115

١١٥

وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه وَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

(115) ve temmet kelimetü rabbike sidkav ve adla la mübeddile li kelimatih ve hüves semiul alim

Rabbinin kelimesi doğruluk ve adaletçe tamamdır o’nun kelimelerini değiştirecek yoktur o işiten bilendir

(115) The word of thy Lord doth find its fulfillment in truth and in justice: none can change his words: for he is the one who heareth and knoweth all.

1. ve temmet : ve tamamlandı
2. kelimetu : kelime, söz
3. rabbi-ke : senin Rabbin
4. sıdkan : doğru olarak, sadakatle
5. ve adlen : ve adaletli olarak, adaletle
6. lâ mubeddile : değiştirecek yoktur
7. li kelimâti-hi : onun sözlerini, kelimelerini
8. ve huve es semîu el alîmu : ve O, en iyi işiten, en iyi bilendir

وَتَمَّتْ tamamlanmıştırكَلِمَةُ kelimeleriرَبِّكَ Rabbininصِدْقًا doğrulukوَعَدْلًا ve adalet bakımındanلَا مُبَدِّلَ değiştirebilecek yokturلِكَلِمَاتِهِ O’nun kelimeleriniوَهُوَ şüphesiz Oالسَّمِيعُ Semî’dirالْعَلِيمُ Alîm’dir


AÇIKLAMA

Yüce Allah peygamberine Allah’tan başkasına ibadet eden, Allah’a ortak koşan müşriklere şöyle demesini emretmektedir: Benim, benimle sizin aranız­da hüküm verecek birisini isteme hakkım yoktur. Çünkü Allah’ın hükmünden daha adaletli bir hüküm olamaz. O’nun sözünden daha doğru bir söz buluna­maz. Size Kur’an-ı Kerim’i, içinde her şeyin hükmü açıklanmış olarak indiren O’dur. İnanç, hukukî hükümler ve adab kabilinden her şey… Ve ben kırk yaşımı aşmış bulunuyorum. Ben şu ana kadar ilim, marifet, geçmiş ve geleceklerin ha­berleri, fesahat ve belagat yönünden ona benzer bir şeyi şu ana kadar ortaya koymuş değildim.

Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Ben bundan önce aranızda bir ömür boyu kaldım.” (Yunus, 10/16). Yani sizin için Allah’tan başka hâkim mi arayacak mışım? Oysa geniş geniş açıklayan, beyan eden, bu Kitab’ı size indirmek suretiyle başka ayet ve mucizeleri istemek külfetine kat­lanmanıza ihtiyaç bırakmamıştır.

Diğer bir ifade ile, sizin benim peygamberliğimin doğruluğuna dair bir de­lil istemenizin faydası yoktur. Ortada benim peygamberliğimin doğruluğunu destekleyen gayet açık iki delil vardır. Bunlar ise mucize oluşuyla Allah’ın ke­lâmı olduğuna delâlet eden eşsiz ve en büyük bir mucize olan Kur’an-ı Kerim ile Tevrat ve İncil’in benim gerçekten Allah’ın rasulü olduğuma, Kur’an-ı Kerim’in de Allah tarafından gelmiş Hak kitap olduğuna delâlet eden buyrukları ihtiva etmeleridir.

Eğer bu müşrikler Kur’an-ı Kerim’in hak oluşunu inkar edip onu yalanla­yacak olurlarsa, gerçek şu ki, Kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar onun Rabbinden indirilmiş hak olduğunu bilirler. Çünkü onların ellerindeki kitaplarında daha önce geçmiş peygamberler vasıtasıyla senin geleceğine dair müjdeler va­rit olmuştur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine Kitap ver­diğimiz kimseler kendi öz çocuklarını tanıdıkları gibi onu tanırlar. Bununla birlikte şüphesiz onlardan bir kesim bilip durdukları halde hakkı gizlemekte­dirler.” (Bakara, 2/146).

O halde ey Muhammed, sakın tereddüt eden ve şüpheye düşenlerden olmayasın! Bu ise ya galeyana ve heyecana getirme üslûbu ile ya da ta’riz yoluy­la kullanılmış bir ifadedir. Yüce Allah’ın, “Sakın müşriklerden olmayasın…” (Yunus, 10/105) buyruğu ile “Eğer sana indirdiğimizden yana şüphe içerisinde isen, haydi senden önce Kitab’ı okuyanlara sor. Andolsun sana, hak, Rabbinden gelmiştir. O halde sakın şüphe edenlerden olmayasın.” (Yunus, 10/94) buyruk­larında olduğu gibi.

Buradaki yasak, Peygamber (s.a.)’in şüphe ettiği anlamına gelmez. Çünkü ifade şart kipindedir. Şart ise böyle bir şeyin meydana gelmesini gerektirme­mektedir. O bakımdan Resulullah (s.a.), “Ne şüphe ederim, ne de sorarım” bu­yurmuştur.

Allah’ın sözü olan Kur’an-ı Kerim, tamam ve eksizdir. Ona başka bir şey eklemeye ihtiyacı yoktur. İ’cazı ve kapsamı ile o artık tam ve yeterlidir. O ba­kımdan Kur’an-ı Kerim ne söylerse doğru söyler, ne hükmederse adaletle hük­meder. Gayba dair verdiği haberleri doğrudur, istekleri adildir. Her neyi haber verdiyse tartışmasız ve şüphesiz olarak gerçeğin kendisidir. Neyi emretmiş ise adaletin kendisidir ve onun dışında adalet olamaz. Neyi yasaklamışsa, o şey batıldır. Kur’an-ı Kerim ancak hayır olanı emreder, ancak kötülük ve fesat ola­nı yasaklar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlara iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklar.” (A’râf, 7/157).

Kur’an-ı Kerim’de yer alan bütün emir, yasak, tehdit, kıssa ve haberlerden hiç bir şey değişmez. Allah’ın sözünde değişiklik olmaz. Yüce Allah’ın hükmüne kimse karşı çıkamaz, kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Dünyada da ahirette de bu böyledir. O, kullarının sözlerini işitendir. Onların davranışlarını, konumlarını çok iyi bilendir. Her kişiye amelinin karşılığını verendir.

Advertisements