32

    RevelationCuzPageSurah
    92 582Nisa(4)

٣٢

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّهُ بِه بَعْضَكُمْ عَلى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَسَلُوا اللّهَ مِنْ فَضْلِه اِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمًا

(32) ve la tetemennev ma faddalellahü bihi ba’daküm ala ba’d lir ricali nasiybüm mimmektesebu ve lin nisai nasiybüm mimmektesebn ves’elüllahe min fadlih innellahe kane bi külli şey’in alima

temenni etmeyin Allah’ın fazlı ile üstün kıldığı şeyleri bazılarınızı diğerlerinden erkeğe bir pay vardır kazandıklarından kadınlarında bir payı vardır kazandıklarından Allah’ın fazlı kereminden isteyin şüphesiz Allah, her şeyi hakkı ile bilmektedir

(32) And in no wise covet those things in which Allah hath bestowed his gifts more freely on some of you than on others: to men is allotted what they earn, and to women what they earn: but ask Allah of his Bounty. for Allah hath full knowledge of all things.

1. ve lâ tetemennev : ve temenni etmeyin
2. mâ faddala : üstün kıldığı şeyleri
3. allâhû : Allah
4. bi-hî : onunla
5. ba’da-kum : bazınızı, bir kısmınızı
6. alâ ba’dın : bazısına, bir kısmına
7. li er ricâli : erkekler için vardır
8. nasîbun : nasip, pay
9. mim-mâ iktesebû : kazandıkları şeylerden
10. ve li en nisâi : ve kadınlar için vardır
11. nasîbun : nasip, pay
12. mimmâ iktesebne : (kadınların) kazandıkları şeylerden
13. ve is’elû : ve isteyin
14. allâhe : Allah
15. min fadli-hî : onun fazlından
16. inne : muhakkak
17. allâhe : Allah
18. kâne : oldu, idi, …dır
19. bi kulli : her biri, hepsi
20. şey’in : şeyi
21. alîmen : en iyi bilen

وَلَا تَتَمَنَّوْا temenni etmeyinمَا فَضَّلَ üstün kıldığı şeyiاللَّهُ Allah’ınبِهِ kendisiyleبَعْضَكُمْ kiminiziعَلَى بَعْضٍ kiminizeلِلرِّجَالِ erkekler içinنَصِيبٌ bir pay vardırمِمَّا اكْتَسَبُوا kazandıkları şeydenوَلِلنِّسَاءِ kadınlar için deنَصِيبٌ bir pay vardırمِمَّا اكْتَسَبْنَ kazandıkları şeydenوَاسْأَلُوا isteyinاللَّهَ Allah’ınمِنْ فَضْلِهِ lütfundanإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahكَانَ olandırبِكُلِّ herشَيْءٍ şeyiعَلِيمًا hakkıyla bilmekte


SEBEB-İ NÜZUL

Keşke biz de erkek olsaydık.” dedi de Allah Tealâ bu “Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin.” âyet-i kerimesini indirdi.  Tirmizî’deki rivayette bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak Ümmü Selemenin bu sözleri verilirken onun böyle söylemesi üzerine bir de Al-i İmrân, 195 âyetinin, başka bir rivayette de “Müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar… işte bunlar için Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 33/35) âyet-i kerimesinin nazil olduğu da kaydedilmektedir.

İkrime’den rivayete göre de kadınlar cihadı isteyip: “İsteriz ki Allah savaşı bize de farz kılsın da erkeklerin elde ettiği ecir ve mükâfatı biz de elde edelim.” dediler de Allah Tealâ “Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin,” âyet-i kerimesini indirdi.

