4

٤

اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَميعًا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعيدُهُ لِيَجْزِىَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِ وَالَّذينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَميمٍ وَعَذَابٌ اَليمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ

(4) ileyhi merciuküm cemia va’dellahi hakka innehu yebdeül halka sümme yüiydühu li yecziyel lezine amenu ve amilus salihati bil kist vellezine keferu lehüm şerabüm min hamimiv ve azabün elimüm bima kanu yekfürun

hepinizin dönüşü o’nadır Allah’ın vaadi haktır şüphesiz o halkı ilk önce yaratan sonra onu eski haline döndürecektir mükafatlandırmak için iman edip salih amel işleyenleri adaletle (iş yapanları) kafirleri ise onlara kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap (vardır) küfürleri sebebiyle

(4) To him will de your return of all of you. The promise of Allah is true and sour. It is He Who beginneth the process of creation, and repeateth it, that he may reward with justice those believe and work righteousness but those who reject him will have draughts of boiling fluids, and a penalty grievous, Because they did reject him.

1. ileyhi : ona
2. merciu-kum : sizin dönüşünüz (dönüş yeriniz)
3. cemîan : hepsi, topluca, toptan
4. va’dallâhi (va’de allâhi) : Allah’ın vaadi
5. hakkan : haktır, gerçektir
6. innehu : muhakkak ki o
7. yebdeu el halka : ilk olarak (örneksiz) yaratmaya başlar
8. summe : sonra
9. yuîdu-hu : ona döndürülür, iade olunur
10. li yecziye : ödemek için, mükâfatını vermek için
11. ellezîne âmenû : âmenû olan (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen) kimseler
12. ve amilû es sâlihâti : ve nefsi tezkiye edici ameller, salih ameller yapanlar
13. bi el kıstı : adalet ile
14. ve ellezîne keferû : ve inkâr eden kimseler
15. lehum : onlar için
16. şerâbun : bir içki, içecek bir şey
17. min hamîmin : kaynar sudan
18. ve azâbun elîmun : ve acı azap
19. bimâ : şey sebebiyle, dolayısıyla
20. kânû yekfurûne : inkâr etmiş oldular, küfretmiş oldular


AÇIKLAMA

Cenab-ı Hak bundan önceki ayette varlığını, sadece kendisine ibadet edil­mesini gerektiren birliğini ispat etmişti. Burada ise bir başka önemli hususu, öldükten sonra dirilme ve amellere karşılık verilmesini ispat etmektedir.

Allah Tealâ haber veriyor ki kıyamet günü ölümden sonra mahlûkatın dö­nüşü sadece O’nadır. Sizden hiç kimseyi kesinlikle geri bırakmayacaktır. Bu Allah’ın geri dönüşü olmayan gerçek ve değişmez bir vaadidir.

Bundan sonra Cenab-ı Hak mahlûkatı ilk anda nasıl yoktan var edip yarattıysa aynı şekilde ikinci defa da onları ölümden sonra diriltecektir. Diriltme ilk yaratmadan daha basittir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Sizi ilk defa yoktan var eden de, ölümden sonra tekrar diriltecek olan da O’dur. Dirilt­me O’na daha basittir.” (Rum, 30/27).

İnsanın dünyaya gelişi bütün açıklığıyla gözler önündedir. Ancak insanlık şu ana kadar insanın yaratılışının ilk safhasını ve maddede hareketi meydana getiren gizli kuvveti idrak edebilmiş değildir.

Tekrar dirilmeye gelince: Bilginler dünyanın bir gün harap olacağını bekli­yorlar. Fakat bir kısmı öldükten sonra dirilmeyi ve amellere karşılık verileceği­ni inkâr ediyorlar. Kur’an böylelerine karşı, insanı ilk defa yoktan var etmeye kadir olanın öldükten ve cismi çürüdükten sonra ikinci defa hayat vermeye de kadir olacağı şeklindeki delilini ortaya koymaktadır.

Tekrar yaratılmanın amacı mahlûkatın hesabının adil bir şekilde görülmesidir. “İman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için..” (Yunus, 4). Yani Allah’a, peygamberlerine ve kendilerine indirilen kitaplara iman eden, salih ve güzel ameller işleyen müminleri, tam bir adaletle ve hak ettikleri mükemmel bir karşılık verilerek mükâfatlandırmak için tekrar diriltecektir. Her çalışana hak ettiği sevap verilecektir.

“Biz kıyamet günü adalet terazileri kuracağız. Hiç bir kimseye hiç bir şekil­de haksızlık yapılmayacaktır. (İşlenen) amel bir hardal tanesi kadar da olsa, biz onu ortaya koyarız. Hesabı gören olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 21/47).

Adalet iyi amel işleyenlerin ecrinin kat kat verilmesine ve bu şekilde lütufta bulunulmasına engel değildir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Böylece Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verir ve lütfuyla da artırır. Şüp­hesiz o çok affeden ve şükrün karşılığını bol verendir.” (Fatır, 35/30) Yine Ce­nab-ı Hak buyuruyor ki: “İyilik edenlere en güzel mükâfat ve daha fazlası var­dır. ” (Yunus, 10/26) En güzel mükâfat amellerin tam karşılığı, daha fazlası ise Allah’ın bir lütfü ve ihsanıdır.

Allah’ı, peygamberlerini ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlere, ken­dilerini uyaracak ve müjdeleyecek bir insana vahyedilmesini yadırgayanlara ise karşılık olarak bağırsakları parçalayan, mideyi kavuran son derece sıcak içecek verilecektir. Onların bu içecekleri ne kötü bir içecektir! Yine onlara kıya­met günü küfürleri sebebiyle zehirler, kaynar sular ve alevlerin gölgesi gibi acıklı, can yakıcı ve şiddetli azaplar vardır.

“İşte kaynar su ve irin. Tatsınlar onu. Buna benzer çeşit çeşit azaplar…” (Sad, 38/57-58).

“İşte bu, mücrimlerin yalanladıkları cehennemdir. O mücrimler cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar.” (Rahman, 55/43-44).

Advertisements