16

١٦

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ

(16) senesimuhu ‘alelhurtumi
Yakında onun burnuna nişan vuracağız

(16) Soon shall We brand (the beast) on the snout!

1. se-nesimu-hu : ona yakında damga basacağız (yakında onu damgalayacağız)
2. alâ el hurtûmi : hortumu, burnu üzerine

سَنَسِمُهُyakında damga vuracağızعَلَى الْخُرْطُومِburnuna


SEBEB-İ NÜZUL
Bu âyet-i kerimeler de el-Velîd ibnu’l-Muğîra hakkında nazil olan âyetler cümlesindendir

AÇIKLAMA

“Artık yalanlayanlara itaat etme!” Senin risaletini yalanlayan kâfirle­re muhalefeti sürdür ve bu hususta sıkı davran. Bu Yüce Allah’ın Mek­ke’nin ileri gelen müşriklerine karşı yumuşaklığı açıkça yasaklayan bir buyruktur. Çünkü onlar kendisini atalarının dinine çağırıyorlardı. Yüce Allah da ona onlara itaat etmeyi yahut da onları İslama teşvik etmek maksa­dıyla itikadî bakımdan kısmen bir fedakârlıkta bulunarak onlara şirin gö­rünmeye çalışmayı yasaklamaktadır. Bu yasaktan maksat ise, onlara mu­halefet etmek için gayrete getirmek ve işi sıkı tutmak gerektiğini anlat­maktır. Müfessirler der ki: Müşrikler Peygamber (s.a.)’den Allah’a bir süre, kendi putlarına da bir süre tapınmasını istediler. Kendileri de Allah’a bir süre, kendi ilâhlarına bir süre tapınacaklardı. Bunun üzerine Yüce Allah: “Artık yalanlara itaat etme.” buyruğunu indirdi.

“Onlar senin kendilerine yumuşak davranmanı arzu ettiler. Kendileri de bunun üzerine yumuşak davranacaklardı.” Kendilerine karşı yumuşamanı temenni ettiler. Onlar da sana karşı yumuşayacaklardı. Sen onların ilâhları­na meyledecek, onlara yaklaşacaktın. Üzerinde bulunduğun hakkı terkedecektin. Onlar da senin ilâhına ibadetin uygun olduğunu kabul edeceklerdi.

Bu ayetin bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Ve eğer biz sa­na sebat vermemiş olsaydık onlara az kalsın biraz meyledecektin. O takdir­de biz sana hayatın da kat kat azabını, ölümün de kat kat azabını tattıracaktık. Sonra bize karşı hiçbir yardımcı bulamayacaktın.” (İsra, 17/74-75)

Daha sonra Yüce Allah yalanlayıcı kâfirlerin tümü arasından küfrün dışında aşağıdaki yerilmiş on niteliğe sahip kimseleri özellikle söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1, 2- “Sakın itaat etme; çokça yemin eden aşağılık ve değersiz her kişi­ye.” Yani batıl ve haksız yere çokça yemin eden, görüşü ve düşüncesi değer­siz kimseye itaat etme! Yüce Allah’ın şu buyruğu da buna benzemektedir: “Allah’ı yeminlerinizle iyilik etmenize… engel yapmayın.” (Bakara, 2/224) Bu ayette şuna da işaret edilmektedir: İzzet-i nefis kulluğun sağlıklı bir şe­kilde yapılmasıyla alâkalıdır. Bayağı bir kişilik sahibi olmak ise, rububiyetin sırrından yana gafil olmakla ilişkilidir. Aynı şekilde çokça yemin eden, çok da yalan söyler. Çok yalan söyleyen kimse ise insanların gözünde de­ğersizdir.

3, 4- “Ayıplayıp duran, onun bunun sözünü taşıyan.” Çokça ayıplayan, çokça tenkid eden, yüzlerine karşı insanlardan kötülükle söz eden, insanla­rın arasını bozmak için laf alıp götüren, çokça ayıplayan (lemmâz) ise; yok­luklarında insanları diline dolayan kimsedir. İbn Mace dışında Kütüb-i Sitte sahipleri ile Ahmed b. Hanbel’in rivayetlerine göre Huzeyfe şöyle demiş­tir: Rasulullah (s.a.)’ı şöyle buyururken dinledim: “Cennete laf alıp götüren hiçbir kimse girmeyecektir.”

5, 6- “Hayra durmadan engel olan, haddi aşan ve çok günahkâr olan” Cimri, insanları iman, infak ve salih amel gibi hayırlardan engelleyen, za­lim, hakkı ve Yüce Allah’ın emir ve nehiy ile ilgili sınırlarını aşan küçük büyük çokça günah işleyen. Velid b. Muğire’nin on oğlu vardı. Onlara ve yakınlarına şöyle derdi: “Eğer sizden herhangi bir kimse Muhammed’in di­nine uyacak olursa, ebediyyen ona en ufak bir faydam dokunmayacaktır.” Böylece onların müslüman olmalarını engellemişti. İşte onları işlemekten alıkoyduğu hayır bu olmuştu.

