah’ın katı
10. inne : muhakkak ki
11. allâhe : Allah
12. bi mâ : şeyi
13. ta’melûne : yapıyorsunuz
14. basîrun : en iyi gören

أَوَكُلَّمَاne zamanعَاهَدُواbağlandılarsaعَهْدًاbir ahidleنَبَذَهُonu bozuvermedi miفَرِيقٌbir grupمِنْهُمْiçlerindenبَلْzatenأَكْثَرُهُمْonların pek çoğu لَا يُؤْمِنُونَiman etmezler


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs’tan rivayet ediliyor ki “Onlar ne zaman bir ahid ile bağlandılarsa onlardan bir grup onu bozup atıvermedi mi?…” âyetinde kastedilen Mâlik ibn es-Sayf (İbnu’s-Sayt da denilirmiş)’dır. “Allah’a yemin olsun ki kitabımızda Muhammed’e iman edeceğimize dair bizden ne bir ahid alınmıştır ne bir misak.” demişti. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Mamafih bir kişi yerine Hz. Peygamber gelince onun nübüvvetini inkâr e-den bütün yahudilerin bu âyetin nüzul sebebi olduğu da söylenmiştir


AÇIKLAMA
Allah’a andolsun ki, sana -Ey Muhammed!- peygamberliğinin doğruluğunu gösteren apaçık deliller indirmiş bulunuyoruz. Bunun itikadı esasları ile birlikte kesin belge ve delilleri de gelmiştir. Amelî hükümleri, bir çok fayda ve maslahatı gözeten amaçlarını da bir arada ihtiva etmektedir. O bakımdan bunların kendi­lerine açıklık getirecek başka bir delile ihtiyaçları yoktur. Bizim sana indirdiği­miz bu apaçık belgeler, eşyayı ortaya çıkartan, görülmesini sağlayan ve bizatihi kendisi de açık ve görünür olan bir ışık gibidir. Bu apaçık delillerin ayetlerine ve hükümlerine ancak oldukça inatçı, isyankâr, körlüğü hidayete tercih eden kim­seler ve kendisi vasıtasıyla hakkın ortaya çıktığı kimseyi kıskanan ve hakka karşı bile bile inat edip reddeden inatçı kâfirler uymaz, karşı çıkarlar.

İşte bu gibi kişiler kâfir olmuşlardır. Allah’a yahut Allah’ın resulüne bir söz verdikleri her seferinde mutlaka onlardan bir kesim verilen bu sözü bozar:

“Kendilerinden bir takım kimselerle antlaşma yaptıktan sonra, her seferinde antlaşmalarını bozarlar.” (Enfâl: 8/56). Yahudiler kendilerine güvenen kimse­lere karşı hainlik ederler, emanete de hainlik ederler. Allah’a karşısında söz verdikleri halde bozdukları ahit ne kadar da çoktur! Çoğunlukla onlar Tevrat’a iman etmezler, dinle bir alâkalan yoktur. Ahitleri bozmayı bir günah saymaz ve buna aldırış etmezler. Aynı şekilde Peygambere ve Kur”an-ı Kerim’e de iman etmezler. Sanki onlar herhangi bir şüphe söz konusu olmaksızın sağlam bir bil­gi ile kitabı bilmiyormuş gibi davranıyorlar. Ancak onlar hakka karşı bile bile inat ettiler, reddettiler ve onu arkalarına attılar.

Muhammed (s.a.) Yüce Allah’ın tevhid edilmesi, öldükten sonra dirilişin ispat ve kabulü, peygamberlerin tasdik edilmesi gibi genel dini esaslarda Tev­rat’ı doğrulayan bir kitap ile gelince, Yahudilerden bir kesim Allah’ın Kitab’mı sırtlarının arkasına atıp terk ettiler. Bu onların kitaplarını terkedişlerini, on­dan yüz çevirişlerini, anlatan temsili bir ifadedir. Yani Tevrat’a karşı tutumla­rı, insanın ihtiyaç duymayarak, önemsemeyerek arkasına atıverdiği bir şeye benzetilmektedir. Çünkü Tevrat’ta bulunan bir takım hükümleri uygulamadı­lar. Tevrat’a ve Kur’an-ı Kerim’e uygun iman etmeyen kimsenin, hiçbirine iman etmeyen bir kimse olacağını bilmiyorlarmış gibi, Tevrat’a gerçek anlamıyla iman etmediler. Bu ise Tevrat’tan tamamıyla yüz çevirişlerini anlatan kinayeli bir anlatımdır.

Advertisements