2

٢

يَهْدى اِلَى الرُّشْدِ فَامَنَّا بِه وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَا اَحَدًا

(2) yehdiy ilerruşdi feamenna bihi ve len nuşrike birabbina ehaden
(O), doğruya götürüyor biz de ona hemen iman ettik asla şerik koşmayacağız Rabbimize kimseyi

(2) It gives guidance to the Right, and we have believed therein: We shall not join (in worship) any (gods) with our Lord.

1. yehdî : ulaştırır
2. ilâ er ruşdi : irşada
3. fe âmennâ : artık biz îmân ettik
4. bi-hî : ona
5. ve len nuşrike : ve asla ortak koşmayız
6. bi rabbi-nâ : Rabbimize
7. ehaden : birisi, bir kimse

يَهْدِي götürüyorإِلَى الرُّشْدِdoğruyaفَآمَنَّا بِهِbu yüzden ona iman ettikوَلَنْ نُشْرِكَbundan böyle şirk koşmayacağızبِرَبِّنَاRabbimizeأَحَدًا hiçbir kimseyi


SEBEB-İ NÜZUL

a) Buhârî ve Müslim’in kendi isnadlarıyla İbn Abbâs’tan rivayetle tahric et­tikleri bir haberde o şöyle anlatır: Allah’ın Rasûlü (sa), cinlere Kur’ân okuma­mış ve onları da görmemiştir. (Bir gün) Rasûlullah (sa) ashabı ile birlikte Ukkâz panayırına doğru gidiyordu. (Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilme­siyle) şeytanlarla sema haberleri arasına engel konulmuş, üzerlerine ateş parça­ları gönderilmiş ve şeytanlar sema haberlerine ulaşamaz olmuşlar da kavimleri­ne dönmüşlerdi. Kavimleri onlara: “Haliniz nedir, neden geri döndünüz?” diye sorduklarında “Sema haberleri ile aramıza engel konuldu ve üzerimize ateş par­çaları gönderildi.” dediler. Kavimleri: “Bu, mutlaka yeni meydana gelen bir ha­dise üzerinedir. Yeryüzünün doğularını ve batılarını dolaşıp araştırın ve bakın bakalım bu sema haberleri ile aramıza engel olan şey neymiş?” dediler. Onlar da yeryüzünün doğularını ve batılarını dolaşıp araştırmaya başladılar. Bunlardan bir grup da Tihâme taraflarına geldiler. O sırada Hz. Peygamber (sa) Ukkâz pa­nayırına giderken Nahle’de ashabına sabah namazını kıldırmakta imiş. Efendi­miz (sa)’in (namazda) okumakta olduğu Kur’ân’ı duyunca onu dinlemişler ve: “İşte sema haberleri ile aramıza giren engel bu.” diyerek kavimlerine geri dön­müşler ve: “De ki: “Bana şu hakikat vahyolunmuştur ki cinlerden bir zümre be­nim Kur’ân okuyuşumu dinlemiş ve şöyle demişlerdir: Biz, gerçekten hayranlık veren bir Kur’ân dinledik ki o, hakka ve doğruya götürüyor. Bundan dolayı biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi asla ortak koşmayacağız.” demişler. İşte bunun üzerine Allah Tealâ peygamberi Muhammed’e (bunu haber vermek üzere): “De ki: “Bana şu hakikat vahyolunmuştur ki cinlerden bir zümre benim Kur’ân okuyuşumu dinlemiş…” âyetini indirmiştir.

İbnu’l-Cevzî’nin Safvetu’s-Sufût’ta kendi senediyle Sehl ibn Abdullah’tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Ad ülkesinin bir köşesindeydim. Birden taşlara oyulmuş bir şehir gördüm. Ortasında da taştan bir saray vardı ve cinler oraya sığınmışlardı. Oraya girdim. Karşıma iri bir ihtiyar çıktı. Ka’be’ye doğru namaz kılıyordu. Üzerinde yünden bir cübbe vardı. O kadar güzel ve yeni bir cübbe idi ki ihtiyarın iriliğine cübbesinin yeniliğine şaştığım kadar şaşmamışımdır. Selâm verdim, selâmımı aldı ve: “Ey Sehl, bedenler elbiseleri eskitmez. Elbiseleri eskiten günahların kokusu ve haram yiyeceklerdir. Bu üzerimde gördüğün cübbe yediyüz senedir üzerimdedir. Bu cübbe üzerimdeyken İsa’ya ve Muhammed’e kavuştum ve ikisine de iman ettim.” dedi. Ben: “Sen kimsin?” diye sordum; “Haklarında “De ki: Bana şu hakikat vahyolunmuştur ki cinlerden bir zümre benim Kur’ân okuyuşumu dinlemiş…” âyet-i kerimesinin nazil olduğu kimselerdenim.” diye cevap verdi.

b) Ancak Hz. Peygamber (sa)’in “Jinn Gecesi” cinlere Kur’ân okuduğu, onların da iman ederek kavimlerine döndüğü ve bunun üzerine bu âyet-i kerimelerin indiği mealinde Abdullah ibn Mes’ûd’dan gelen sahih rivayetler de vardır. Şimdi bunları verelim:

Müslim’in Muhammed ibnu’l-Müsennâ kanalıyla Amir’den rivayetinde o şöyle diyor: Alkame’ye sordum: “İbn Mes’ûd, cinn gecesinde Hz. Peygamber (sa)’le birlikte miydi?” Alkame der ki: Ben de İbn Mes’ûd’a: “Jinn gecesi sizden herhangi biri Rasûlullah ile birlikte miydi?” diye sormuştum, hayır deyip şöyle devam etti: “Fakat bir gece Rasûlullah (sa) ile birlikteydik. Onu kaybettik; vadilerde ve keçiyollarında onu arayıp durduk. Bulamayınca da: “Ya cinler kaçırdı, ya da ani bir baskınla öldürüldü.” dedik ve o güne kadar geçirdiğimiz en kötü geceyi bu endişelerle geçirdik. Sabah olunca baktık ki O Hıra tarafından geliyor. Biz: “Ey Allah’ın elçisi, seni kaybettik, aradık ve seni bulamayınca en kötü gecemizi geçirdik.” dedik. “Bana cinlerin davetçisi geldi, beni çağırdılar. Ben de onunla beraber gittim ve onlara Kur’ân okudum.” buyurdu. Bizi götürüp izlerini ve ateşlerinin izlerini gösterdi. Ondan yiyecek (gıda) istemişler de: “Üzerine Allah’ın ismi anılmış olan ve elde edebileceğiniz her kemik size etten daha bol olarak gıdadır. Her hayvan pisliği de sizin hayvanlarınızın gıdasıdır.” buyurmuş. Rasûlullah buyurmuş ki: “Bu ikisi (Kemik ve hayvan pisliği) ile istinca etmeyiniz, çünkü o ikisi kardeşleriniz (cinler)in yiyeceğidir. Bu hadise hicretten üç sene önce meydana geldiğine göre Sûrenin nüzulü de o zamandadır