31

٣١

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ

(31) sümme inneküm yevmel kiyameti inde rabbiküm tahtesimun
Sonra kıyamet günü sizler Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız

(31) In the End will ye (all), on the Day of Judgment, settle your disputes in the presence of your Lord.

1. summe : sonra
2. inne-kum : muhakkak ki siz
3. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
4. inde : yanında, katında, huzurunda
5. rabbi-kum : sizin Rabbiniz
6. tahtasımûne : hasım olacaksınız, davalı ve davacı olacaksınız


AÇIKLAMA

“Andolsun, biz bu Kur’an da insanlara, öğüt almaları için her misalden (örnekler) gösterdik. Korunsunlar diye, pürüzsüz bir Arapça Kur’an indirdik.” Yani andolsun, biz insanlara, kendilerinden istenenleri, örnekler vererek açıkladık. Onlar, dinleri konusunda bu örnek olayların her birisine muhtaçtırlar. Kendilerini korkutmak ve sakındırmak için bu temsiller arasında, geçmiş asırlara ilişkin olanlar da vardır. Meselâ, anlamın anlaşılmasını ve tesirli olmasını kolaylaştırır. Umulur ki onlar öğüt ve ibret alırlar. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz, ama onları, bilenlerden başkası düşünüp anlamaz.” (Ankebût, 29/43). Kısacası insanlara misaller verilmesindeki hikmet, Rablerinden korkmaları ve içinde bulundukları karanlıktan çıkmaları için bu misallerin onlara bir öğüt ve hatırlatma vesilesi olmasıdır.

Burada Kur’an, şu üç özellikle anlatılmaktadır: Birincisi; Kur’an olması, yani kıyamet kopana kadar mihraplarda okunacak bir kitap olması. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki Zikr’i biz indirdik; onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr, 15/9). İkincisi; Kur’an’ın Arapça olması, apaçık Arap diliyle indirilmiş bulunması. Yani fesahat ve belagat sanatlarının ustalarını kendisiyle yarışmaktan aciz bırakan bir üslûba sahip olması. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “De ki: “Andolsun eğer insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar, yine onun bir benzerini getiremezler; birbirlerine arka olsalar da.” (İsrâ, 17/88). Üçüncüsü de Kur’an’ın pürüzsüz, yani çelişkiden uzak olmasıdır. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer o, Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı.” (Nisa, 4/82). Dolayısıyla onlar, umulur ki, kendilerini sakındırmaya yönelik olarak zikrettiklerimizle Allah’ın gazabından korunurlar.

Yukarıdaki ilk iki ayette geçen, “öğüt almaları için” ve “korunsunlar” ifadelerinin bu sıra ile gelmiş olması, öğüt almanın, korunmadan önce gelmesi sebebiyledir. Zira kul, Kur’an’dan öğüt alıp, ayetlerin anlamını kavradığı zaman, korunma ve sakınma zaten hasıl olacaktır.

Daha sonra Allah Tealâ, muvahhid mümin ile müşrik kâfir hakkında bir misal zikretmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Allah şöyle bir misal verdi: Birbiriyle çekişen birçok ortakların sahip olduğu bir adam ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adam. Şimdi bu ikisinin durumu bir olur mu?” Yani Allah Tealâ, birden fazla tanrıya kulluk eden müşrik için birden fazla sayıda sahibi olan bir köleyi misal verdi. Bu adamın sahipleri, müştereken sahip oldukları bu köle hakkında, kötü ahlâkları ve bozuk tabiatları sebebiyle ihtilâfa ve çekişmeye düşmüşlerdir. Bunlardan her birinin bu köle hakkında farklı bir görüşü ve ona gördürmeyi düşündükleri farklı bir ihtiyacı vardır. Bu durumda bu köle ne yapacaktır? Ortakların hepsini nasıl memnun ve razı edecektir? İşte birden fazla tanrıya kulluk eden müşrik kimsenin hali de böyledir. Onun, sözkonusu tanrıların tümünü razı etmesi mümkün değildir.

Allah Tealâ, muvahhid mümin için de, bir tek şahsa ait olan bir köleyi misal vemektedir. Sahibine, bu kölenin sahipliği konusunda bir başkası ortak değildir. Bu kölenin efendisi ondan birşey istediği zaman köle, herhangi bir şaşkınlığa ve tereddüde düşmeden, onun isteğini hemen yerine getirecektir. İşte bu kimse, Allah’tan başkasına kulluk etmeyen mümin gibidir; mümin, Rabbinden başkasını razı etmek için gayret etmez. Böyle bir kimse emniyet ve huzur içinde midir, yoksa şaşkınlık içinde midir?