Katâde ve Suddî derler ki: “Erkeğe iki dişinin payı kadardır.” âyeti nazil olunca erkekler: “Dünyada mirasta kadınlardan üstün kılındığımız gibi âhirette de iyiliklerimizle kadınlardan üstün tutularak ecrimizin kadınların ecrinin (iki) katı olacağını umarız.” dediler. Kadınlar da: “Dünyada mirasımızın erkeklerin mirasının yarısı olması gibi âhirette günahlarımızın, erkeklerin günahlarının yansı kadar olacağını umarız.” dediler de Allah Tealâ “Allah’ın sizi birbiriniz­den üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin.” âyet-i kerimesini indirdi. Suddî’den gelen başka bir rivayette kadınların yukardaki sözleri yerine: “Bizim ecrimizin de erkeklerin ecri kadar olmasını isteriz. Elbette biz savaşa­mıyoruz. Fakat şayet savaşmak üzerimize farz kılınmış olsaydı biz de Allah yo­lunda savaşırdık.” dedikleri; Katâde’den gelen başka bir rivayette de kadınların kendilerine cahiliye devrinde mirastan hiç pay verilmezken İslâm’ın, erkeklerin paylarından eksik verilmesine razı olmıyarak: “Bizim de mirastan paylarımız erkeklerin payları gibi olsaydı.”; erkeklerin de “Âhirette iyiliklerimizle de ka­dınlardan üstün tutulacağımızı umarız.” dedikleri ve bunun üzerine Allah Tealâ’nın bu âyet-i kerimeyi indirdiği kaydedilmektedir.

Ebu Leylâ rivayet ediyor: Ebu Cerîr’i şöyle derken işittim: “Allah size emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı vardır…” (âyet, 12) âyet-i kerimesi nazil olunca kadınlar: “Madem ki mirasta bir erkeğe iki kadının payı kadar miras veriliyor günahları da kadınlardan ikisinin payı kadar olmalı.” dediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu.

Yine “Allah size emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı vardır…” (âyet, 12) âyet-i kerimesi ile ilgili olarak bir kadının “Ey Allah’ın elçisi, biz kadınlar daha muhtaç durumdayız, çünkü bizler zaha zayıfız. Erkekler ise hayatlarını kazanmada bizden daha güçlüler.” demişler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş.

Başka bir rivayet kadınlarla erkeklerin eşitliği davasına götürüyor. Bir kadın Hz. Peygamber (sa)’e gelmiş ve demiş ki: “Ey Allah’ın elçisi, Erkeklerle kadınların Rabbi bir, Sen hem onlara, hem bize elçisin, babamız Adem, anamız Havva. Allah’ın erkekleri zikredip de kadınları zikretmemesinin sebebi ne ola ki?” diye sormuş da bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş.


AÇIKLAMA

Allah Teâlâ müminleri hasetleşmekten, bazı insanları diğer bazılarından üstün kılmaya vesile yaptığı makam, mevki, mal gibi şeyleri temenni etmekten nehyetmektedir. Çünkü bu farklılık ve üstünlük Allah Teâlâ’nm bir taksimidir ve bir hikmetten, tedbirden ve kullarının hallerini ve kendisine rızık genişliği veya darlığı takdir ettiği kimselere uygun olanı bilmesinden kaynaklanmıştır. Buyurmaktadır ki: “Eğer Allah kullarına (eşit olarak) bol rızık verseydi yeryü­zünde taşkınlık edip azarlardı.” (Şûra, 42/27). Herkes kendisine taksim ve tak­dir olunana razı olmalıdır. Bilmelidir ki kendisine takdir ve taksim olunan onun menfaatinedir, maslahatmadır. Şayet aksi olsaydı kendisinin zararı ve fe­sadına olurdu. Artık hissesi sebebiyle kardeşine haset etmesi caiz olamaz.

Ayet-i kerimenin zahiri gösteriyor ki hiç kimsenin diğer bir kimseye tahsis edilmiş mal, makam, mevki ve öbür rekabet olan şeylere haset etme hakkı yoktur. Bu üstünlük ve farklılık, “Dünya hayatında onların maişetlerini (geçimlerini) bile aralarında biz taksim (ve takdir) ettik. Onların bazısını, derece derece diğer bazısı­nın üstüne çıkardık.” (Zuhruf, 43/32) ayet-i celilesinde de ifade edildiği gibi hikmet sahibi ve kullarının her şeyinden haberdar Hak Teâlâ tarafından sadır olmuş bir kısmet ve takdirdir. İbni Abbas (r.a.) der ki: Biriniz “Keşke filan kişiye verilen mal, nimet, güzel kadın bende olsaydı” demesin. Böyle bir temenni haset olur. Fakat “Allahım, bana da onun gibisini ver” desin. Şu halde haset yasak, gıbta ise caizdir.

Her insan Allah Teâlâ’nın kendisi için takdir ettiğine razı olmalı, başkası­na haset etmemelidir. Zira haset, her şeyi en güzel ve en sağlam yapan Cenab-ı Hakk’a itiraz etmeye en çok benzeyen şeydir.

