59

٥٩

وَلَوْ اَنَّهُمْ رَضُوا مَا اتيهُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّهُ سَيُؤْتينَا اللّهُ مِنْ فَضْلِه وَرَسُولُهُ اِنَّا اِلَىاللّهِ رَاغِبُونَ

(59) ve lev ennehüm radu ma atahümüllahü ve rasulühu ve kalu hasbünallahü se yü’tinellahü min fadlihi ye rasulühu inna ilallahi rağibun

eğer onlar Allah ve o’nun resülünün onlara verdiğine razı olsalardı ve deselerdi ki Allah bize yeter eğer onlar Allah ve resülü de bize ilerde fazlından verir şüphesiz biz Allah’a rağbet edenleriz

(59) If only they had been content with what Allah and His Messenger gave them, and had said, “Sufficient unto us is Allah! Allah and His Messenger will soon give us of His Bounty: to Allah do we turn our hopes (that would have been the right course).

1. ve lev : ve eğer
2. enne-hum : gerçekten onların … olması (muhakkak ki onlar)
3. radû : razı oldular
4. mâ âtâ-hum allâhu : Allah’ın onlara verdiği şey
5. ve resûlu-hu : ve onun resûlünün
6. ve kâlû : ve dediler
7. hasbu-nâ allâhu : Allah bize yeter, kâfidir
8. se yu’ti-nâ allâhu : Allah bize verecek
9. min fadli-hî : fazlından
10. ve resûlu-hû : ve onun resûlü
11. innâ : muhakkak biz
12. ilâ allâhi : Allah’a
13. râgıbûne : rağbet edenler


SEBEB-İ NÜZUL

l. Ebu Saîd el-Hudrî’den rivayette o şöyle anlatıyor: Allah’ın Rasûlü (sa) ganimetleri taksim ederken Temîmli Zu’1-Huvaysıra (veya Ebu’l-Havasir) deni­len Hurkûs ibn Zuheyr geldi ve: “Ey Allah’ın elçisi bizim hakkımızda (bize ganimet bölüştürmede) adaletli ol.” dedi. Rasûlullah (sa): “Yazıklar olsun sana, ben adaletli değilsem benden başka kim adaletli olabilir?!” buyurdu ve bu âyet-i kerime nazil oldu. Bu Hurkûs, daha sonra çıkan Haricîlerin başı (aslı) olmuştur. Bu haber Buhârî tarafından da tahric edilmiştir.

Hadise, bu âyet-i kerimenin nüzulüne sebep olduğu kaydı olmaksızın Buhârî’de Ebu Saîd el-Hudrî’den rivayetle şöyle tahric olunmuştur: Biz, Rasûlullah (sa)’ın yanındaydık. O, ganimetleri (veya kendisine getirilen zekât mallarını) taksim ediyordu. Temîm oğullarından birisi olan Zu’l-Huvaysıra geldi ve: “Ey Allah’ın elçisi, adaletli ol.” dedi. Hz. Peygamber (sa): “Yazık sana. Ben adaletli değilsem, başka kim adaletli olabilir ki? Eğer ben adaletli davranmamışsam sen hepten kaybettin, hüsrana uğradın demektir.” buyurdu. Ömer: “Ey Allah’ın elçisi,, izin ver şunun boynunu vurayım.” dedi. Efendimiz (sa): “Bırak onu. Onun öyle arkadaşları var ki sizden birisi onunla birlikte kıldığı namazını, onunla birlikte tuttuğu orucunu hakir görür, onlar Kur’ân okurlar ama Kur’an onların  boğazlarından aşağı geçmez, okun yaydan çıktığı gibi dinden Çıkarlar…” buyurdular. Hadise Müslim’de de Câbir ibn Abdullah’tan Huneyn dönüşü Cirâne’de Hz. Peygamber ganimetleri dağıtırken ayrıntılarıyla ve fakat Zu’l-Huvaysıra’nin adı verilmeksizin tahric olunmuştur.