Bu iki köle, özellik ve durum bakımından bir midirler? Yani bu ikisi bir değildir. Aynı şekilde Allah yanında başka ilâhlara da kulluk eden müşrik ile, yalnızca, kendisinden başka ilâh olmayan Allah Tealâ’ya ihlasla kulluk eden mümin de bir değildir. Bu ikisi arasında ne kadar büyük bir fark vardır!

Bu misal açık-seçik ve zahir olduğuna göre Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Hamd yalnız Allah’a mahsustur, fakat çokları bilmiyorlar.” Yani onlar aleyhine hüccet getirdiği için, hamd başkasına değil, yalnızca Allah’a mahsus olduğu için ve İslâm’a ve hakka ulaşmayı nasip ettiği için Allah’a hamdolsun. Ne ki, insanların ekserisi bu farkı bilmiyor ve Allah’a, başka varlıkları ortak koşuyorlar.

İnsanların çoğunluğunun hakkı bilmemesi ve bu misalden gerekli dersi çıkarmaması dolayısıyla Allah Tealâ, onlara, kendilerini ölümle tehdit ederek, bütün yaratıkların sonunda varacakları yerin Allah Tealâ’nın huzuru olduğunu haber vermektedir. Onlar orada Allah Tealâ huzurunda mahkemeleşeceklerdir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalarınız görülecektir.” Yani ey Rasul! Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra, dünyadayken tevhid ve şirk konusunda ki ihtilâfınız hususunda Allah katında davalaşma olacak ve Allah Tealâ sizin aranızda kıyamet günü hüküm verecek. Bu mahkeme sonucunda mümin, muvahhid ve ihlaslı kullar kazanacak, kâfir, inkarcı, müşrik ve yalanlayıcı kullar ise azap görecek.

“Sen de öleceksin…” kavl-i ilâhisi, Hz. Peygamber’in ecelinin geldiğini haber veren ve sahabeye, onun yakında vefat edeceğini, dünyada ebedi kalmayacağını bildiren bir ayettir. Zira onlardan bazıları Hz. Peygamber’in ölmeyeceğine inanıyordu. Yine bu ayet, Kureyş’in kâfirlerinin, fırsat ellerindeyken bunu değerlendirmelerini, bir an önce iman ederek, Hz. Peygamber hayattayken vahyi kendisinden alıp öğrenip istifade etmelerini teşvik etmektedir. Çünkü Hz. Peygamber onların arasında sonsuza kadar değil, az bir süre kalacaktır.

“Sonra kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalarınız görülecektir.” Bu ayet sadece müminlerle kâfirlerin ahiret yurdunda aralarında davalaşacaklarını bildirmemekte, aksine dünyadayken aralarında çekişme ve anlaşmazlık olan herkesi kapsamaktadır. Zira kıyamet günü bunların arasındaki husumet de tekrar geri gelecektir. Bu ayet, Hz. Muhammed (s.a.)’in de kıyamet günü kavmiyle davalaşacağını ve onlara, peygamberliğin gerektirdiği hususları tebliğ ve kendilerini azapla korkuttuğunu söyleyerek onlar aleyhine hüccet getireceğini; onların da onunla davalaşacağını ve anlamsız şeyleri mazeret olarak ileri süreceklerini göstermektedir.

Tirmizî -hakkında hasen-sahihtir diyerek- Zübeyr b. Avvâm (r.a.)’dan rivayet ettiğine göre, Rasulullah (s.a.)’a “Sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra kıyamet günü Rab’inizin huzurunda davalarınız görülecektir” ayeti indiği zaman Zübeyr (r.a.), “Ya Rasulallah! Yani dünyadayken aramızda olanlar o gün tekrar mı edilecek?” diye sormuş, Hz. Peygamber de şöyle cevap vermiştir: “Evet. Aranızdaki ihtilâflar size tekrar getirilecektir. Ta ki her hak sahibi hakkını alana kadar.”

İmam Ahmed de Ukbe b. Amir (r.a.)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü davalaşacak hasımlardan ilki, komşulardır.”

Yine İmam Ahmed, Ebû Sa’îd Hudrî (r.a.)’den şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber buyurdu ki: “Nefsimi kudret elinde bulundurana yemin olsun ki, iki koç bile aralarında toslaştıkları konuda davalaşacaklardır.”

Hadis hafızı Ebû Bekir Bezzâr’ın Enes (r.a.)’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Kıyamet günü zalim ve hain imam (devlet başkanı) getirilir ve onun idaresi altındaki halkı onunla davalaşır. Sonunda ona galip gelirler. Bunun üzerine ona, “Cehennemin temellerinden birini doldur.” denilir.”