146

١٤٦

اَلَّذينَ اتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَاءَهُمْ وَاِنَّ فَريقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

(146) ellezine ateynahümül kitabe ya’rifunehu kema ya’rifune ebnaehüm ve inne ferikam minhüm le yektümunel hakka ve hüm ya’lemun

Kendilerine kitap verdiklerimiz kimseler onu tanırlar kendi çocuklarını tanıdıkları gibi şüphesiz onlardan bir fırka Hakkı gizlerler ve onlar bildikleri halde

(146) The People of the Book know this as they know their own sons, but some of them conceal the truth which they themselves know.

1. ellezîne : o kimseler, onlar
2. âteynâ-hum : onlara verdik, getirdik
3. el kitâbe : kitap
4. ya’rifûne-hu : onu tanırlar, bilirler
5. kemâ : gibi
6. ya’rifûne : tanırlar
7. ebnâe-hum : oğullarını
8. ve inne : ve hiç şüphesiz, muhakkak ki
9. ferîkan : bir fırka, bir grup
10. min-hum : onlardan
11. le : elbette, mutlaka
12. yektumûne : gizlerler
13. el hakka : hakkı
14. ve hum : ve onlar
15. ya’lemûne : biliyorlar

الَّذِينَ آتَيْنَاهُمْkendilerine verdiklerimiz الْكِتَابَkitapيَعْرِفُونَهُonu tanırlarكَمَا يَعْرِفُونَtanıdıkları gibi أَبْنَاءَهُمْöz oğullarınıوَإِنَّbuna rağmen gerçekten فَرِيقًاbir grupمِنْهُمْonlardanلَيَكْتُمُونَgizlerlerالْحَقَّhakkıوَهُمْ يَعْلَمُونَbildikleri halde

Advertisements