86

٨٦

فَرَجَعَ مُوسى اِلى قَوْمِه غَضْبَانَ اَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِدى

(86) fe racea musa ila kavmihi ğadbane esifa kale ya kavmi elem yeidküm rabbüküm va’den hasena e fe tale aleykümül ahdü em eradtüm ey yehille aleyküm ğadabüm mir rabbiküm fe ahleftüm mev’idi
sonra musa döndü öfkeli (ve) üzüntülü olarak kavmine dedi ki ey kavmim size Rabbiniz güzel bir vaatte bulunmamış mıydı üzerine ahdinizin zamanı mı uzadı? yoksa inmesini mi istiyorsunuz? üzerinize Rabbinizden bir gazabın bana verdiğiniz ahdinizden caydınız mı?

(86) So Moses returned to his people In a state of indignation and sorrow. He said: O my people! did not Your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you Long (in coming)? Or did ye desire that wrath should Descend so ye broke your promise to me?

1. fe : o zaman, böylece
2. recea : geri döndü
3. mûsâ : Musa
4. ilâ kavmi-hi : kendi kavmine
5. gadbâne : öfkeli olarak, öfkeyle
6. esifen : üzüntülü olarak, üzülerek
7. kâle : dedi
8. yâ kavmi : ey kavmim
9. e lem : olmadı mı
10. yaıd-kum : size vaadetti
11. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
12. va’den : vaad
13. hasenen : güzel
14. e fe tâle : buna rağmen (süre) uzun mu
15. aleykum : size
16. el ahdu : ahd
17. em eredtum : yoksa siz istediniz mi
18. en yahılle : inmesi
19. aleykum : sizin üzerinize, size
20. gadabun : gazap
21. min rabbi-kum : Rabbinizden
22. fe : artık, bu sebeple
23. ahleftum : yerine getirmediniz, döndünüz, ihtilâfa düştünüz
24. mev’ıdî : bana verilen vaad, benim vaadim