Bazı kimseler buradaki cümlede mahzûf (zikredilmemiş) bir lafız vardır, takdiri de şöyledir derler: “Allahın, kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesile (ve sebep) yaptığı şeylerin mislini (benzerini) temenni etmeyin.” Çünkü başka­sından nimetin zail olması kastedilmemiştir, ancak bir nimetin özellikle kendi­sine ait olması talep edilmiştir. Buna göre başkası için olan şeyin benzerini te­menni etmek yasaklanmış bulunuyor ki bu da hasede götüren bir vesile olabi­lir. İnsan: “Allahım, bana filanın evi gibi bir ev, onun oğlu gibi bir oğul ver” de­memelidir. Aksine şöyle demelidir: “Allahım, bana dinim, dünyam, ahiretim ve hayatım hakkında uygun olacak şeyleri lütfet.”

Ancak ilk tefsir daha kabule lâyıktır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.) bir hadi­sinde “Bir kimse kardeşinin malını temenni etmesin, ama şöyle dua etsin: Alla­hım, beni rızıklandır. Allahım, bana da onun benzerini ver.” buyurmuştur

Kısaca ifade edecek olursak Allah Teâlâ her ihsanı, başkası vesilesiyle üs­tünlüğü temenni etmekten nehyetmiştir. Kişiye yaraşan takatince çalışmak, çabalamak, gayret göstermektir. İşte o zaman kazandığı ameller ile üstünlük meydana gelir. Erkek olsun, kadın olsun, herkes çalıştığının meyvesini alır. Allah Teâlâ erkek ve kadınlardan her biri için genişlik veya darlığı gerektiren ha­lini bilerek takdir ettiği şeyi onun kazancı kılmıştır. Erkeklere has olan amel­lerden alacakları ücret onların hissesidir, kadınlar o hususta kendilerine ortak olmazlar. Kadınlara has olan amellerden alacakları ücret de onların hissesidir, erkekler de onda kendilerine ortak olamazlar. Yani bir işin ücreti erkek ve ka­dınlardan her birinin tabiatına uygun olarak farklılık gösterir. İbni Abbas ise burada murad edilen şeyin miras olduğunu söylemiştir. Bu görüşe göre iktisap (kazanma), mirasta pay düşmek, hisse değmek manasına gelir.

Sonra Allah Teâlâ fazl u kerem, ihsan ve in’am kaynağına dikkat çekmek­te, “Allah’tan, O’nun fazlından isteyin” buyurmaktadır. Yani diyor ki: Dilediği­niz ihsan ve in’amı isteyiniz. O, dilerse bunları size verecektir. O’nun hazineleri dopdoludur, tükenmez. Başkasının hissesini temenni etmeyin, kimseye haset etmeyin, bazınızı bazınızdan üstün kılmaya vesile yaptığımız şeyleri temenni etmeyin, çünkü bu temenninin hiç bir faydası yoktur. Tirmizî ve İbni Merdûveyh’in Abdullah b. Mes’ud’dan naklettiğine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Allah’tan, O’nun fazlından isteyin. Şüphesiz Allah, kendisinden istenmesini sever. Muhakkak ki ibadetin en üstünü fereci (sıkıntıdan kurtulma­yı) beklemektir.” İbni Mace de Ebu Hureyre’den Resulullah (s.a.)’in şu hadisini tahric etmiştir: “Allah’tan istemeyene Allah gazap eder. Şüphesiz ki Allah her şe­yi hakkıyla bilendir” cümlesinin manası şudur: O, gayet iyi bilir ki filan dün­yalığa müstahaktır, ona ondan verir, filan fakirliğe müstahaktır, onu fakir kılar, filan ahirete müstahaktır, ona ahiret amellerini işleme fırsatını verir, filan hiz-lân’a (ilâhî teyidden yoksunluğa) müstahaktır, onu da her türlü hayır ve yolla­rından mahrum bırakır. Onun için isti’dad, yetenek ve derecelerinin farklılığına göre insanların bir kısmını diğer bir kısmına üstün kılmıştır. Farklılık beden itibariyle olduğu gibi meselâ ilim, makam, şeref gibi yönlerden de olur.

Advertisements