81

٨١

وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالنَّبِىِّ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَاءَ وَلكِنَّ كَثيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

(81) ve lev kanu yü’minune billahi ven nebiyyi ve ma ünzile ileyhi mettehazuhüm evliyae ve lakinne kesiram minhüm fasikun

eğer onlar iman etmiş olsalardı Allah’a ve nebilere ve ona indirilene kafirleri dostlar edinmezlerdi lâkin çoğu onlar ki, fasık kimselerdir

(81) If only they had believed in Allah, in the Prophet, and in what hath been revealed to him, never would they have taken them for friends and protectors, but most of them are rebellious wrongdoers.

1. ve lev kânû : ve eğer olsalardı
2. yu’minûne bi allâhi : Allâh’a (c.c.) iman ederler
3. ve en nebiyyi : ve nebî, peygamber
4. ve mâ unzile ileyhi : ve ona indirilene
5. mâ ettehazû-hum : onları edinmezler
6. evliyâe : veliler, dostlar
7. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
8. kesîren min-hum : onlardan çoğu
9. fâsikûne : fâsıklar

وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ onlar, iman etmiş olsalardıبِاللَّهِAllah’aوَالنَّبِيِّ nebi’yeوَمَا أُنزِلَ ve indirileneإِلَيْهِ onaمَا اتَّخَذُوهُمْ onları edinmezlerdiأَوْلِيَاءَ velilerوَلَكِنَّ fakatكَثِيرًا pek çoğuمِنْهُمْ onlarınفَاسِقُونَfasıklardır


AÇIKLAMA

Ey Muhammed! İster Kitap Ehli’nden olsunlar, ister putlara tapan müş­riklerden olsunlar, Allah’tan başkasına ibadet eden şu kimselere de ki: Sizler size gelebilecek herhangi bir zararı önlemeye ve sizin için herhangi bir faydayı sağlamaya gücü yetmeyen Allah’tan başka şeylere mi tapmıyorsunuz? Halbuki Allah kullarının sözlerini işitendir, her şeyi çok iyi bilendir. Bize fayda sağla­yan ve sizin gerçek ilâhınız olan o yüce Rabbe ibadetten niye yüz çeviriyor da bir insana yahut da işitmez ve görmez bir cansıza, hiç bir şey bilmeyen bir cansıza ibadet ediyorsunuz. Üstelik insan da taş da onların dışındaki diğer bir mahlûk da kendisinden başkasına da kendisine de ne zarar verebilir, ne de fay­da sağlayabilir.

Hz. Mesih’e düşmanlık eden Yahudiler şunu bilsinler ki, Mesih onlara bir zarar vermek gücüne sahip olamadı. Hatta bunlar Hz. İsa’yı asmak ve öldür­mek istediler. Mesih’in kendisi onların kendisine vermek istedikleri bu zararı kendisinden bertaraf etmek imkânını bulamadı. Aynı şekilde kendisine tabi olanlarına yardımcılarına, arkadaşlarına dünyevi bir fayda sağlamak gücünü de elde edemedi. Çünkü bunlar kovalanmışlar ve işkencelere maruz kalmışlar­dı. O halde Mesih’in ilâh olmasını akıl nasıl kabul edebilir?

Daha sonra Yüce Allah peygamberine, yine Kitap Ehli’ne (Yahudi ve Hristiyanlara) şöyle demesini emretmektedir: Ey Kitap Ehli! Hakka tabi olmakta haddi de aşmayınız, Uzeyr’i tazim etmekte de aşırıya gitmeyiniz, İsa’yı tazim etmekte de aşırıya gitmeyiniz. Bunlardan herhangi birisini ilâhlaştırarak İsa’yı peygamberlik makamından çıkartıp ulûhiyyet makamına oturtmayınız; Uzeyr’in de Allah’ın oğlu olduğunu söylemeyiniz. Aynı şekilde siz de ey Yahudi­ler! İsa’yı ve annesini küçük görmekte aşırıya gitmeyin. Annesinin fuhuş işledi­ğini söylemeye kalkışmayın.

Bizzat arzularından kaynaklanan görüşlere sahip olan bir kavmin nevala­rına uymayın. Çünkü bunlar eskiden beri sapıklığın önderleridir. İnsanların bir çoğunu da doğru yoldan çıkarmışlardır. Ayrıca doğruluk ve itidal yolunu bı­rakarak sapıklık ve azgınlık yolunu izlemişlerdir.

