113

١١٣

وَلَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

(113) ve le kad caehüm rasulüm minhüm fe kezzebuhü fe ehazehümül azabü ve hüm zalimun
gerçekten onlara geldi kendilerinden bir resul hemen onu yalanladılar azap onları yakaladı ve onlar zulüm ederlerken

(113) And there came to them a Messenger from among themselves, but they falsely rejected him so the Wrath seized them even in the midst of their iniquities.

1. ve lekad : ve andolsun
2. câe-hum : onlara geldi
3. resûlun : bir resûl
4. min-hum : onlardan, onların içinden
5. fe kezzebû-hu : fakat onu yalanladılar
6. fe ehaze-hum : bundan sonra, böylece onları yakaladı, aldı
7. el azâbu : azap
8. ve hum zâlimûne : ve onlar zalimler dir


AÇIKLAMA
Allah ibret için bir ülkenin durumunu anlatmaktadır. Bu ülke, halkı düşmandan emin, kendilerini hiçbir korkulu durumun rahatsız etmediği huzur içinde ve bol rızkı rahat, kolay ve geniş bir şekilde diğer beldelerden gelen bir ülke idi.

Ancak bu ülke halkı Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bu nimetleri inkâr ettiler. Allah da onlara açlık ve korku verdi. Güvenlik yerine korku, zenginlik yerine açlık ve fakirlik sevinç yerine elem ve üzüntü geldi. Kötü davranışları sebebiyle hayatın geniş imkânından sonra acılığını tattılar.

Onlara kendi cinslerinden bir peygamber geldi. Bu peygamber onlara kendisinin onlara gönderilen bir elçi ve O’na ibadet etmelerini, O’na itaat etmelerini ve nimetine şükretmelerini tebliğ edici olduğunu bildirdi. Onlar da inançsızlıkları ve inatçılıklarında devam ettiler. Onlar küfürleri ve peygamberleri yalanlamaları sebebiyle zalim oldukları, zulüm yani küfür ve masiyet işledikleri sırada tamamen helak olma azabıyla azaba uğradılar.

Mesel: Belirli bir sıfatla tavsif edilen bir şey var olsun olmasın misale konu olabilir. Bazan da varolan belirli bir şeyle misal verilir.

Ayette geçen karye (ülke, kasaba) farzedilen bir kasaba da olabilir, belirli bir kasaba da olabilir. Bu kasaba Mekke de olabilir, başka bir kasaba da ola bilir.

Müfessirlerin çoğuna göre burada geçen karye (kasaba) Mekke ve Mekke halkıdır. Çünkü Mekke emin, huzur içinde ve istikrarlı bir yer olup çevresinde bulunan kasabalarda insanlar canlarından emin değillerdi. Mekke’ye giren ise emniyet içinde olup korku hissetmiyordu. Mekkeliler Allah’ın nimetlerini inkâr ettiler. Bu nimetlerin en büyüğü Hz. Muhammed (s.a.)’in gönderilmesi nimeti idi. Allah’da onlara refah ve emniyetten sonra şiddetli açlık ve korku tattırdı. Onlar, Rasulullah (s.a.)’a karşı inatçılıkla davranmakta ısrar ettiler. Peygamberimiz (s.a.) de onlara beddua etti: “Allahım Mudar’a baskını arttır. Onlara Hz. Yusuf (a.s.) zamanındaki kıtlık gibi kıtlık ver.” dedi. Mekkelilere her şeyi gideren kıtlık isabet etti. Yağmursuzluk imtihanına yakalandılar. Cifeleri, ölü köpek etlerini, yanmış kemikleri ve hayvanlar tarafından öldürülmüş parçalanmış develerini yemek zorunda kaldılar. Sonra da Bedir’de reisleri öldürüldü.

Razî diyor ki: Akla yakın olan husus bu karyenin (kasabanın) Mekke’den başka bir yer olmasıdır. Çünkü bu Mekke’lilere misal olarak verilmiştir. Mekke’lilere verilecek misal Mekke dışından olur. Yani bu misal her kasaba için -ve özellikle Mekke için- onların benzeri bir akıbete karşı uyarmak için bir ibret vesilesidir. Bu Allah’ın kendilerine nimet ihsan ettiği ve nimetin kendilerini şımarttığı ve bu sebeple küfre düşüp haktan yüzçeviren, Allah’ın da kendilerine azabını indirdiği, her kavim için bir misaldir.

(Âmineten) ifadesi emniyete, güvenlik içinde yaşamaya işarettir. (Mut-meinneten) ifadesi de hava ve iklimin güzelliği sebebiyle sıhhat içinde olmaya işarettir. “Rızkı her yerden bol olarak gelir” ifadesi rızık hususunda yeterli imkâna sahip olduklarına işarettir.

Bu kasaba bu üç sıfatla tavsif edildikten sonra Cenab-ı Hak “Allah’ın nimetlerini inkâr etti.” buyuruyor. En’um nimetin çoğuludur. Bu cem’i kıllettir. Yani o kasaba nimetlerden pek azını inkâr ettiler ve Allah onlara azab etti demektir. Bundan maksat az nankörlük anlatılarak çok nankörlüğün durumu na dikkat çekmektedir. Az nimetlere nankörlük azabı gerektirirse çok nimetlerin azabı gerektirmesi daha evlâ olur.

Bu sıfatlar her ne kadar ülkenin sıfatları olarak verilmiş olsa da gerçekte burada murad edilen bu ülke halkıdır.

Bunun için ayetin sonunda “yaptıklarına karşılık olarak” denilmiştir. Allah buna açlık ve korku elbisesi adını vermiştir. Çünkü bu durum aynen elbise gibi çelimsizlik, yüzün renginin solması ve kötü durum şeklinde üzerlerinde belirmektedir.