12

١٢

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِه اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَاءِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَا اِلى ضُرٍّ مَسَّهُ كَذلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(12) ve iza messel insaned durru deana li cenbihi ev kaiden ev kaima felemma keşefna anhü durrahu merra keel lem yed’una ila durrim messeh kezalike züyyine lil müsrifine ma kanu ya’melun

insana bir zarar dokunduğu zaman bize dua eder yan yatarken yahut otururken yahut ayaktayken zamanla üzerinden kaldırdığımızda ondan zararı dua etmemiş gibi geçer gider ona dokunan zarardan dolayı böylece süsleriz israf edenlere yaptıkları amelleri

(12) When trouble toucheth a man, he crieth unto us (in all postures) lying down on his side, or sitting, or standing. But when we have solved his trouble, he passeth on his way as if he had never cried to us for a trouble that touched him thus do the deeds of transgressors seem fair in their eyes!

1. ve izâ messe : ve dokunduğu, isabet ettiği zaman
2. el insâne : insana
3. ed durru : zarar, ziyan
4. deâ-nâ : bize dua etti
5. li cenbi-hî : yan üstü yatarken
6. ev kâiden : veya otururken
7. ev kâimen : veya ayakta iken
8. fe lemmâ : fakat ….. olduğu zaman
9. keşef-nâ : biz giderdik, kaldırdık, açtık
10. an-hu : ondan
11. durre-hu : onun zararını, sıkıntısını
12. merre : döndü
13. ke : gibi
14. en lem yed’u-nâ : bize dua etmedi (dua etmemek)
15. ilâ durrin : zararına, ziyanına
16. messe-hu : ona isabet etti, dokundu
17. kezâlike : işte böylece
18. zuyyine : süslendi, güzel gösterildi
19. li el musrifîne : haddi aşanlar için, müsrifler için
20. mâ kânû : oldukları şey(ler)
21. ya’melûne : yapıyorlar, yaparlar


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs ve Mukâtil bu âyet-i kerimenin Ebu Huzeyfe Hâşim İbnu’l-Muğîra ibn Abdullah el-Mahzûmî hakkında nazil olduğunu söylerler.
Ata ise Utbe ibn Rabîa ve el-Velîd ibnu’l-Muğîra hakkında nazil olduğunu söylemiştir


AÇIKLAMA

Acelecilik insanın tabiatında vardır. İnsan daima hayırda acele eder; çün­kü hayrı sevmektedir. Kızgınlık anında, ahmaklık yaptığı ve canı sıkıldığı za­man, serde acele eder.

Allah insanların hayrı acele olarak istedikleri gibi şerri istemek şeklindeki dualarını kabul etmekte acele davransaydı hepsi ölür helak olurlardı.

Bunun misali Mekke müşriklerinin üzerlerine acele olarak azap gelmesini istemeleridir: “Kâfirler senden iyilikten önce kötülüğün gelmesini isterler. Hal­buki kendilerinden önce nice felâket misalleri geçmiştir.” (Ra’d, 13/6).

‘Yine bir zaman onlar “Allahım! Eğer bu (Kur’an) senin tarafından indiril­miş hak kitapsa bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap ver” demişlerdi.” (Enfal, 8/32).

Allah bu ayette azabı “şer” olarak adlandırdı. Çünkü azap cezalandırılan kimseye bir eziyettir ve neticede hoşlanılmayan bir durumdur.

Bir başka ayette ise azaba “seyyie: kötülük” adı verildi. “Onlar senden… kötülüğün gelmesini isterler. Kötülüğün cezası aynı şekilde kötülüktür.” (Şûra, 42/40).

Ancak Cenab-ı Hak hilmi ve kullarına lütufla davranması sebebiyle onla­rın bu isteklerini kabul etmez. Onlara mühlet vererek istidrac kabilinden onla­rı bırakır. Eğer kabul etse işleri biter, helak olurlardı. Tıpkı peygamberleri ya­lanlayanların helak oldukları gibi. Bazan da, kendilerine verilen mühlet esna­sında onlardan bazıları iman etmektedir.

Küfürde inatla davrananları Allah bu dünyada öldürmekle cezalandır­maktadır: “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onlara azap etsin. Onları re­zil, rüsvay etsin. Onlara karşı size zafer versin.” (Tevbe, 9/14).

