226

٢٢٦

وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَالَا يَفْعَلُونَ

(226) ve ennehüm yekulune ma la yef’alun
Ve onlar söylerler yapmadıklarını

(226) And that they say what they practise not?

1. ve enne-hum : ve onların ….. olduğunu, muhakkak ki onlar
2. yekûlûne : diyorlar, söylüyorlar, söylerler
3. : şeyler
4. lâ yef’alûne : yapmıyorlar


SEBEB-İ NÜZUL
l. İbn Abbâs’tan rivayete göre “Biz de Muhammed’in söyledikleri gibisini söyleriz.” deyip Hz. Peygamber (sa)’i hicveden şiirler söyleyen, çevrelerine onların söyledikleri hicviyeleri ve şiirleri dinlemek üzere bedevilerin toplandığı Abdullah ibnu’z-Ziba’râ, Hübeyre ibn Vehb el-Mahzûmî, Müsâfi’ ibn Abdi Menâf, Ebu İzze el-Cumahî ve Ümeyye ibn Ebi’s-Salt gibi müşrik şâirleri hakkında nazil olmuştur. Ayetteki şairlere tabi olan “azgınlar”dan maksat işte o şairlerin Hz. Peygamber (sa)’i ve getirdiklerini hicveden şiirlerini dinlemek üzere onların çevrelerinde toplanan bedevilerdir.

2. İkrime de şöyle demiştir: İki şair karşılıklı olarak birbirlerini hicvediyorlardı. Çevrelerinde bulunan insanlardan bir grubu bunlardan birisini desteklerken diğer bir grup da ötekine destek veriyordu. İşte bu âyet-i kerimeler bunun üzerine nazil olmuştur.

İbn Abbâs’tan rivayetle Avfî şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sa)’ın ahdinde (zamanında, onun hayatında) birisi ansardan, diğeri de başka bir kabileden iki şair karşılıklı olarak birbirlerini hicvediyorlardı. Her birerinin etrafında da kavimlerinin beyinsizleri (sefihleri) toplanmış bulunuyordu. İşte bunun üzerine Allah Tealâ: “Şairlere gelince; onlara da ancak azgınlar tabi olurlar…” buyurdu.

3. Muhammed ibn İshak’ın bazı ashabından, onların da Atâ ibn Yesâr’dan rivayetlerine göre o şöyle demiştir: “Şairlere gelince; onlara da ancak azgınlar tabi olurlar.” âyetinden başlamak üzere Sûrenin sonuna kadar olan âyetler Hassan ibn Sabit, Abdullah ibn Revâha ve Ka’b ibn Mâlik hakkında nazil oldu.

Bu iki rivayeti verdikten sonra İbn Kesîr der ki: Sûre Mekkî olduğuna göre bu âyetlerin Ansar şairleri hakkında olması çok şüphelidir. Üstelik bu rivayetler mürsel rivayetler olup bunlara dayanarak hüküm vermek de zordur. Ancak istisna edilen âyetin yani “Ancak iman etmiş, salih ameller işlemiş, Allah’ı çokça zikretmiş ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazanmış olanlar müstesnadır.” âyetinin (âyet: 227) hükmüne Ansar şairleri girdiği gibi daha önceden yani müşrik iken İslâm’ı, müslümanları, Hz. Muhammed’i hicveden şiirler söyleyip de daha sonra tevbe edip imana gelen, müslüman olan şairler ve daha sonra gelecek bütün şairlerden tevbe edenler elbette bu hükme dahil olacaklardır. Başka bir ifadeyle sebebin hususi olması hükmün umumi olmasına engel değildir.

4. Mukatil der ki: Bunlar müşriklerin şairleridir. Abdullah ibnu’z-Ziba’râ, Ebu Süfyan ibn Harb, Hübeyre ibn Ebî Vehb ve diğerleri: “Biz de Muhammed’in söylediği şeyler gibisini söyleyebiliriz.” deyip şiir söylerler; çevrelerine azgınlar, müslümanlara işkence edip karşı duranlar toplanır, onların şiirlerini dinler ve başkalarına da naklederlerdi. İşte bu âyet-i kerimeler onlar hakkında nazil oldu. Bunlardan Ebu Süfyan ve İbnu’z-Ziba’râ daha sonra müslüman olmuşlardır.

Advertisements