68

٦٨

وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَاءَ اللّهُ ثُمَّ نُفِخَ فيهِ اُخْرى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ

(68) ve nüfiha fis suri fe saika men fis semavati ve men fil ardı illa men şaellah sümme nüfiha fihi uhra fe izahüm kiyamüy yenzurun
Ve sur’a üfürülecek o sesin şiddetinden semada ve arzın içinde kim varsa hepsi (ölecektir) ancak Allah’ın dilediği kimse hariç sonra tekrar sur’a üfürülecek artık onlar o zaman kalkıp bakınmaya başlayacaklar

(68) The Trumpet will (just) be sounded, when all that are in the heavens and on earth will swoon, except such as it will please Allah (to exempt). Then will a second one be sounded, when, behold, they will be standing and looking on.

1. ve nufiha : ve üfürüldü
2. : de, içinde
3. es sûri : sûr
4. fe : böylece, artık
5. saıka : bayıldı, öldü
6. men : kimse, kişi
7. : de, içinde
8. es semâvâti : semalar, gökler
9. ve men : ve kimse
10. : de, içinde
11. el ardı : arz, yer
12. illâ : hariç
13. men : kimse, kişi
14. şâe : diledi
15. allâhu : Allah
16. summe : sonra
17. nufiha : üfürüldü
18. fîhi : ona, onun içine
19. uhrâ : diğer
20. fe : böylece, artık, sonra
21. izâ : olduğu zaman
22. hum : onlar
23. kıyâmun : ayağa kalkarak
24. yanzurûne : bakarlar, bakınırlar