Ama diğer kâfirlerin azabını ise kıyamet gününe bırakıyoruz: “Bizimle karşılaşmayı ummayanları azgınlıklarında bırakırız da bocalayıp dururlar.” Yani bizimle karşılaşmayı beklemeyenleri içinde bulundukları küfür ve yalan­lama azgınlığında bırakırız da şaşkın şaşkın dolaşırlar. Rasulullah (s.a.)’a değer verdiğimiz için onlara dünyada tamamen yok edilmeleri gibi bir azap ver­miyoruz. Onlara mühlet veriyoruz, kendileri lehine kullanacakları hiçbir delil kalmasın diye, azgınlıklarına rağmen onlara bol bol nimetler veriyoruz.

Yine Allah’ın kullarına olan rahmetinin gereği olarak kendileri, mallanrı ve çocukları aleyhine bir kötülük gelmesi için kızgınlık ve can sıkıntısı durumun­da bedduada bulunanların bu beddualarını Cenab-ı Hak kabul etmemektedir. Çünkü Cenab-ı Hak onların kötülük kast ederek beddua etmediklerini gayet iyi bilmektedir.

Ebu Davud ve Ebu Bekir, el-Bezzar’ın Müsned’inde Cabir (r.a.)’den rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyuruyor: “Kendinize beddua etmeyin. Çocuklarınıza beddua etmeyin. Mallarınıza beddua etmeyin. Bedduanız Allah tarafından bir kabul saatine denk gelir de bedduanız kabul edilir.”

Yine Peygamberimiz (s.a.) buyuruyor ki: “Ben sevgilinin sevgili aleyhine yaptığı bedduayı kabul etmemesini Allah’tan niyaz ettim.”

İnsan aceleci, çabuk daralan ve endişeye düşen bir varlık olmasından do­layı başına bi zorluk, bir acı, hastalık, fakirlik veya tehlikeli bir durum geldiği zaman bu sıkıntının gitmesi ve kaldırılması için ayakta, oturarak hatta yata­rak her durumda Rabbine ısrarla yalvarır. “Oturarak” vb. gibi durumların tek­rarı kulun duayı her durumda yaptığı içindir.

Allah bu zorluğunu kaldırıp sıkıntısını giderince de kul yüz çevirir, yan dö­ner, sanki onda daha önce böyle bir şey yokmuş gibi gider, Rabbinden gafil ol­ma ve O’nu inkâr etme yoluna devam eder. Sanki hiç dua etmemiş, Allah da onun sıkıntısını kaldırmamış gibi hareket eder. Bu durum bir ayet-i kerimede şöyle anlatıyor: “Başına bir kötülük gelince de uzun uzun yalvarır.” (Fussilet, 41/51).

Bundan sonra Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “İşte böylece haddi aşanların yaptıkları kendilerine güzel gösterilir.” (Yunus, 10/12).

Yani zorluk vaktinde Allah’a iltica edip rahat zamanda O’nu terk etmek şeklindeki bu çirkin davranış içinde bulunan ve Mekke tağutları olan müşrik­lere, yaptıkları şirk amelleri, Kur’an ve ibadetlerden yüz çevirmeleri, nefsanî şehvetlere uymaları güzel gösterilmiştir.

“İnsana bir zorluk geldiği zaman” ayetindeki insan kâfirdir. Çünkü anlatı­lan bu davranış kesinlikle müslümana yakışan bir davranış tarzı değildir.

“Sağ tarafına yatarken, otururken veya ayakta iken bize yalvarıp durur.” Bununla bütün durumlarda dua yaptığı ifade edilmektedir.

“Haddi aşanların yaptıkları kendilerine güzel gösterilmiştir.” Burada bu durumu onlara güzel gösteren ya şeytandır veya nefistir, yahut Allah Tealâ’dır.

Bu ayette kâfir için nefsi ve malı hakkında “müsrif (haddi aşan) ifadesi kullanıldı. Çünkü kişi nefsini putların kölesi yapmış, malını da faydası olma­dan yerlerde sarf etmiştir.

Daha doğru olan görüşe göre -Kurtubî’nin dediği gibi- bu ayet kâfiri de başkalarını da içine almaktadır. Bu durum tevhid ehlinden olan pek çok kişi­nin de sıfatıdır. Kendisine bir iyilik veya afiyet verildiği zaman sıkıntı halinde­ki durumunu unutur daha önceki günahlarına devam eder

Advertisements