7, 8- “Cahil ve kaba üstelik kulağı kesik olan” yani sözü edilen kusur­larından başka o kaba, katı, haşin, sert tabiatlı, kötü ahlâklı, Kureyş’e son­radan katılma, onlardan olmayan şer ve kötülük işlemekte ünlü birisidir.

İmam Ahmed ile Ebû Davud dışında Kütüb-ü Sitte sahiplerinin riva­yetine göre Harise b. Vehb şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Sizlere cennet ehlinin kimler olacağını bildireyim mi? Onlar: Allah adına yemin ettiği takdirde Allah’ın yeminini yerine getireceği güçsüz ve güçsüz görülen herkestir. Kimlerin cehennemlik olduğunu da size bildireyim mi? Bunlar da mal toplayıp başkasına ulaştırılmasını engelleyen, hayra karşı duran ve büyüklük taslayan herkestir.”

Daha sonra Yüce Allah böyle bir kimsenin kibir ve küfrünün birtakım sebeplerini ve dışa yansıyan hallerini sözkonusu ederek şöyle buyurmakta­dır:

9, 10- “O, mal ve oğullar sahibi oldu diye.” Yani Yüce Allah ona mal ve oğullar ihsan ederek nimet verdi diye Yüce Allah’ı ve Rasulünü inkâr mı edecek? O böyle yapmakla nimetlere küfür ve nankörlükle karşılık vermiş olur. Bu tutumunun Rabbi nezdinde kendisine hiçbir faydası olmaz.

Bu ifadeler Yüce Allah’ın kendisine vermiş olduğu mal ve evlât nimet­lerine karşılık Allah’ın ayetlerini inkâr ve onlardan yüz çevirmek şeklinde karşılık vereceğinden ötürü bir azap ve bir sitemdir. Zemahşeri dedi ki: Bu Yüce Allah’ın: “Sakın itaat etme.” buyruğu ile alakalıdır. Yani bu kötü nite­liklerle birlikte o kimse mal sahibidir diye yani bolluk içinde ve dünyalık­tan pay almış diye ona itaat etme!

“Karşısında ayetlerimiz okunduğunda: Öncekilerin masallarıdır der.” Böyle birisine Kur’an ayetleri okunacak olursa bunların yalan olduklarını, eskilerin kıssalarından ve batıl hikayelerinden alındığını, bunların Allah tarafından gönderilmemiş olduğunu ileri sürer.

Bu da Yüce Allah’ın azgın ve zorba kişi tarafından söylediği belirtilen şu buyruklarına benzemektedir: “Başbaşa bırak beni; tek başına yarattı­ğım, kendisine bir hayli mal verdiğim ve (yanında) hazır bulunacak oğullar ve kendisine alabildiğine nimetler verdiğim kimseyle. Sonra daha da arttır­mamı umar. Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır. Ben onu sarp yokuşa sardıracağım. Çünkü o düşündü, ölçtü, biçti. Kahrolası ne biçim ölçtü, biçti. Tekrar tekrar kahrolası! Ne biçim ölçtü, biçti. Sonra baktı, son­ra kaşlarını çattı, yüzünü ekşitti, sonra yüz çevirip, büyüklük tasladı ve he­men dedi ki: Bu nakledilegelen bir büyüden ibarettir. Bu insan sözünden başka bir şey değildir.” (Müddessir, 74/11-25)

Daha sonra Yüce Allah sözü edilen bu kimsenin dünyada ya da ahiretteki cezasını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

“Biz burnu üzerinden damgalayacağız onu.” Yani burnu üzerinde kara bir leke bırakacağız. Bedir günü savaştı, savaşta burnu kılıçla kesildi. Müberred dedi ki: Burada (ayetteki lafzıyla) “hurtûm” burun demektir. Onu alçaltmak, hafife almak ve tahkir etmek için bu lafız kullanılmıştır. Çünkü genelde yüz ya da burun üzerindeki alâmet, eksiklik ve kusurdur. Bir top­luluğun açıklamasına göre: “onu damgalayacağız” buyruğundan kasıt, ce­hennemliklerin damgasını vuracağız demektir. Yani kıyamet gününde onun yüzünü karartacağız. Yüzü anlatmak için de hurtûm (burun) lafzı kullanılmıştır. Daha cehenneme girmeden önce yüzü ateşle kararmış ola­caktır. Böylelikle onun ya da burnunun üzerinde bir alâmet olacaktır

Advertisements