Buhârî ve Müsned’de Ebu Saîd el-Hudrî’den gelen başka bir rivayet biraz daha ayrıntılı ve bu münafığın ismi Abdullah ibn Zi’l Huvaysıra olarak zikredi­liyor. Şöyle ki: Rasûlullah (sa) ganimeti taksim ederken İbn Zi’l-Huvaysıra et-Temîmî geldi ve: “Ey Allah’ın elçisi adaletli ol.” dedi. Hz. Peygamber (sa): “Yazık sana, ben adaletli değilsem başka kim adaletli olabilir ki?” buyurdu. Ömer ibnu’l-Hattâb: “Ey Allah’ın elçisi, bana izin ver şunun boynunu vurayım.” dedi, Hz. Peygamber (sa): “Bırak onu; onun öyle arkadaşları var ki sizden birisi onunla beraber kıldığı namazını, onunla beraber tuttuğu orucunu hakir görür. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar: Okun demirine bakarlar bir şey yok, okun sapına bakarlar bir şey yok, okun tüyüne bakarlar bir şey yok; yani ok hedefe isabet etmemiş. Onlardan siyah (zenci) bir adam (çıkacak ki) iki elinden (veya iki memesinden) biri kadın memesi (ya da lop et) gibi hop hop eder. İn­sanların fitnesi zamanında (ya da insanlar ayrılığa düştükleri bir zamanda) çıka­caklar.” buyurdular. İşte onun hakkında “İçlerinden kimi de sadakalar hakkında sana dil uzatırlar…” âyet-i kerimesi nazil oldu. Ebu Saîd el-Hudrî der ki: Şehadet ederim ki bunu Rasûlullah (sa)’tan işittim ve yine şehadet ederim ki Ali onu öldürdüğünde ben de onunla birlikte idim, onu getirdiler; tam tamına Rasullah (sa)’in onu tarif ettiği Vasfı üzere idi.

İbn Mes’ûd’dan gelen rivayette ise Hurkûs’un, Hz. Peygamber (sa)’in gı­yabında: “Bu taksimle Allah’ın rızası gözetilmem iştir.” dediği, bunu duyan İbn Mes’ûd’un gelip Hz. Peygamber (sa)’e haber vermesiyle Efendimiz (sa)’in: “Allah Musa’ya rahmet eylesin; ona bundan daha fazla eziyet edilmişti de sabretmişti.” buyurduğu ve bunun üzerine bu âyet-i kerimenin nazil olduğu belir­tilmiştir.

2. Kelbî’den, bu âyet-i kerimenin, Hz. Peygamber (sa)’i kastederek: “Arka­daşınızı görmez misiniz? verdiğiniz zekâtları koyun çobanlarına dağıtıyor ve bunun adaletli olduğunu sanıyor.” diyen münafık Ebu’l-Cuvâz hakkında nazil olduğuna dair bir rivayet daha varsa da meşhur olan Zu’l-Huveysıra Hurkûs ibn Zuheyr hakkında nazil olduğudur


AÇIKLAMA

Allahü Teâlâ, münafıkların korku ve telaşlarından dolayı, Allah’a yemin ettiklerini, biz de sizdeniz dediklerini, oysa aslında öyle olmadıklarını, şek ve nifak içinde olduklarını, korktukları için yemin ettiklerini haber veriyor. Onlar öldürülme korkusuyla yeminler ettiler, nifaklarını gizleyip mümin olduklarını açıkladılar. Şu ayet de aynı manadadır: “Onlar müminlerle karşılaştıkları za­man: “iman ettik” derler. Ama şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında: “Muhakkak biz sizinle beraberiz. Ancak alay edicileriz” (Bakara, 2/14).

Onlar korkularından sizden kaçmak ve uzak yaşamak istiyorlar. Sığınıp kendilerini emniyette hissedebilecekleri bir sığınak bulsalar, oraya kaçarlar ve sizden ayrılırlar.