Daha sonra Yüce Allah bunun sebebini beyan etmektedir: O da iyiliği em­retmeyi, kötülü de sakındırmayı terketmeleridir: “İsrailoğullarından kâfir olanlar… lânetlemişlerdir.” diye buyurmaktadır. Yani şanı Yüce Allah uzun dö­nemden beri peygamberi Davud’a indirdikleri buyruklarda da Meryem oğlu İsa’nın vasıtası ile de İsrailoğulları’ndan küfre sapanlara lanet etmiştir. Bunun sebebi ise Allah’a asi olmaları, onun yarattıklarına karşı haddi aşmaları, sal­dırmalarıdır. Hz. Dâvûd onlardan cumartesi günü haddi aşanlar ile Allah’a is­yan edenleri lanetlediği gibi Hz. İsa da, Allah’ın emirlerine karşı direnip onlara muhalefet etmeleri sebebiyle İsrailoğullarına lanet etmiştir. İbni Abbâs şöyle der: Bunlar Tevrat’ta da İncil’de de Zebur’da da Furkân’da da (Kur”ân-ı Kerîm) lânetlemişlerdir. Onlardan bilgili olan bir kimse, herhangi bir kimsenin günah ve haram işler işlemesini yasaklamıyor, vazgeçirmeye çalışmıyordu. Yaptıkları bu iş ne kötüydü! Bu onların yaptıkları işin çirkinliğini ortaya koymakta ve yaptıklarının bir benzerini yapmaktan sakındırmaktadır. Çünkü kötülüğün yaygınlık kazanması ümmete ileri derecede zarar verir. İyiliği emredip münkerden alıkoymak ise toplumu bayağılıklardan korur, fazilet ve ahlâkı hatırla­tır, hayra iletir ve mutluluğunu gerçekleştirir.

İmam Ahmed, İbni Mes’ud’dan şöyle dediğini nakletmektedir: Resulullah (s.a.) buyurdu ki: “îsrailoğulları masiyetlere dalınca ilim adamları onlara (bunları işlemeyi) yasakladı, fakat onlar vazgeçmediler. Bu sefer meclislerinde onlarla birlikte oturmaya başladılar.”

Ebu Dâvûd, Tirmizî ve İbni Mâce de Abdullah b. Mes’ûd’un şöyle dediğini naklederler: Resulullah (s.a.) buyurdu ki: “îsrailoğullarının karşı karşıya kaldık­ları ilk eksiklik şu oldu: Onlardan birisi bir diğeri ile karşılaşır ve: “Ey filan! Allah’tan kork ve yaptığın bu işi terket. Bunu yapmak senin için helâl değildir.” der­di. Daha sonra ertesi günü o kişiyi aynı hal üzere halde onunla karşılaşır, fakat yine de bu durumu onun o kişi ile beraber oturup yiyip içmesine engel teşkil et­mezdi. Onlar bunu yapınca bu sefer Allah kalplerini birbirlerine çarptı. Sonra da: “İsrailoğulları’ndan kâfir olanlar… lanetlenmişlerdi; fakat onların bir çoğu fasık­lardır.” diye buyurdu.” Sonra Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Hayır, böyle değil, Allah’a yemin olsun ki, ya iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız sonra da zali­min elini yakalar ve onu hakka mecbur eder, hakkın dışına çıkartmazsınız, ister istemez onu hakkın çerçevesi içerisinde tutarsınız yahut da Allah sizin de kalple­rinizi birbirine çarpar; sonra da tıpkı onları lanetlediği gibi size de lanetler.”

Tirmizî de Huzeyfe b. el-Yemân’dan Resulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Nefsim elinde olana yemin ederim, ya iyiliği emreder kötü­lükten alıkoyarsınız yahut da aradan fazla bir zaman geçmeden Allah üzerinize kendi katından bir azap gönderir, sonra da ona dua edersiniz, o da sizin duanı­zı kabul etmez.”

Daha sonra Yüce Allah vahyin nüzulü çağında bulunan Kitap Ehli’nin hal­lerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: “Görürsün ki onlardan çoğu…”, yani ey Muhammed, sen Yahudilerin bir çoğunun Mekkeli müşrikleri dost ve veli edindiklerini, onlarla antlaşmalar yaptıklarını, seninle savaşmalarını teş­vik ettiklerini, müminleri veli edinmeyi terkettiklerini görürsün.

Rivayet olunduğuna göre Ka”b b. el-Eşref ve arkadaşları Mekke’ye giderek Resulullah (s.a)’a karşı müşrikleri kışkırtmışlardı. Fakat müşrikler onların bu isteklerini kabule yanaşmamışlar ve böylelikle çabaları boşa çıkmış, isteklerini gerçekleştirememişlerdi.

İşte onların cezası, yaptıklarının çirkinliğinin ortaya konulması, üzerleri­ne ilâhî gazabın indirilip ebediyyen azapta bırakılmaları oldu. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü ne kötüdür!” Yani kendilerine Allah’ın gazap etmesini, üzerlerine acıklı azabın indirilmesini, ce­hennem ateşinde ebediyyen kalmaları hükmüne mahkûm olunmalarını gerek­tiren amelleri işlemek suretiyle âhiretleri için nefislerinin önden gönderdiği şey gerçekten kötüdür.

Halbuki onlar Allah’a, peygambere ve Kur’ân-ı Kerîm’e gerçekten iman et­miş olsalardı, gizli olarak ve içten içe kâfirleri veli edinmezler; Allah’a, pey­gamberine ve peygamberine indirilenlere iman edenlerle düşmanlık etmezler­di. Ama onların bir çoğu fasıklardır. Yani dinin sınırlarının dışına çıkmış, Allah ve Rasulüne itaatin dışın çıkmış, münafıklıkta alabildiğine ilerlemiş kimseler­dir. Her türlü dine düşmanlık eden kimselere karşı müminleri veli edinmek ve onlara yardımcı olmak şeklindeki Allah’ın hükmüne muhalefet etmiş kimseler­dir. Bu ise ya onların dinlerini tahrif etmelerinden yahut da münafıklıkların­dan ötürüdür.

Advertisements