101

١٠١

وَاِذَا بَدَّلْنَا ايَةً مَكَانَ ايَةٍ وَاللّهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا اِنَّمَا اَنْتَ مُفْتَرٍ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَايَعْلَمُونَ

(101) ve iza beddelna ayetem mekane ayetiv vallahü a’lemü bima yünezzilü kalu innema ente müfter bel ekseruhüm la ya’lemun
değiştirdiğimiz zaman bir ayetin yerine başka bir ayeti Allah neyi indirdiğini en iyi bilendir dediler “ancak sen bir iftiracısın” hayır! onların çoğu bilmezler

(101) When we substitute one revelation for another, and Allah knows best what he reveals (in stages), they say, thou art but a forger: but most of them understand not.

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. beddelnâ : biz değiştirdik
3. âyeten : bir âyet
4. mekâne : yer, mekân
5. âyetin : bir âyet
6. vallâhu a’lemu : ve Allah bilir
7. a’lemu : bilir
8. bimâ : şeyi
9. yunezzilu : indirir
10. kâlû : dediler
11. innemâ : sadece, ancak
12. ente : sen
13. mufterin : iftira eden, kendisi uyduran
14. bel : hayır, tam aksi, bilâkis
15. ekseru-hum : onların çoğu
16. lâ ya’lemûne : bilmezler, bilmiyorlar


SEBEB-İ NÜZUL
Biz, bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman, Allah ne indirdiğini gayet iyi bilirken onlar: “Sen sadece uyduruyorsun. ” derler. Hayır, tam aksine onların çoğu bilmezler.


Advertisements