Dağlarda bir mağara, yahut yer altında kuyu, kanal gibi girilecek bir yer bulsalar, bunlar kötü yerler de olsa, çok hızlı bir şekilde oralara giderler. Çün­kü onlar, sizinle, sevgi içinde isteyerek yaşamazlar. Onun için hep gam, keder ve hüzün içindedirler. Çünkü İslâm ve müslümanlar ilerlemede, yücelmede, iz­zet ve zaferde. Bütün bunlar, onları üzer.

Ey Muhammed! Münafıklardan bazıları sadakalar -ganimetler-, yahut zenginlerden sadaka alma -farz olan zekât malları- hususunda seni eleştirirler. Eleştirenlerin, Peygamber (s.a.)’in İslâm’a ısındırmak için sadaka verdiği müellefe-i kulub olduğu söylendiği gibi, Haricîlerin lideri İbn Zi’l-Huvaysıra oldu­ğu da söylenmiştir. Nitekim o, Resulullah (s.a.)’in Huneyn ganimetlerini tak­sim ettiği bir sırada gelmiş: “Adaletli ol ya Resulullah!” demişti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.) da ona: “Yazıklar olsun sana. Ben adil olmazsam, kim olur?!” demişti. Peygambere ta’n edenin münafıklardan Ebû’l-Cevvad olduğu da söy­lenmiştir. Nitekim o, şöyle demişti: “Arkadaşınızı görmüyor musunuz? Size ve­receği sadakaları, adil olduğunu zannederek, koyun çobanlarına dağıtıyor.” Bu­nun üzerine Resulullah (s.a.): “Hey be adam! Musa çoban değil miydi, Davud çoban değil miydi?” dedi. Ebu’l-Cevvat gidince, Resulullah (s.a.): “Bu adamdan ve arkadaşlarından sakının, çünkü onlar münafık” buyurdu.

Sonra Allahü Teâlâ, onların hoşnutluklarının ve kızgınlıklarının din için değil, kendileri için olduğunu belirtiyor. Çünkü Resulullah (s.a.), o günkü Mekkelilere çok ganimet vererek, kalplerini kazanmak istemiş, münafıklar da bun­dan rahatsız olmuşlardı. Nitekim Cenab-ı Hak: “Eğer kendilerine onlardan ve­rilirse hoşnut olurlar. Kendilerine pay verilmezse hemen kızarlar” buyuruyor. Yani onlara zekâttan, yahut ganimetlerden haksız da olsa verilse, memnun olurlar. Kendilerine verilmezse, verilmeyi hak etmeseler bile, sana kızgınlıkla gelirler. Onlar genelin yararına değil, kendileri ve kendi menfaatları için kızar­lar. Onların eleştirisi masumane değil, özel bir amaç içindir.

Onlar Hz. Peygamber(s.a.)’in kendilerine verdiği ganimetlerden hoşnut ol­salar ve nasiplerini alıp az da olsa memnun kalsalar, “Allah’ın fazlı ve lütfü bi­ze yeter, elimize geçen bize kafi, Allah bizi başka ganimetlerle rızıklandırır, Resulullah (s.a.) bize bugün verdiğinden daha çoğunu verir, biz başkasından değil, Allah’ın fazlından isteriz” deselerdi daha iyi olurdu.

Bu ayet, büyük bir edebi de içine almaktadır. Şöyle ki: O, Allah ve Rasülünün verdiğine razı olmayı, sadece Allah’a tevekkül etmeyi öğretiyor: “Biz ancak Allah’tan umarız, deselerdi…”

Maksat, Allah’ın nimetine, Peygamberin taksimine razı olmalarını öğret­mektir. Çünkü peygamber, adaletli davranır. İslâm’ın ve müslümanların yara­rına olanı yapar. Mümine düşen Allah’ın kendisine taksim ettiğine razı olmak, ondan fazlasına tama etmemektir.