43

٤٣

هُوَ الَّذى يُصَلّى عَلَيْكُمْ وَمَلءِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنينَ رَحيمًا

(43) hüvellezi yüsalli aleyküm ve melaiketühu li yuhriceküm minez zulümati ilen nur ve kane bil mü’minine rahiyma
O’dur size rahmet eden ve o’nun melekleri de sizi zulumattan nura çıkarmak için (O), mü’minlere çok merhametlidir

(43) He it is Who send blessings on you, as do His angels, that He may bring you out from the depths of Darkness into Light: and He is Full of Mercy to the Believers.

1. huve : o
2. ellezî : ki o
3. yusallî : salât eder
4. aleykum : sizin üzerinize
5. ve melâiketu-hu : ve onun melekleri
6. li yuhrice-kum : sizi çıkarması için
7. min ez zulumâti : karanlıklardan
8. ilâ en nûri : nura
9. ve kâne : ve oldu
10. bi el mu’minîne : mü’minlere
11. rahîmen : rahîm olan (Rahîm esmasıyla tecelli eden)


SEBEB-İ NÜZUL

a) Mücahid der ki: “Şüphesiz Allah ve Melekleri O Peygamber’e salât eder­ler. Ey iman edenler siz de O’na salât ve selâmda bulunun.” (Ahzâb, 33/56) âyet-i kerimesi nazil olunca Hz. Ebu Bekir: “Ey Allah’ın elçisi, Allah sana ne vermiş, bahşetmişse mutlaka bizi de ona ortak etmiştir, demiş ve işte onun bu sözü üzerine bu “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size rahmetiyle salât etmekte olan O’dur…” âyet-i kerimesi nazil olmuş.

b) İbn Abbâs’tan rivayete göre ise sanki “Şüphesiz Allah ve Melekleri O Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler siz de O’na salât ve selâmda bulu­nun.” âyet-i kerimesi nazil olunca ashab-ı kiraz serzenişte bulunmuş ve: “Ey Allah’ın elçisi, bu sadece sana mahsus, bize bir şey yok.” demişler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş Aslında birinci rivayet­teki Hz. Ebu Bekir’in sözünde de bir serzeniş ve bir beklenti açık olmasa de sezilmektedir. Dolayısıyla iki rivayet arasında bir zıtlık veya çelişki söz konusu değildir.

Advertisements