36

٣٦

فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلى حينٍ

(36) Fe ezellehümeş şeytanü anha fe ahracehüma mimma kana fih ve kulnehbitu ba’duküm li ba’din adüv ve leküm fil erdi müstekarruv ve metaun ila hiyn

İkisinin de ayağını kaydırdı şeytan oradan böylece ikisini de bulundukları yerden çıkardı ve dedik inin bazınız bazınıza düşman olarak ve sizin için yeryüzü bir duraktır ve bir zamana kadarda faydalanma yeridir

(36) Then did Satan make them slip from the (Garden), and get them out of the state (of felicity) in which they had been. We said: “Get ye down, all (ye people), with enmity between yourselves. On earth will be your dwelling place and your means of livelihood – for a time.”

1. fe : o zaman, fakat
2. ezelle-humâ : onları (o ikisini) kaydırdı (ayağını
3. eş şeytânu : şeytan
4. an-hâ : ondan, oradan
5. fe : artık, böylece
6. ahrece-humâ : onları (ikisini) çıkardı
7. mimmâ (min mâ) : şeyden
8. kânâ : ikisi oldular
9. fî-hi : içinde
10. ve : ve
11. kulnâ : biz dedik
12. ihbitû : (ikiniz) inin
13. ba’du-kum : sizin bazınız
14. li : … e, için
15. ba’din : bazınız
16. aduvvun : düşman
17. ve lekum : ve sizin için
18. : içinde, de
19. el ardı : arz, yeryüzü
20. mustekarrun : kararlaştırılmışolan, karar kılma,
21. ve metâun : ve meta, geçinme, maişetini temin etme,
22. ilâ : … e kadar
23. hînin : belli bir zaman

فَأَزَلَّهُمَاbunun üzerine o ikisini kaydırdı الشَّيْطَانُşeytanعَنْهَاoradanفَأَخْرَجَهُمَاve onları çıkarttı مِمَّا كَانَا فِيهِbulundukları yerden وَقُلْنَاdedik kiاهْبِطُواininبَعْضُكُمْ لِبَعْضٍkiminiz kiminize عَدُوٌّdüşman olarakوَلَكُمْsizin için vardırفِي الْأَرْضِyeryüzündeمُسْتَقَرٌّyerleşim yeriوَمَتَاعٌve geçimlikإِلَى حِينٍbelli bir vakte kadar

Advertisements