180

١٨٠

كُتِبَ عَلَيْكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ اِنْ تَرَكَ خَيْرًا اَلْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقينَ

(180) kütibe aleyküm iza hadara ehadekümül mevtü in terake hayra elvasiyyetü lil valideyni vel akrabine bil ma’rufi hakkan alel müttekiyn

Sizin üzerinize yazıldı hazırlık zamanı sizden biriniz öldüğünde eğer bir hayır bırakacaksa vasiyet etsin ana babası için ve akrabasına güzel bir şekilde bir Hakdır muttakiler üzerine

(180) It is prescribed, when death approaches any of you, if he leave any goods, that he make a bequest to parents and next of kin, according to reasonable usage this is due from the God-fearing.

1. kutibe : yazıldı, farz kılındı
2. aleykum : sizin üzerinize, size
3. izâ hadara : hazır olduğu zaman, geldiği zaman
4. ehade-kum(u) : sizden biriniz
5. el mevtu : ölüm
6. in tereke : eğer bırakırsa
7. hayran : bir hayır (mal v.s)
8. el vasiyyetu : vasiyet (etmek)
9. li el vâlideyni : anne-babaya
10. ve el akrabîne : ve akrabalar, yakınlar
11. bi el ma’rûfi : marufla, örf ve adete uygun olarak
12. hakkan : bir hakk olarak
13. alâ el muttekîne : takva sahiplerinin üzerine

كُتِبَyazıldıعَلَيْكُمْsizeإِذَا حَضَرَgelip çattığı zaman أَحَدَكُمْsizden birineالْمَوْتُölümإِنْeğerتَرَكَbırakacaksaخَيْرًاbir hayırالْوَصِيَّةُvasiyet etmekلِلْوَالِدَيْنِanaya, babaya وَالْأَقْرَبِينَve akRabalara بِالْمَعْرُوفِörfe uygun bir şekilde حَقًّاbir hak olarakعَلَى الْمُتَّقِينَmuttakiler üzerine


SEBEB-İ NÜZUL

Kur’ân-ı Kerim’de vasıyyet üç âyette geçmektedir. Bu Bagarah âyeti, Nisa, 4/12 âyeti ve Mâide, 5/106 âyeti. Bunlardan bu Bagarah süresindeki âyet-i keri­me ferâiz ve miras âyetlerinden önce nazil olmuştur ve vasıyet hakkındaki üç âyetin en kapsamlı olanıdır.

Bazı âlimler ana-babaya ve yakın akrabaya vasıyetin mensuh olduğunu söylemekteseler de bir kavle göre de bu âyet-i kerime küfürleri (kâfir olmaları) sebebiyle vâris olamayan ana-baba ve yakın akrabalar hakkında nazil olmuştur. Zira özellikle İslâm’ın ilk yıllarında öyle oluyordu ki kişi müslüman olurken anası babası veya yakını, kendisine vâris olabilecek bir akrabası İslâm’a girmi­yor, kâfir olarak kalıyordu. Din ayrılığı aralarındaki verasete engel olurken âyet işte bunlara bir çeşit akrabalık hakkını muhafaza etmek üzere vasiyette bulunulabileceğini bildirmektedir.

Advertisements